T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Biraz Verdi, biraz Chopin, biraz Beethoven...
Hem baget, hem sopa

Smokinli, asık suratlı bütün bu heriflerin nesi var Allah aşkına?

Gürer Aykal niçin mutsuz?

Halk, kendi içinde tutarlı insanların çıkardığı tuhaf seslerin "müzik" olduğuna niçin inanmıyor?

***

Gürer Aykal kim?

Krem krema, Gürer Aykal'ı, müziğinden çok, her yıl magazin gazetelerine konu olan "Türkiye'nin en seksi erkeği" soruşturmasından tanıyor.

Oysa Gürer Aykal uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını yönetti.

Gürer Aykal önemli bir müzik adamıydı.

Bageti vardı.

Smokin ona çok yakışıyordu.

Gün geldi, devlet Gürer Aykal'ı, "Cumhuriyet'in 75. yıldönümü kutlamaları" çerçevesinde Güneydoğu Anadolu bölgesine gönderdi.

Misyon adamıydı Gürer Aykal.

Kulağı, klasik batı müziğine yabancı olan "kahhar ekseriyeti", bizzat ayaklarına giderek bu müziğe alıştıracaktı.

Batman'a gitti.

Batmanlılar, "İbrahim Tatlıses'in konseri var" diye kandırıldıkları için, Kapalı Spor Salonu'nu hınca hınç doldurmuşlardı.

***

Gürer Aykal'ı izliyordum.

Gürer Aykal'ın yorumladığı parça, bizi kitapların ve sanatın kurtarmayacağını söylüyordu.

Ölümlü olmak, açıkcası, canımı sıkıyordu.

Sırada "Tequila Sunrise" vardı.

Jethro Tull "Thick As a Brick" diyordu.

King Crimson, "Epitaph."

Emerson Lake and Palmer, Genesis...

Evet.

Birçok şeyi birden yapmak istediğim ilkgençlik yıllarımdan kalma alışkanlıkla, kendimi Kuledibi'nde, Alan Parcons Project ve Santana dinlerken buldum.

Kalın taş duvarlar, güneş girmeyen sokaklar, ıslak kaldırımlar, karanlık dehlizler.

Peppino di Capri ısıtıyordu ortalığı.

Andy Williams "El condor Pasa" diyordu.

Biraz Joan Baez, biraz Bob Dylan, biraz Simon and Gurfenkal dinlemek lazım.

Biraz Jean François Michael.

Biraz Jacques Brel.

Kapalı Spor Salonu'nun hıncahınç doldurmuş Batmanlılar el çırpıyordu.

Ev kadınları çekirdek çitmiyordu.

Delikanlılar halay çekiyordu.

Genç kızlar göz süzüyordu.

Gürer Aykal'ın kaşları çatık, sık sık seyirciye dönüp, elindeki bageti dudağına götürüyordu:

"Susun..."

Dudağına götürdüğünde baget, sopaya dönüşüyordu.

Komik değildi.

Hüzünlüydü.

İnönü Cumhuriyeti'nin dar ufkunu aşamamış gizli totaliterler eliyle tedrisatta tutulan klasik batı müziği, bu kez kalkınmada öncelikli bölgelerde, halkı adam etme misyonuna koşuluyordu.

75 yıldır aş, iş, güvenlik bekleyen insanlar, bir kez daha Verdi'yle Chopin'le, Beethoven'le kurtarılıyordu.

Batmanlılar sevmedi o müziği...

Anlayamadığı için değil, sevmediği için sevmedi.

Kutsal bir misyonla, resmi amaçlı olarak bölgeye sokulduğu için de tepki gösterdi.

***

Doğan Hızlan'ın coşkuyla alkışladığı "konser girişimi"ni, bir gazetemiz "Zulüme zulüm" başlığıyla haberleştirmişti.

Zülüm neydi?

Zulüm, kulağı Verdi'ye, Chopin'e yatkın olmayan, bilakis bu müziği komik, tuhaf, hatta mantık ötesi bulan insanlara zorla senfoni dinletmekti.

Zulüm, Gürer Aykal'a yapılandı.

Zulüm, orkestraya yönelik alkışlı, halaylı, çekirdek çitlemeli gövde gösterisini ideolojik öç alma fırsatına dönüştürmekti.

Klasik batı müziği, "kültür kalkınmacılığı" zagonuyla Cumhuriyet'in ilk yıllarında iş görmüştü.

Çünkü, Türk müziği, arabesk ve her türlü otantik ses yasaktı.

Halk verilenle yetinmek zorundaydı.

Ama artık geliştik.

Kentlerde yaşıyoruz.

Süpermarketlerde alışveriş yapıyoruz.

Can sıkıntısından her gün yeni bir oyun icat ediyoruz.

Hayat bizi yaralı solucanlara dönüştürdü.

Bunalıyoruz.

Acı çekiyoruz...

Ölümü düşünüyoruz.

Kendi müziğini üreten, bu konuda ortak bir dil oluşturmuş insanlara "kolluk kuvvetiyle" gusto kazandırmak biraz ayıp kaçıyor, değil mi Orso?


Sayı 18
 
MEHMETHAN FIRAT


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED