T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mandepsi

İnsanın içinde yaşadığı her düzen kendi ahlâkını da yedeğinde taşır. Şöyle de söylemek mümkün: her düzen, kendine hayatiyet bahşeden "ilke" veya "ilkeler"in kendi içinde barındırdığı zihniyete göre bir ahlâkî yapıyı da oluşturur. O düzenin parçası olarak yaşayan kişilerin o ahlâkî yapıyı, benimsemeseler bile, bir başlarına değiştirmeleri zor veya imkânsızdır.

Monarşizmin, aristokrasinin, demokrasinin, sosyalizmin.. ve bunlarla bağlantılı olarak yaşanan iktisadî dizgelerden herbirinin gerektirdiği ve kişiyi öyle yaşamaya ve davranmaya zorladığı bir ahlâkî yapı mevcuttur. Sosyalist dizgede yaşayıp monarşizmin gerektirdiği siyasal davranışı tutturamazsınız; demokratik dizgede yaşayıp anarşizmin isteri olan tutumu dayatamazsınız. Böyle dayatmalara giriştiğiniz anda, içinde yaşadığınız dizgenin, önünde sonunda sizi dışlamasına boyun eğmek zorunda bırakılabilirsiniz.

İmdi, liberalizmin veya demokrasinin de insanlardan talep ettiği bazı ahlâkî tutum ve davranış biçimleri mevcuttur: rekabet, ona bağlı olarak bencillik, ona bağlı olarak bireycilik, ona bağlı olarak açgözlülük, ona bağlı olarak oportunizm (fırsatçılık), ona bağlı olarak ilkesizlik ve ona bağlı olarak kişinin kendini ahlâkî kayıtlardan azade hissetmesi hali... Kimilerinin sandığı gibi, liberalizm veya demokrasi yalnızca ahlâksızların, ikiyüzlülerin, alçakların, mürailerin, üçkâğıtçıların, dolandırıcıların, sözünde durmayanların, emniyeti suistimal edenlerin, vurguncuların, soyguncuların, talancıların, beleşçilerin.. foyasını meydana çıkaran bir rejim değildir. Aynı zamanda bu tür fırsatçılara hayat ortamı açan bir rejimdir.

Demokratik düzenin gerektirdiği ahlâkî ortam içinde insanın mandepsiye düşmemesi için uyanık olması gerekir. Sadece mandepsiye düşmemek yetmez, mümkünse ve elinden geliyorsa başkalarını mandepsiye düşürmenin ortamını hazırlamak da gerekiyor. Aksi takdirde kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz: insanlar, birbirinin hiffetinden, tecrübesizliğinden, iyiniyetinden, saflığından (saffetinden) yararlanmasının yolunu arayıp bulur: çünkü böyle davranmamak enayilik telakki edilir. Enayi yerine konulmamak için başkasına enayi muamelesi yapman gerekmektedir.

Bütün bunların üstesinden gelebilmek, yani fırsatçılık yapabilmek, yani başkasını enayi yerine koymak, yani başkasını mandepsiye bastırabilmek için acımasız olmak da gerekiyor; hem acımasız, hem muhteris!

Fakat yazık ki, ihtiras, bizatihi kendi zaafını da bünyesinde taşıyan bir "niteliktir". İhtiras tamahkâr olmayı gerektirir. Tamahınsa gözü kördür: küpün içindeki hindistancevizine tamah eden maymun onu ordan çıkarmak için elini küpe sokar ama yumruğunu açmayı akıl edemediği için de mandepsiye düşmüş olur. Şu anda ortalarda görünen bazı muhterisler bu akılsız maymunun konumuna düşmüş görünmüyor mu?


28 Şubat 2002
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED