T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Clinton'u İstanbul'da dinledim...

Amerikalılar Türkiye'yi komşu kapısı yaptılar. Son bir ay içerisinde ülkemize gelen 'önemli' Amerikalıların listesini burada vermiştim: Richard Holbrooke... Kati Marton... Richard Perle... Marc Parris... Carol Migdalowitz... Fred Haynes... Henri Barkey... 14 Temmuz günü Paul Wolfowitz de burada olacak...

Önceki akşam, önemli bir Amerikalı'yı dinlemek üzere İstanbul'daydım: ABD'nin 42. başkanı Bill Clinton... Clinton, Çırağan Sarayı'nda toplanan, çoğu kendisini dinlemek üzere bin dolar ödemiş 600 civarında kişiye, "Avrupa Birliği yolunda Türkiye-Avrupa- ABD ilişkileri" konulu bir konuşma yaptı. Toplantı, Clinton'la fotoğraf çektirmek için sıraya girenler yüzünden yarım saat geç bitti.

Clinton'da kendine özgü bir câzibe olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Varlığıyla bir sıcaklık, bir heyecan salıyor etrafa. Konuşması samimi. Yanımdan geçerken bir şeyi daha fark ettim: Clinton da mahçup ünlülerden; kendisine gösterilen ilgiyi yadırgadığı her halinden belli oluyordu... Başka başkanlarla mukayese kabul etmiyor Clinton; mukayese edilen karikatür gibi kalıyor çünkü.

ABD'nin eski başkanının katıldığı bir toplantıda gözlerim Süleyman Demirel'i aradı, yoktu. Misafir Bill Clinton olduğu için "Tansu Çiller gelmiştir" diye düşündüm; etrafta göremedim. Washington'u önemseyen Tayyip Erdoğan'ı'a kadar gelen fırsatı değerlendireceği düşüncem de boşa çıktı. Dâvet edilmediklerini öğrendim.

Şu sıralarda gözlerin üzerinde toplandığı dışişleri bakanı İsmail Cem konuğun hemen yanıbaşındaydı. ABD'ni büyükelçisi Robert Pearson eski başkana masasında refakat ediyordu. Gecenin Türk konuşmacısı başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz da baş masadaydı... Mesut Bey 'teknik' bir konuşma yaptı; tek esprisi Clinton'un Türkiye'ye önceki gelişinin 17 Ağustos depremi sonrasına, şimdiki gelişinin ise bir siyasi deprem sırasına rastlayışına takılması oldu. Söz sırası kendisine geldiğinde, "Umarım her iki depremden beni sorumlu tutmuyorsunuzdur" dedi Clinton... Kulak kabarttım.

Başkanlığa seçilip önündeki sekiz yılı planlamak üzere arkadaşlarıyla çalışmaya başladığında, "Neler yapmamız gerekir?" sorusuna cevap ararken bir ülke gözüne takılmış Clinton'un: Türkiye... "İnanın" dedi biz dinleyenlere, "O çalışmada 'Türkiye'ye ne olacak?' sorusu çok vaktimizi aldı." Türkiye'nin sadece bulunduğu bölgede değil, ABD ve dünya barışı için de 'kilit ülke' olduğu görüşündeymiş... "Türkiye'nin yeri AB'dir" dedi açıkça; "ABD ile stratejik ortaklığın yararlı olabilmesi için de AB üyesi bir Türkiye tercih sebebidir..." Helsinki Zirvesi'nden Türkiye lehinde karar çıkması için bizzat devreye girdiğini söyledi.

Konuşması renkli ve hoştu, ama 1999 kasım ayında TBMM kürsüsünde konuşurken dinlediğim Clinton çok daha 'bilge' bir kişilik sergilemişti. Nitekim, önceki akşam yaptığı konuşmada, TBMM nutkundan bölümler aktarmadan edemedi kendisi de.

Clinton'un üç tavsiyesi oldu. Birinci tavsiye, hergün karşı karşıya kalınan siyasi sorunların büyütülmemesi... ABD başkanı, "Bu da geçer yâhû" felsefesini savundu. İkinci tavsiye, "AB üyeliği için üzerinize düşeni yerine getirin" biçiminde geldi. "Biz de içimize sindiremediğimiz bazı uluslararası oluşumların içine girdik; birarada, birbirine yaslanarak yaşamanın zorunlulukları bunlar" dedi Clinton... Üçüncü tavsiye Kıbrıs ile ilgiliydi. Clinton'un söylediği şu: "Yunanistan'la ilişkilerinizi düzeltip dünyada daha önemli bir rol oynar hale gelmeniz için bu eski sorunu ortadan kaldırmanız şart..."

Bir şey daha söyledi Clinton, "Türkiye'nin AB içerisinde ABD'nin stratejik müttefiği olarak bulunması askeri harcamaları azaltmaz, tam tersine, daha güçlü bir orduya ihtiyacı artırır" dedi. "Avrupa'nın savunması, dünyanın sorunlu bölgelerinde görev Türk ordusuna düşer" demeyi de ihmal etmedi. Bu sözlerini harıl harıl defterime kaydettim...

Amerikalılar konuşurken sözlerini esprilerle süsler. Clinton zaten nüktedan biri, bu yüzden hemen her konuda bir espiri patlatmayı ihmal etmedi. Sözlerine son verirken, Arkansas'taki Wendy's adlı barın vitrininde 24 saat yanan bir duyurudan bahsetti: "Free beer tomorrow..." Geceyi barda geçirip bedava içkiye hak kazandığını iddia eden müşterilere, Wendy's sahibi, "Çık dışarıya da, duyuruyu yeniden oku" dermiş... Clinton, "Kolay gelse bile 'Bugün peşin, yarın veresiye' sloganıyla bir yere gitmeniz mümkün değil; sorunları hemen çözün" diye bağladı konuşmasını...

Geceyi düzenleyen TABA (Türk Amerikan İşadamları Derneği) başkanı Zeynelabidin Erdem organizasyonu Ahmet San'ın ellerine bırakmıştı. Tek aksayan nokta, 'soru-cevap' faslının bir kişinin çok sayıda sorularına emanet edilmesiydi. Biraz önce, masada, "CNN-Türk'ün başından ayrılıyor" haberini aldığım Nuri Çolakoğlu sorularına başladı, ama sonuna kadar götüremedi. Araya giren Sabah'tan Ayşe Özgün ABD'de bile yankı bulabilecek soruyu sordu: "Eşiniz Senatör Hillary Clinton ABD başkanlığına adaylığını koyacak mı? Adaylığını koyar ve kazanırsa nasıl bir başkan olur?" Clinton, "Bana bile söylemiyor, bu yüzden niyetli mi bilmiyorum. Ama, seçilirse müthiş bir başkan olacağına eminim" cevabını verdi.

Türkiye'den Clinton da geçti, Paul Wolfowitz'i bekleyebiliriz.


11 Temmuz 2002
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED