T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
İstanbul'a 10 Milyon Maydanoz Ekelim Kampanyası

İstanbul'u yeşillendirme adına yapılan çalışmalar her yaz muntazaman bir kampanya havasında yapılır. Belediyeler ve özel şirketler tarafından organize edilen yeşillik çalışmalarını görmüşsünüzdür. Ağaçları diktikten sonra kocaman bir tabelayla da "bu alan tamek salçacık tarafından yeşillendirilmiştir" gibi yazılarla şunu söylemek isterler: "Yaa bak burayı biz böyle yeşillendirdik boru diil yani." İşte böyle kampanyalar biz yeşillikçileri sevindiriyor ve ağlamamak için kendimizi zor tutarken bir yandan da yumruğumuzu kaldırıp başarıya ulaşmanın hırsıyla "işte bu be! Biliyordum, Türkiye çöl olmayacak, adım gibi biliyordum oğlum olmayacak işte, gün gelecek bu fidanlar inadına yeşerecek heeyt be!"

İyi, güzel, hoşta ben diyorum ki, İstanbul'a yüz binlerce ağaç dikmek boşuna ve meşakkatli bir iş, onun yerine "daha yeşil bir İstanbul için 10 Milyon Maydanoz ekelim" kampanyasını başlatıyorum. Bu kampanyaya tüm sivil toplum örgütlerinden ve gönüllü çevrecilerden destek bekliyorum. Şimdi hep beraber maydanoz eksek, soğan eksek (yeşil soğan olması şartıyla) zencefil, roka, reyhan, kekik eksek mis gibi olmaz mı? Yeşillik olsun diye söylemiyorum, yeşil olsun diye söylüyorum. Bu önerim şu an proje aşamasında, bu konuya eğilecek çevreci aynı zamanda vejeteryan arkadaşlara ihtiyacım var.

Niye böyle bir fikri ortaya attığımı merak ediyorsunuzdur? Mesela şöyle soruları duyar gibiyim: "Bu adamın ağaçlarla ne alıp veremediği var ki, hem ağaçlar daha yeşil hem de daha uzun ömürlü" bir başka duyduğum soru da "lan yoksa bu hıyar küçükken ağaçtan falan düştü de ağaçlar bunun bilinçaltında kötü bir intiba mı bıraktı?" ya da "ne demek istiyor acaba, yoksa meyve vermeyen ağacı taşlayın sebzelere sarılın mesajını mı veriyor." Hayır! Demek istediğim şu ki, sen kalk ağaçlar dik, binbir emekle büyüt, besle, o yaşa getir, orman oluştur, tam betondan kurtulduk artık rahat bir nefes alabiliriz derken, ensesi kalın birileri gelsin kıçının rahatı için villa yapmak istesin ve o kampanyayla oluşturulmuş orman alanını kazara yaksın veya usturaya vurulmuş bir kelle gibi (algılamada güçlük çekenler için örnek; Hasan Şaş'ın kafası) dımdızlak ortada bıraksın.

Yok kardeşim ben de ne ağaç dikerim, ne keserim. Onun yerine maydanoz ekerim, birilerinin keyfi için villa yapacaklarsa da sökerim maydanozumu köfte yapıp yerim. Budur yani olay!

Kafamı Bozma Zaten Ağzımız Bozuk

Evde, işte, okulda fark etmez, üç beş kişi bir araya gelip muhabbet de koyulaşınca küfürler havada uçuşuyor. Bazen kızgınlık anında bazen de deşarj olmak için küfürler ediliyor. Ortamda yabancı veya bayan yoksa sisteme, zamlara, derslere, öğretmene, hakeme, genel müdüre, öndeki arabaya, arkadaşına, ayağımızı çarptığımız kapıya, ikiye bölemediğimiz kesmeşekere, pili biten saate, sınavda kırılan kalem ucuna, anteni bozuk televizyona, velhasıl birçok duruma, kuruma ve kişiye çekinmeden küfür edebiliyoruz millet olarak. Kim ne derse desin, millet olarak ağzımız bozuk. Bu küfür olayında da epey üretkeniz yani. Gün yüzü görmemiş, piyasada fazla dolaşmamış ve dillere pelesenk olmamış küfürler var ağızlarda. (Şunu hemen belirteyim ki, "ben küfretmenin iyisini, kötüsünü tartışmıyorum bunu sosyologlar tartışsın, benim yaptığım sadece durum tespitidir" diyerek kendimi şöyle bir sıyırayım ki yazıya rahaaat rahat devam edebileyim.) Şimdi ne diyecem, şu "afedersiniz" mevzusuna değinecem. Bazı adamlar her ortamda ağzına gelen küfrü ediyor, ama diyelim aynı adam basit bir "eşşek" kelimesini mi kullanacak, sanki hiç küfür etmezmiş gibi "bu herif var ya, afedersiniz eşşek hem de tam eşşek, çok afedersiniz!" diye güya durumu hafifletiyor. Ya madem afedersiniz diyecen okkalı bişey söylede değsin.

Özellikle de peltek ve tükürüklü konuşan insanların küfür ettiğini duyunca accayip gülmem geliyor.! Hele bir de ince sesli ve peltekse bir daha küfür ettirmek için elimden geldiğince kızdırıyorum. Ayıp bişey benim yaptığım ama n'apiim, gerçekten komik oluyor ya! Kısaca nasıl kızdıracağınızı da söyleyeyim. Diyeceksiniz ki, "oğlum genel müdür senin performansından pekte memnun değilmiş, sabah erken işe başlamanı istiyor, şöyle saat beş gibi falan şirkete gelmeliymişsin ki müdürün gözüne girebilmeliymişsin. Benden söylemesi yani…" sözünüzü bitirmeden sıralamaya başlayacaktır. Siz de bir köşede karnınız ağrıyana kadar gülebilirsiniz. Daha sonra gülmekten gelen gözünüzdeki yaşları silerken "şaka yaptım şaka" dediğinizde de yiyeceğiniz küfrede hazırlıklı olun.

Coğrafi bölge olarak ele alacak olursak, havasından mıdır, suyundan mıdır nedir, Doğu Karadenizliler yani Lazlar daha çok küfür ediyor. Neredeyse her cümlelerinde bişeyler yer alıyor. Kimi zaman öznenin yerine, kimi zaman dolaylı tümlecin yerine, kimi zamanda ünlem olarak ama muhakkak bir küfür öğesi cümlenin arasına serpiştiriliyor. Şimdi doğrusu Lazların lehçelerine de yakışıyor hani!

Gerçi küfür etmek için de bir çok sebep var ama!..


Sayı 16
 
AHMET OKTAY BERBER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED