|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, Malî Sektörü Yeniden Yapılandırma Kanunu'nu kısmen veto ederken, beklediğimiz gibi davrandı. Hem kamu görevlisi olacaksınız, hem de tasarruflarınız açısından, diğer kamu görevlilerinin muhatap kaldıkları hesap verme yükümlülüğünü taşımayacaksınız. Belediye başkanlarının, bakanların canı yok mu? Bir Danıştay kararını uygulamadıkları için dahi, Türk Ceza Kanunu'nun 330'uncu ve 340'ncı maddelerinden yargılanabiliyorlar; görevi ihmal, görevi suistimal iddiasıyla sık sık karşı karşıya kalıyorlar. Bazen ihaleye fesat karıştırdıkları için suçlandıkları da oluyor. Her üst düzey memur, muhtelif iddialarla karşılaşıyor; mahkeme önünde hesap veriyor. İşte Merkez Bankası eski Başkanı Gazi Erçel. İşte eski Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp. Eski Halk Bankası Genel Müdürü Yenal Ansen vs.
* * *
IMF, bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının yükseltilmesini talep ediyor. Kamu görevlilerinin hesap vermemesini veyahut üst kurulların faaliyetlerinin Sayıştay tarafından denetlenmemesini değil. Hatta, 4 milyar doların bankalara aktarılmasını da İMF istemedi. Derviş bunu açıkladı. Türk yetkilileri, İMF'yi ikna ettiler ve Dünya Bankası'ndan kaynak buldular. Bütün bu gerçeğe rağmen, İMF sopası kullanılarak, Meclis'in yola getirilmeye (!) çalışıldığına şahit oluyoruz. Basının büyük bölümü midesinden devlete/hükûmete bağımlı. Bu yüzden, halkın gerçekleri öğrenmesinin önünde aşılması güç engeller var. "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar da" işin cabası.
Chomsky'nin görüşü
Milliyet'te, Ece Temelkuran, Noam Chomsky'nin bir görüşünü okurlarına aktarmış. Hani şu yazdığı kitap, Türkiye'de DGM'lik olan Noam Chomsky. "İnsanları itaatkâr kılmanın zekice yolu, kabul edilebilir düşüncenin alanını alabildiğince sınırlamak, ama o alan içinde canlı tartışmaların yapılmasını sağlamaktır. Bu tutum, insanlara düşünce özgürlüğünün varolduğu hissini verirken, tartışmalara, sistemin koyduğu sınırları dayatır" diyor Chomsky. Ece Temelkuran ilâve ediyor: "Sizin özgürlüğünüz, Laila'nın toplumsal patlamaya neden olup olmadığını tartışacak kadardır. Sistemin, sizin için kurduğu oyun bahçesinin çitlerini aşarsanız, bir yeriniz mutlaka uf olur." Oyun bahçesinin çitleri, düşüncenizin, hatta bilginizin sınırlarını çizer. Böyle bir toplumda, gerçek habere ulaşmak ve doğru bilgilenmek de çok zordur. Türkiye'de kaç kişi, Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği hükümlerin, İMF'nin değil, sadece Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Vural Akışık'ın ve üyelerinin talebiyle, BDDK Başkanı Engin Akçakoca ve Bakan Derviş'in ısrarıyla, kanun metnine konulduğundan haberdar bulunuyor? Veyahut kaç kişi, 312'nci maddenin 1'inci fıkrası ile, başörtülülere tuzak kurulduğunun farkında? Kaval çalmak
Böyle bir ortamda, doğru bilgiye ulaşamayan insanların hatalı yorumlar yapması, kolayca aldatılmaları da kaçınılmaz olur. Meselâ Meclis Başkanı Ömer İzgi, Yavuz Donat'ı cevaplandırırken, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 312'nci maddeyi ibra etmiştir" diyebiliyor. (28 Ocak 2002 - Sabah) İzgi'nin örneğini verdiği Mehdi Zana davasında, Zana'nın PKK'yı (şiddeti) desteklemesi sebebiyle, güdülen meşru amaç (ülke bütünlüğü) ile ceza arasında orantı bulunduğu, cezanın demokratik toplum gereklerine uygun olduğu, acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiği, -Güneydoğu'da, PKK'nın terörist eylemlerinin sürdüğü bir vasatta- , açık ve mevcut bir tehlikeyi önlemeye yöneldiği kabul edilmiştir. Sadece Mehdi Zana davasında 312'nci maddenin uygulanması, sözleşmeye uygun bulunmuştur. Bunun haricinde çok tartışılan İncal davası da dahil, 312 yüzünden Türkiye hep mahkûm edilmiştir. Koskoca Meclis Başkanı gerçeği saklama cesaretini, düşünce bahçemizi, bilgi hazinemizi sınırlayan, çitlerin mevcudiyetinden alıyor. Nasıl olsa, gerçekler hasır altı edilmiş durumda. Bulanık suda balık avlamak kolay. Toplumu ikna ederek siyaset yapmak yerine, "Kaval çalarak" sürüyü gütmek tercih ediliyor Türkiye'de.
Sürüye katılmak
Cumartesi günü Marmara İlahiyat talebelerinin, Dedeman'da tertip ettikleri toplantıya katıldım. Orada Hak-İş Başkanı Salim Uslu, güzel bir cümle sarfetti: "Evlâtlarınızı kuzu gibi yetiştirmeyin ki, koyun gibi güdülmesinler." Türkiye'de demokratik çabaların hüsranla sonuçlanmasında, sanırız, bu psikolojinin de önemli bir rolü var. Zulme karşı direnme ve hak arama kültürünü bastıran bir itaat kültürü ile karşı karşıyayız. Nazım Hikmet'in hakkını aramayanları suçlayan mısralarını hatırlıyoruz: "...koyun gibisin kardeşim / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin / ve adetâ mağrur koşarsın salhaneye / ve bu dünyada bu zulüm senin sayende / ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek / ve halâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama / kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!"
Vesayet demokrasisi
Liberal Düşünce dergisinin son sayısında Zühtü Arslan, vesayet demokrasisinden söz ediyor: "'Senin için iyi olan başkaları için de iyidir; gerçek senin elindeyse, yolunu yitirmiş koyunları doğru yola getirmen gerekir; hangi yolla olursa olsun...' diyor Amin Mallouf. İbraniler tarafından geliştirilen 'pastoral iktidar geleneğinde', 'çoban kral', kendisine emanet edilen sürünün esenliğinden sorumludur. Burada, sürüden ayrılanı takip edip doğru yola getirmek, yeniden sürüye katmak, çoban kralın aslî görevlerindendir. Modern dönemlerde de, siyasal seçkinler 'yoldan çıkanları doğru yola getirmek için' kimi zaman beyin yıkama ve propaganda gibi yöntemleri, kimi zaman da şiddet yöntemini, çoklukla iki yöntemi birlikte kullanırlar."
* * *
Siyaset alanını daha da daraltmaya yönelik 159 ve 312'nci maddeler, Meclis gündeminde. Çitin içinde besili koyun gibi kalmak yerine, sırat köprüsünü geçmeye çalışan keçi olmak tercihe şayandır. Hayali tehlikelerle, hatalı bilgilerle, kitleleri koyun gibi gütme alışkanlığı artık siyaset literatüründen çıkmalı.
1) SABAH GAZETESİ'NE CEVAP
Eşim Emin Şirin'e yönelik iddialar tamamen siyasi bir mahiyet taşıyor. DGM Savcılığı'ndan İstanbul Adliyesi'ne intikal eden iddianamede tam 180 isim mevcut. 180 kişi (belediye görevlileri ve belediyeyle iş yapanlar) çete kurup,belediyenin kaynaklarını kullanarak Tayyip Erdoğan'ı başbakanlığa hazırlıyormuş! Danıştay'ın dün gazetemizde yayınlanan kararı, çete iddiasını mesnetsiz kılıyor. Ama buna rağmen, Sabah gazetesi, hapiste bulunmasını bize fatura eden Dinç Bilgin'in talimatıyla, gene Emin Şirin'e sataşmış. Emin Şirin'in Gardenia'nın ortağı sıfatıyla İSTAÇ ve Ağaç AŞ'ye 4 trilyon liralık gül sattığını ileri sürmüş. Bir kere, 1)İSTAÇ'a, Gardenia grubunun herhangi bir gül satışı yok. 2)Gardenia Çiçekçilik ve Fidancılık AŞ - Riccardo Disperati, gene belediyenin bir yan kuruluşu olan Ağaç ve Peyzaj AŞ'ye Nisan 2000'de 130 bin adet, 223 milyarlık peyzaj gülü, Temmuz 2000'de ise 17bin adet, 29 milyar liralık ikinci parti peyzaj gülü satmıştır. 3)Emin Şirin'in bu şirkette hiçbir ortaklığı bulunmamaktadır. 4)Emin Şirin'in Gardenia şirketiyle "Gardenia Süs Bitkileri Üretim ve Pazarlama AŞ" adı altında kurduğu ortaklık, Ağaç AŞ'ye gül satışından 8 ay sonra, Mart 2001 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu şirketin hiçbir ticari faaliyeti olmamıştır. Yani gül de dahil, kimseye hiçbir şey satmamıştır. 5)Emin Şirin'in ortağı olmadığı Gardenia Çiçekçilik ve Fidancılık AŞ - Riccardo Disperati'nin, Ağaç AŞ'ye gül satışı, Eyüp Savcılığı'nda incelenmektedir. Söz konusu dosyada sanık olarak Emin Şirin'in adı mevcut değildir. 6)Emin Şirin'in temsilcisi olduğu Meilland marka güller, Hollanda, İtalya ve Fransa'da yapılan bir araştırma sonucu, İSTAÇ tarafından, doğrudan doğruya, üretici firma Meilland'dan alınmıştır. Sıkı bir pazarlık sonucu ve Emin Şirin'in de temcilsi sıfatıyla alacağı komisyondan vazgeçmesi neticesinde, fiyat düşük bir seviyeye çekilmiş ve İSTAÇ büyük bir iskonto elde etmiştir. 7) Zaten Bülent Akarcalı'nın yazılı sorusuna verdiği cevapta İçişleri Bakanı Kazım Yücelen de, İSTAÇ'ın ve Ağaç AŞ'nin aldığı güllerin hem ucuz, hem de dayanıklı olduğunu, ortada hiçbir suistimal bulunmadığını belirtmiştir. Görüldüğü gibi 4 trilyonluk bir gül satışı yapılmamıştır. Emin Şirin ise zaten bu alışverişin içinde değildir. Sadece Meilland firmasının Türkiye'deki temsilcisidir. Bilahare, tacizlerden bizâr olup temsilciliği bırakmıştır. Bankasının içini boşaltıp halâ gazetelerini istedikleri gibi yönlendirenlere bir çift sözümüz var: "Gazeteni silâh gibi kullanma! Meslek haysiyetini ayaklar altına aldığın halâ yetmedi mi?"
2) MIRNAV DİYEN KARAKEDİYE "PİSSST"
Tevazuu elden bırakmak doğru değil ama, bazen "fazla mütevazı olma seni zavallı zannederler" sözüne itibar etmek gerekiyor. Yazıları dar bir çerçevenin dışında hiç okunmayan, yıllardır mücadelesini verdiği tabanda bile fazla rağbet görmeyen bir köşe yazarı -yazarcık- durup dururken, saygıyı aşan cümlelerle bize saldırmış. "Fazilet bizi savunmayı unutmuş" başlıklı makalemi, akıl, izan ve nefsini biraz zorlayarak dikkatlice okuyabilseydi, orada, Erbakan'a veyahut Recai Kutan'a bir sitem olmadığını anlardı. Nitekim Vakit gazetesinden Serdar Arseven görüşümüzü sütununa doğru olarak yansıtmış: "Nazlı Hanıma gelince... O, 'Benim kimseye dargınlığım, öfkem yok' diyor. Recai Kutan'ı ya da bir başkasını suçlamak gibi bir niyetinin olmadığının altını ısrarla çizen Ilıcak, şöyle devam ediyor: 'Ben sadece bir tesbitte bulundum. Beni savunmadılar da onun için milletvekilliğim düştü demiyorum, bu mücadeleyi birileri beni savunsun diye vermedim.' İşte efendim vaziyet böyle, ortada, Kartel'in iddia ettiği gibi 'Beni bir kenara attılar' diye yorumlanacak bir tavır yok. Zira Nazlı Hanım, Fazilet'lilerin davranışını kabul edilebilir sınırlar içinde görebilecek kadar anlayışlı." (26 Ocak 2002 - Vakit) Bize sütunundan sataşan arkadaş, kedi-ciğer hikâyesindeki duyguları taşıyor. Ona, "pissst buradan karakedi" derken, iki noktaya parmak basmak isteriz. Sitemlerimde Mehmet Ali Şahin'den hiç bahsetmemiştim. Acaba karakedi, sahibini eleveren bir boşboğazlık içinde mi? Yoksa, bütün bu sürtünüp yaltaklanmalar, bir türlü kabul görmediği aday listelerinde seçilebilecek noktaya tırmanmak için mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |