T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
'Film Gibi' bir adam: Sinan Çetin

Hakkında en çok konuşulan, yaptığı filmlerle her zaman tartışma yaratan, kuşkusuz ülkemizin yetiştirdiği kaliteli yönetmenlerden biri Sinan Çetin. O sadece yönetmenliğiyle değil, son dönemde televizyonda yayınlanan 'Film Gibi' programıyla da gündemde. Sinan Çetin çok yönlü bir sanatçı.

Aynı zamanda iyi de bir fotoğrafçı. Bu, her haliyle renkli adamla arkadaşımız Havva Setenay İlhan konuştu.

Devlet-birey ilişkisini sorgulayan 'Propaganda'dan sonra bireyi dışlayan 'hakim-devlet ideolojisine' göndermelerde bulunan 'Komser Şekspir'i çektiniz. Birey-devlet ilişkisini sorgulayan başka filmler de çekecek misiniz?

Böyle bir projem daha var, ondan sonra bir daha bu konulara değinen bir film çekmeyeceğim. Toplumsal sorumluluk hisseden son filmim olacak. Film komedi tarzında çekilecek. Filmde Müslüm Gürses, Teoman ve Müjdat Gezen'in başrollerinde yer alacağı filmin adı 'Banka' olacak.

Bir ara AFSAD'ın başkanlığını yaptınız. Fotoğraf sanatıyla arkadaşlığınız hâlâ devam ediyor mu?

Evet devam ediyor. En son Tarkan'ın yer aldığı takvimin fotoğraflarını çektim.

Türkiye'de hâlâ senaryo tekniğinden kaynaklanan hatalar yapılıyor. Bunun nedeni kurguya ve hesaplanmışlığa dayanan işlerde başarısız olmanız olabilir mi?

Benim de artık bir senaristim var. Adı Kağan Yazıcıoğlu. Senaryolar iyi değil, senaryolar iyi olmadıkça da seyircinin ilgisinin olmadığı bir gerçek. Ama şu da gerçek ki istediğiniz kadar iyi senaryo yazın, iyi bir yönetmeniniz yoksa asla iyi bir filmler çekemezsiniz. Bazı arkadaşlarımız iyi bir senaryo herşeye yeter zannediyorlar. İyi bir senaryo somut bir kağıt parçasıdır. İyi bir senaryo bile sonunda iyi bir kağıttır.

Biz iyi bir senaryo seyretmiyoruz ki biz... Filmimde oyuncuların oynaması, çekilmesi, bağlanması, efekt ve müzik konması, onun bir etki yaratması lazım ki, sinema bu etki yaratma sanatıdır, kağıtlarla hiç alakası yok! Yaratıcı bir yönetmen yoksa iyi bir senaryodan dünyanın en salak filmi çekilebilir.

Teknik açıdan Türkiye'de çok mükemmel reklam filmleri çekildiği halde bunun sinemaya yansımamasını neye bağlıyorsunuz?

Ben kendi adıma sinemada da, reklam filmlerinde de başarı yakaladığımı düşünüyorum. Ama kendi dışımdaki yönetmenler hakkında yorum yapacak, vaktim de halim de yok. Ve bunun doğru olacağını düşün-müyorum.

Bugüne kadar hep yaratıcı filmlerle gündeme geldiniz. Sizin filmlerinizin çok sevilmesinin nedeni Yeşilçam sinemasının kitlelere empoze ettiği tek renkliliğe bir anlamda tepki olduğunu düşünüyor musunuz?

Resmi ideolojinin soluk sesinden bize gına geldi. Öyle bir ülkede yaşar hale geldik ki, inanın bana dünyada komünist sistem bir tek Türkiye'de yaşamaya devam ediyor. Faşist sistemdeki renklilikten bile daha azdır komünist sistemdeki renkliksiz. Parlemontada tek parti vardır, özel teşebbüs sahipleri hepsi tıkılmıştır, herkes resmi ideolojinin destekçisi olmak zorundadır.

Size çizeceğim bu tabloyu bir yerden hatırlayacaksınız. Bir tarihi lider vardır, onun resimleri her taraftadır. Oranın resmi gücü parlemantoda sadece bir tek partinin lamsını ister, diğer partileri kapatır, işadamlarını içeri tıkar, sermaye nefes alamaz, 'bu ülkenin dış düşmanları var' denir ve sınırla kapatılır, o ülke dünyaya kapatılır, siz böyle bir ülkeyi bir yerden hatırlıyor musunuz?

Bu anlattığım ülke Sovyetler Birilği... Dış tehditlere karşı sınırlar kapatılır, ordu güçlendirilir ve dünyaya kapatılır. Yurt dışına çıkarken ceza olarak ücret ödenir, pasaport vergisi istenir? Parlemantoda ancak tek bir parti kalır diğer partiler kapatılır. Tarif ettiğim şeyler ne kadar Türkiye'ye benziyor değil mi? Ama ben hiç Türkiye'den bahsetmedim. Öyle bir ülkeden bahsediyorum ki herkes Sovyetler Birliği zannedecek ama sonunda Türkiye çıkacak. Böyle saçma şey olabilir mi? Adına demokrasi diyorsunuz, insanlar görgütlenip parti kuruyor, aa o parti olamaz deyip geri kapatıyorsun. Böyle bir şeye bir tek Almanlar Nazi partisini kapatmışlar diye örnek gösteriyorlar. Böyle bir şey dünyada yok.

Nazi partisinin kapatılmasına dünya uluslararası konseyi beraber karar verdi. Hiçbir ülke kendi halkının kurduğu; hem de yüzbinlerce üyesi olan bir partiyi kapatamaz. Böyle bir şey dünyada yok. Bir zamanlar hatırlar mısınız "Kürt hareketi parlementer yollardan hakkını aramaya çalışsaydı, kişisel hak ve özgürlüklerin peşinden yasal yollardan gitseydi biz onlara bir şey demezdik ki" diyorduk. Şimdi onlar dediler ki, "Teslim olduk, biz şu anda silahlı mücadeleyi bırakıyoruz, tamamen siyasal mücadele yapacağız ve sizin bir parçanız olmayı kabul ediyoruz.

Şimdi de biz diyoruz ki, "PKK'nın sinsi oyunu.." Ya kardeşim diyelim ki sinsi bir oyun. Böyle bir şeyi Türk halkı nasıl alkışlayabilir? Demokrasi oyunun adı bu, o zaman herkes sinsi. İşçi Partisi de komünizmi getirmek istiyor, onu da kapatsınlar. Ama İşçi Partisi devletin resmi ideolojisini seslendirdiği için ona bir şey demiyorlar. Böyle bir şeyi Türk halkı nasıl alkışlayabilir? Ben şunu anlamıyorum.

Ben başörtümü takmak, evime gidip sabahtan akşama namaz kılmak istiyorum, yahut vudu vudu ayini yapıp tarikat kurmak, satranç oynamak ve bu konuda da arkadaşlarımı örgütlemek istiyorum dese bunda ne var? Demokrasi dediğiniz zaten böyle bir şey. Amerika tarikat kaynıyor. Amerika'daki bu tarikatlardan bir tanesini yasaklayın, Amerika'yı mahfedersiniz.

Bunların hepsi de Amerika'ya karşıdır. Johny Deep'in bir mesajı var vatanımdan nefret ediyorum diye. Amerika kendi vatanından nefret edenlere nefret etme hakkını kanının son damlasına kadar koruduğu için Amerika'dır.

Bazı kesimler sizin filmlerinizle 'eylülist' bir kimliği sembolize ettiğini düşünüyor. Bu görüşlere nasıl bakıyorsunuz?

Solcular hep değişimin birinci şart olduğunu söylemez mi? Değişiyorsam bu solcular için daha iyidir. Değiş meyim mi? Solcular değişime karşılar mı, değiller mi? Onu anlamadım ben. Eğer 12 Eylül'de değişti derlerse bana haksızlık ederler. 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşmedi mi? Ben 1975-76 yılında sevdiğim insanların listesini çıkardım.

Sipelberg, Mozart, Körsler, Steve Mqueen, Sam Pakinpah, Herbert Rose, Dostyevski, Soul Jenitsin sevdiğim bütün futbolcular, gitarcılar, futbol maçları, sevdiğim yüzme havuzu.. Sevdiğim her şeyin listesini çıkardım. Bunların arasında da bir tane solcuya rastlamadım. Ve bir tane de kapitalist olmayana rastlamadım.

Ve bütün bunların da hepsinin sonuçta sosyalizme karşı olduğunu ve arkadaşlarının nefret edildiğini gördüm. Ve o zaman dedim ki, ben bu yazarları, bu sinemacıları, futbolcuları, yüzme havuzunu sevmekten vazgeçemem ama soldan vazgeçemem.

Bunu yaparken o kadar rahat karar verdim ki, sonuçta kendimi seçtim. Kendi kişisel çıkarlarımı, kendi kişisel dünyamı ve zevklerimi seçtim. Kendime seçmem sola ihanet etmek anlamına geldiyse bundan çok büyük gurur duyarım. Sol o zaman gitsin bu saydığım adamlara sahip çıksın.

Ben solda sevecek hiçbir şey bulamadım. Ne solcu bir yazara, ne de solcu bir besteciye rastladım. Bir tek akşama kadar Nazım Hikmet'i söylerler. O da ölürken herhalde komünizm birşeye benzemiyor diyerek öldü. Zaten hayatının son yıllarında aşk şiirleri yazdı.

Ben daha dünyada komünist ya da solcu olan bir tane yaratıcıya rastlamadım. Ve zaten komünistler de rastlamadı, komünizmin komünistlere verdiği zararı hiç kimseye vermedi. Hepsinin hayatını felç etti. Ben Sheakespeare'den Aristo'ya kadar bir milyon kişi sayabilirim onlar bir iki kişi sayabilir. Ben daha dünyaya ait güzel bir şey söyleyen birine rastlamadım, komünizm bir fesat teorisidir.

İlk filmlerinizden bugüne nasıl bir dönüşüm geçirdiniz?

Aslında çok değişmedim. Gençlik yıllarımda da Hollywood filmlerini severdim ama söylemeye korkardım solcular yüzünden. Aslında ben hep kendim oldum.

Bana bazen dönek diyorlar, bazen seninle aynı fikirdeyiz diyorlar. Ben sen çok haklıymışsın diye çok telefon alıyorum. 85 yılında duvarların yıkılacağını söylemiştim. Ben duvarların yıkılacağını söylediğimde herkes Batı'daki komünistlerin komünizm tarafını yıkacağını zannediyordu. Halbuki tam tersi oldu komünistler özgürlüğü seçip duvarları yıktılar.

Filmlerinizde başörtülü bir karaktere yer verir misiniz?

Benim filmimde bir tane başörtülü oyuncu olacak. Hem de çok şaşıracaksınız. Bir tane Amerikalı'ya rol vereceğim. Ben başörtülü insanlar tarafından çok seviliyorum. Çünkü onlara büyük saygı duyuyorum, onlara devlet gibi bakmıyorum ki meseleye. Bana hep senin hayranların 65 yaşın üzerinde diyor. Teoman bana gelip hep benimle alay ediyor. "Sinan geçenlerde bir kadın gördüm sana hayranmış. Kaç yaşında diyorum "65 hahahaha" diye gülüyor.

Türk sinemasında karakter oyuncusu gözüyle baktığınız oyuncu var mıydı?

Türk sinemasında en çok sevdiğim oyuncu Kemal Sunal'dı. Rahmetli ölmeden önce Plato filme sık sık gelirdi.

Batı'daki popüler kültür-sanat ürünlerine baktığımız zaman gerçekten içi doldurulmuş şeyler olduğunu görüyoruz. Oysa bizde popüler olan sululuk ve yüzeysellikle eş anlama geliyor. Ya da kitlelere sululuk ve yüzeysellik popülerlik olarak lanse ediliyor. Neden bizim sorunlu bir popülerlik anlayışımız var?

Hiçbir içi boş şey popüler olamaz. Türk entellektüelleri popülerliğin henüz tanımını yapamıyor. Popüler olmak bir kere herşeyden önce bir suç değil bir görevdir. Popüler olmak bir amaçtır popüler olmak zaten ulaşılması gereken bir hedeftir. Dünyada hiçbir yazar, sanatçı, tiyatrocu popüler olmamak için uğraşmaz. Amacı popüler olmaktır. Popüler olamayınca dönüp kendilerine artmovie yaptık diyorlar. Bu excuse-özür dileme oluyor. Bu tamamen sığınılacak bir yer oluyor. Aslında amaç popüler olmaktır, dünyada gizli gizli kitap yazan bir tek Balzac ve Kafka varmış.

Onların zaten dünyada örneği yokmuş. Bana bir örnek verebilir misiniz popüler olan ve kötü olan? Mesela Soner Arıca popüler mi sizce? İzleyici basit şeyleri yutmuyor. İzleyiciyi aptal yerine koyduklarını sanıyorlar ama öyle bir şey yok. Bu düşüncenin arkasında yatan kurtarıcılık düşüncesidir. kurtarıcılığın genel olarak düşüncesi halkın zavallı bir bebek olduğu, onların kötü yayınlardan, kötü fikirlerden, filmlerden kurtarılması, korunması düşüncesidir.

Onları kurtarırlar ondan sonra da kurtardıkları kişilerin ırzına kendileri geçerler. Türk filmlerinde öyle sahneler vardır ya. Kızı kurtarıp ondan sonra da kendileri bir ağacın altında onun ırzına geçerler. Kurtarıcılar böyle korkunç insanlardır, Allah kurtarıcıdan korusun.

Bu Türkiye'nin değil dünyanın sorunudur, dünya kurtarıcılardan kurtulmadıkça, dünya kurtulamaz. Bütün savaşları kurtarıcılar çıkarmışlardır, dünyayı mahveden kurtarıcılar, bu kurtarıcılar yok olursa aslında kurtulacak bir şey olmadığı daha iyi anlaşılacaktır.

Usame Bin Ladin de bir kurtarıcıdır. Eğer İkiz Kuleler'e o bombayı atmışsa, kurtarıcılık fikrinden dolayı atmıştır ve o fikir çok tehlikelidir. Müslümanlar'ın da Amerikalılar'ın da kurtulmaya ihtiyacı yok.

İnsanlık serbestlik denilen tılsımlı kelimeyi anlayıncaya kadar kurtarıcılardan kurtulamayacağız. Serbestlik her birey kendi hayatından sorumludur, kendi mutluluğunu kendisi bulmak zorundadır.


Sayı 18
 
SİNEMA


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED