|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mazhar-Fuat-Özkan... Ya da son dönem söyleyişiyle MFÖ... Öyle bir grup ki, bildiğimiz halde yıllarca onları tek bir kişiymiş gibi algıladık... Hani üç isimliler vardır ya, (Orhan Seyfi Orhon, Nadir Hilkat Çulha, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi...)biz de öyle kabullendik. Oysa yıllar sonra onlar tek isimler olarak karşımıza çıkmaya başlayıp bizlere sürpriz yaptılar. Önce Fuat Güner karşımıza kendi albümüyle çıktı... Özkan'ı sinema filmlerinde ve TV dizilerinde izlemeye başladık sıkça... Ve Mazhar Alanson... Önceleri medyada Cem Yılmaz ile arkadaşlığı gündeme geldi, bir süre bu dostluk ilişkisi ile anılır oldu. Oysa Mazhar Alanson'da kalbinin sesini duyurma çalışmalarına girmişti. Nitekim, uzun ve zorlu bir süreçten sonra 'Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar' isimli albümünü çıkardı. Mazhar Alanson'u tek başına dinleyeceğiz derken, medya bazı şarkılara eşlik eden Cem Yılmaz'ı da albüme kattı. Sanki MFÖ'den sonra, MC kuruldu. Mazhar Alanson'a geyik soruların yanında, bu gelişmeleri ve son albümünü sorduk. Mazhar bey, herkesin sorduğu bir soruyu sorarak başlayayım, MFÖ dağıldı mı? Hayır, sadece albüm konusunda ayrıyız. Bir dönem kendi albümlerimizi çıkarmak istedik, Onun dışında, konserlerimiz sürüyor, muhabbetimiz kesintisiz devam ediyor. Daha yeni ODTÜ'de binlerce gencin karşısına beraber çıktık. Albümde Cem Yılmaz'da vokal yaptı. Medya haliyle, bu durumu çok öne çıkardı. Neden yaptım dediğiniz oldu mu? (Gülüyor) Bu Cem'e kameraların önünde bir söz verdim ne yapayım. Ama Cem'in müziğe olan kabiliyetini, yatkınlığını biliyordum. Hakikaten boş adam değil, arkadaşım değil babamın oğlu olsa işnde iyi değilse zaten böyle bir şey olamazdı. Dört yıldır albümle uğraşıyorum, Cem, Ankara'da askerlik yaparken bütün aşamalarına şahit oldu, çok konuştuk, bir anlamda bu uzun sürece ortak oldu, ruhunu yakaladı. Bizim evde sabahlara kadar oturduk, güldük konuştuk. E, bütün bunlara Cem'in ritm duygusunu ekleyin... Millet işin içinde Cem de olunca sulu zırtlak birşeyler olacağını sandı ama Cem bayaa şarkı söyledi. Bir konuşmanızda 'Hafız gibi sesi var' diyorsunuz. Doğrudur... Hakikaten öyle. Allah vergisi bir yeteneği var bu arkadaşın. Hem güldürüyor, hem düşündürüyor, hem şarkı okuyor... Bir nevi 'sen neymişsin be abi' durumu mu? Hayır, o şarkıda aslında bir arkadaşımızı anlatıyoruz. Böyle, kendini acayip yerlere koyan, şunu yaptım bnu ettim diye hava basan bir tip. Onunla dalga geçen bir şarkı. Cem öyle demiyor ki... O zaten yapıyor. Dediğim gibi, Allah vergisi bir yeteneği var. Hafız gibi bir sesi ve müziğe çok özel bir kabiliyeti var. Adam gösteri yapıyor, geliyor, yorgun ve bezgin olması gerekirken bu defa müziğin içine bırakıyor kendini. Evinde bir'home studio'su var. Sabahlara kadar kafa şişriyor. Albüme dönelim isterseniz, 'dem bu demdir' parçasıyla başlıyor. Derin bir şarkı... Sonra hafif su yüzüne çıkıp, sanki fok'ların nefes alışı gibi bir nefes daha, hoop tekrar derinlere... Eski anlatıcılar, arif insanlar ağlatırken güldürüp, güldürürken ağlatırlarmış. Eğer beğenildiyse ne mutlu. Dört yıllık emeğin boşa olmadığını gösteriyor bu. Ne diyorum o şarkıda, 'Ne geçmiş var ne gelecek, dem bu demdir barışalım.' Topluma bir mesaj yok. Direk kalbe gönderiyoruz. Beş dakkada değişir bütün işler, bu şarkılar adamı kalbinden şişler. Mazhar Alanson'la konuşurken gülmekten soru sormayı unutuyoruz. Sohbetin akışına bırakıyoruz kendimizi istr istemez. Ortamı o yönetiyor, e karizmatik bir adam ve herkesin Mazhar abisi. Zor bir durum bizimkisi. Gazeteci moduna giremiyoruz bir türlü. Sanki kafasında on tana buharlı gemi çalışıyor. Gelgelelim, böyle bir insanla aynı sohbeti paylaşmak, bu sohbeti okuyanlara aktarmak bir kazanç bizim için. Alanson, geç kalkıyor ve geceleri çalışıyor, herkes elini eteğini çekince ortalıktan... Belki de ilham perileri öyle istiyor bilemeyiz. Ama değişik bir insan olduğu ve de derin bir adam olduğu su götürmez. Soğuk görünen garip bir mizah duygusu var. Biraz daldan dala atlıyoruz ama ne kaparsak kar. O Soyunuk reklam filminden sonra birşeyler değişti mi? (Kahkaha) Bazı arkadaşlarımızın gerçek yüzünü gördük bu reklamdan sonra... Telefon üstüne telefon. İnsanoğlu değişik oluyor kardeşim. Arkadaşına bile güvenmeyeceksin. Hele böyle reklam çekimlerinden sonra. ( Gülüyoruz ) MFÖ'de de olduğu gibi, bu albümde de mistik bir hava var. Keza sözlaer de öyle. Mesela "Ah bu ben, kendimi nerelere koşsam? Saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam. Ah bu ben kendimi nerelerde bulsam Çekilsem sahillere hayaller mi kursam?" Bu bir gelenek mi oldu? Öyle de diyebiliriz. Her albümümüzde mutlaka bir mistik parça kullandık. Evet ben de kullandım. İnsan kendi içinde bir yolculuk yapıyor. Mesela hindistana gittik. Hindistana yolculuk yaparken içimizde de bir yolculuk sürüyordu. Bu bizim kuşağımızın bir özelliği. Çiçek çocuklar, hayatın gerçeğini aramakla geçirdiler ömürlerini. MFÖ'nün Tarihçesi
Her şey Mazhar Alanson ile Fuat Güner'in tanışmasıyla başladı. Bu tanışma ise şöyle oldu: Yıl 1965-66 gibiydi. O zamanlar Beatles'in yeni albümü çıkmıştı.Fuat Güner pasajda yürürken bu albümü Mazhar Alanson'un elinde görmüştü ve beraber dinleyebilir miyiz demişti.Mazhar Alanson bunu kabul edmiş ve tanışmalari böyle olmuştu. Daha sonra ilk grupları kurulur: KAYGISIZLAR... Ali Serdar, Ender Arol , Semih Oksay, Mazhar Alanson, Fuat Güner, Cenap Kıyıkoglu, Mithat Danışan, (Panço Mithat ve Barış Manço'yla da çalışıldı ); bunlar KAYGISIZLARI'ın elemanlarıydılar. Sonra İP UCU BEŞLİSİ diye bir grup daha kuruldu. Galip Baransu(keyboardcu) da onlara katıldı. Fi tarihinde, Woodstock Festivali'nden sonra, 67-68 tarihlerinde plak doldurmaya Almanya'ya giderler fakat festivali görünce plak doldurmayi falan bırakırlar. Plak şirketi onları Almanya'da arıyorken, onlar festival sevdasındaydılar. KAYGISIZLAR gurubunu kurduktan sonra ilk profesyonel çalışmaları Erdek'te Golf Kulübü'nde oldu.Fuat Güner bu iş için evden kaçtığını daha sonra ki röportajlarında şöyle açıklar: Bir ay çalmaya gidiyorduk. Sınıftan kaçmışım, babam, annem kesecekler beni, o durumdayız. Ben de bırakmayacaklarını bildiğim için, geceden gitarı bahçeye gizleyip, sabah bir not bırakıp kaçtım. Evden ilk kaçışım, o zamanlar için büyük hadisedir bu. Çıldırıyorlar. Sonra gelip beni buluyorlar. Demek burda çalışıyorsunuz, himm!gibi durumlar oluyor. Sahneye bir çıkıyoruz, sahnenin altinda Kaygısızlar yazıyor. Bizden önceki gurubun adı da Kaygısızlar -Ankaralı bir gurup, onlar bırakmışlar.Dans müziği yapmaya gidiyoruz, dört saatliğine, fakat elimizde 10 parça var. 10 parçayla 4 saat çalınır mı? Summer time çalıyoruz, yarım saat sürüyor. Bitmeyen Summer Time, Bitmeyen Besamme Mucho'lar var. Böyle olmayacağını anladığımız için biz dört günde seksen parça yaptık. Bu arada sözlerini nasil ezberlediniz diyeceksin, ne ezberlemesi, atıyoruz, ingilizce dışındakilerin hepsini sallıyoruz.1970 yılında Ergin Bener ile tanışırlar (Yonca Plak sirketinin sahibi). "Ya çocuklar siz çok iyi söylüyorsunuz, harikasınız, fakat Türkçe söylemeniz lazım, ingilizce Türkiye'de olmaz" der ve beyinlerini yıkamak için de Mazhar Alanson ile Fuat Güner'i Mavi Yolculuğa çıkartır. Mazhar Alanson da o zaman Devlet Tiyatrosunda okumaktadır. O Türkçe yazmaya başlar. Onlar,o zamandan beri Türkçeyi güzel söyleme (prozodi) çalışırlar. Özkan Ugur 1970 senesinde katıldı. Grubun davulcusu size bir arkadaş getirdim der ve onu herkesle tanıştırır. Pembe yanakli, 15 yasinda bir çocuktur daha.. Çok iyi bas çalıyor, şarkı da söylüyordu... Hep üç ses çalışırdılar (Semih Oksay-Fuat Güner, Mazhar Alanson). Daha sonra Semih Oksay gruptan ayrılır. Mazhar ile Fuat kalır. Fakat şöyle bir sorun vardı,onların Bascısı zaten vardı. O (Sadik-Bas Gitar çalan-) beraber gitmeyeceğini anlayınca ayrıldı. 1970'lerde MAZHAR-FUAT-ÖZKAN üçlüsü beraber çalışmalarına rağmen grup hala MAZHAR-FUAT adındaydı. Ve bu ikili 10 parçalik "TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ"adında LP çıkarttı. Sonra üniversiteler askerlikler geldi geçti. Üçlü Ajda Pekkan'a ve Sezen Aksu'ya beraber vokal yaptı. O zaman Jeyan adında bir kız da onlara katılıyordu. Mazhar ile Fuat bir iki sene görüşemedi. Özkan o arada askerdeydi. Fuat, Ferhan Şensoy'un Şahlarıda Vururlar oyununun müziğini besteledi. Özkan askerden geldiğinde yine Ferhan Şensoy'un bir oyunun müziğini Fuat ile besteledi hem de ikisi de oyunda rol aldı (Kahraman Bakkal Süpermarkete Karsı). MFÖ ayaklarının üstünde durmaya Ajda Pekkan'dan aldıkları vokal parasının Fuat tarafından sütüdyoya harcanmasıyla başladı. Bundan sonra sıcağı sıcağına yaşanan olayları Fuat Güner şöyle açıklıyor: "Grupta kavga çıktı tabii sen bizim paraları nasıl verirsin diye, iyiki de yapmışım. "Ondan sonra da Ele Güne Karşı adlı albümleri çıkar. Albüm patlama yapar.O sene kasete adını veren parça yılın şarkısı seçilir 1985 yılında "Peki Peki Anladık", 1986 yılında "Vak The Rock ", 1987 yılında "No Problem", 1990 yılında "Geldiler", 1991 yılında "Best of MFÖ", 1993 yılında "Agannaga" ve "Dönmem Yolumdan", 1995 yılında Rock sound'u ağırlıklı "M.V.A.B"i çıkarttılar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |