|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tatile çıkan çocuklar öyle bir hırsla oyunlara saldırır ki, oyunda fenâ olurlar. Karnelerinin durumlarına ve biraz da ailelerinin varlıklarına göre, bisiklet gibi bulunmaz bir nimete kavuşan çocuklar başkaca oyunlara iltifat etmeyip bütün mesaisini bisiklete verir. Ona hergün yeni bir süs bulmalar, çeşitli parçalar takmalar epey bir süre sonra kesilir ve o zaman zaman kullanmak üzere bisikleti terkederek eski oyunlarına döner... Gün boyu birçok oyun kurulur bozulur. Bu bisiklet hastalığı bisikleti olmayan çocuklarda kiralık bisikletlerle şifâ bulur. Belli bir paraya 10 dakika gibi süreler için kiralanan bu bisikletler büyük, üç tekerlekli ve zincirlidir. Bisikletçi dükkanının önünde bir yığın bisiklet, bisiklet lâstiği, yapıştırılmayı bekleyen patlak lâstikler, kesilmiş ve yapıştırıcı sürülmüş lâstik parçaları, pompalar, gidonlar, pedalı veya zinciri bozulmuş bisikletler olur. Büyükler için iki tekerlekli bisikletler ayrı bir bölümde bekletilir. Onlara binmek daha pahalıdır. Zaman zaman bisikletçi bazı çocukları kenara çeker ve fısıl fısıl birşeyler sorar. Belli ki iki tekerlekli bisiklet kiralayanlardan birisi bisikleti kaçırmıştır. Bazı zamanlar da bisiklet kiralatan bu adam, iki tekerlekli bisikletine binip bu kaçağı arar. Çocuklardan kaçağı gördükleri zaman haber vermesini ister. Kaçağı yakalamışsa bir güzel döver ve bisikleti alır. Yetişkinlerin bindiği iki tekerleklilerle de küçüklerin bindiği üç tekerleklilerle de müthiş yarışlar yapılır. Sonraları ne olduysa bu bisikletçiler de birer birer sır oldular. Yaz günleri annelerin bir adeti vardır ki; bu çocukları deli eder; çocukları öğle uykularına yatırmak. Her çocuk bu öğle uykusundan ne yapıp edip kurtulmaya bakar ama nafile... Anneler çocukları yakaladıkları gibi evin en sessiz bölümüne götürür ve çocukları uyumaya zorlar. Bazı haylazlar gûya bu öğle uykusunu tâ can u gönülden istiyormuş gibi davranıp yatmak için, evin sokağa bakan penceresinin bulunduğu odayı seçer ve orada asla uyumazlar. Ne yapıp ederler ve pencereden sokağa atlayıverirler. Bu biraz tehlikelidir, çünkü; anneleri tarafından görülen çocuk için azapların büyüğü başlar. Hem uykuya yatırılır hem de sokağa çıkmaları bir süre yasaklanır. Böyle bir cezâya çarptırılmış bir çocuğun sokaktan gelen arkadaşlarının sesiyle artık ne hâle girdiğini varın siz düşünün... Fakat sonra sonra bu birdenbire peydahlanan adet ortadan kalkıverir. Bu işin öyle kendiliğinden olduğunu zannetmeyin. Bütün çocuklar ağız birliği etmişçesine bin türlü bahane çıkarıp annelerini huzursuz etmeye başlayınca, zavallı kadıncıklar ilk günler sıkı sıkıya takip ettiği öğle uykularını boşlayıverir ve çocuklar kurtulur. İlkokulu bitirip de ortaokula devam etmeyecek çocukların son uzun tatil günleridir bu günler. Babaları bir müddet sonra ellerinden tutup onları meslek öğrenmek ve çalışmak için, berber, terzi çıraklığına ya da kendilerince uygun gördükleri bir iş yerine götürür. O çocuk artık işçi bir çocuktur. Okuldan kurtulmuş "hayat mektebi"ne başlamıştır. Bu sadece okulu bitiren erkek çocukları için değil, yaz tatilinde çalışmak isteyen ya da çalışmaya mecbûr edilen erkek çocukları için de geçerlidir. Onlar yaz günleri kazandıklarıyla kendi okul ihtiyaçlarını gidermek için, çelimsiz omuzlarıyla belki de kendilerinden büyük yüklerin altına girerler. Babalardan bazıları "Çalışmanın zorluğunu anlasın ki, okumanın kıymetini bilsin!" diyerek yapar bu işi ve gerçekten de o çocuk okumak istemiyorsa bile; zor bir işe verilince okuyup adam olmak ister. Fakat bu işçi çocuklar bile işten dönünce oyundan hiç kimse alıkoyamaz. Diğer çocuklar günboyu bir oyundan oyuna geçer de gün yine de bir türlü yetmez. Kur'an kursları Çocukların bu oyun tutkuları bir gün Kur'an kursuna yazılmasıyla sekteye uğrar. Fakat çocuk için ne oyun değildir ki... Elbette ki Kur'an kursu da bir oyun yeri olacaktır onun için. Arkadaşları ile birlikte Elifba cüzlerini ve harçlıklarını alan çocuklar güle oynaya caminin yolunu tutar. Yoklama, önlük, merasim, karne ve not gibi kaygılar olmadığı için çocuk sıkılmadan gider kursa... Gider ve orayı da bir oyun bahçesine çevirmesini bilir... Hoca bağırsa da çağırsa da o oyununu oynar... Fakat birşeyler de öğrenir... Abdest, namaz duaları, namaz sûreleri, daha başka dînî bilgi ve deyimleri kolaycacık öğrenir... Daha önce Kur'an-ı Kerîm'i okumayı bilenlere, ilâve olarak tecvid ve ta'lim dersleri de verilir. Zaten onlar bu işlere epey bir aşinalık kesbetmişlerdir. O yüzden de dersle birlikte hatim etmeye de başlarlar. Camiler bu çocukların ders esnasındaki kumru gibi uğuldamalarıyla ne de güzeldir. "Dereke- Derece- Verede- Vezene" diye önden arkaya sallana sallana Elif cüz'ünün ikinci sahifesini okuyan çocuğa, üçüncü sahifeyi okuyan çocuk nispet yaparcasına "Dame- Rame- Zade- Madame" derken sesini iyice yükseltir. Cemaat ve hoca, vakit namazlarında en arka safta kaynayıp kaynayıp kıkırdaşan çocuklara hayıflansa da, bu kıkırdaşmanın, bu kaynaşmanın bir zamanlar kendileri tarafından da yapıldığını, daha doğrusu bu kaynaşmanın lezzetini iyi bildiklerinden ve ne derlerse desinler bunun pek kâr etmeyeceğinden, bir iki çıkışmanın ötesinde fazla ses çıkarmazlar... Çocuklar ders aralarında bütün servetlerini olduğu gibi dondurmaya, gazoza ve nefsinin çektiği daha başka birşeye yatırsa bile, ikindiye kadar evlerine defalarca gidip geldiğinden bu yeme içmelerin ardı arkası kesilmez. Kur'an kurslarında artık Elif Cüzü'nü bitirip Kur'an-ı Kerîm'i okumaya geçiş önemli birşeydir. Kursta Kur'an-ı Kerîm okuyanlar bölümünün sayısı gittikçe çoğalır. Anneler kâh gözleri yaşararak, kâh mahcup gülücüklerle konu komşuyla paylaşır bu hayırlı hâdiseyi. Ama onların asıl gözyaşı dökeceği zaman gelmemiştir. Hatim merasimi Kursta ve evde süren sıkı bir çalışma ile Kur'an-ı Kerîm'i hatmetmeyi başaran talebeler için "Hatim Merasimi" yapıldığında gözyaşlarını tutamazlar. O gün, bir tatil gününe denk getirilir ve bütün mahalleye duyurulur, mahallenin kadını erkeği camiye akın eder. Kadınlar caminin üst katında perdeli bölüme, erkekler de aşağıya doluşur. Vakit namazı cemaatle edâ edildikten sonra Mevlid-i Şerîf okunur ve hatim merasimine geçilir. Okunan sûreler, aşırlar ve getirilen salavâtlardan sonra yapılan hatim merasiminde sadece kadınlar değil, erkeklerin bazıları da - hele çocuğu hatim indiren hiç dayanamaz - ağlar. Dökülen gül suları, yakılan buhurlar, verilen şekerler ve edilen dualar insanı kanatlandırıverir. Gözyaşları ile kalpleri de gusleden ahali, kuşlar kadar hafif evlerinin yolunu tutar. Yüzleri aydınlıktır, kalpleri huzûrlu...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |