T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
*Kalp, küçük şeyler üzerindeki şebnemlerle sabahını bulur ve taze can kazanır.
Halime

Kim bu Halime? Hayat kitabımda bir sayfa... Renkli bir kişilik, etkili... Kim bu Halime? Anlatacağım, merak etmeyin, biraz sabır...
Yıl 1992...
Evden çıkıyorum, dış kapı paspasının üzerinde ufacık bir yaratık.
Önce fare sanıyorum, eğilip dikkatlice bakınca anlıyorum ki kedi yavrusu...
O kadar küçük ki...
Kapıcıya soruyorum : Nereden geldi bu, diye.
Diyor ki: Bilmiyorum abla, geceden beri burada...
-Annesi yok mu?
-Olmaz mı abla, mutlaka vardır ama daha gelip almadı...
-Kemal, buralarda dolaşan bir kedi görürsen bana haber ver.
-Gelse şimdiye kadar gelirdi, gene de sağa, sola bakınırım.
Şimdi, şimdi ben onu nasıl bırakırım ? O benim ayaklarıma kadar getirilmişken... Nasıl bırakabilirim ?

Bu güne kadar bir çok kediye baktım ama böylesine küçük bir kediye hiç bakmamıştım... Nasıl bakılacağını öğrenmeliydim... Hiç olmazsa bir ay, kendine bakacak duruma gelene kadar onu beslemeliydim...
Veteriner bir arkadaşım var: Murat...
Hemen aradım... Bütün bilgileri aldım...
Ama işe de gitmem lazım... Eve geri döndüm, küçük bir örtü alarak onu içine koydum ve tuttum işyerimin yolunu...
İşyerindeki arkadaşlar şaşkın...
-Bakamazsın, valla ölür, günaha girersin, diyorlar...
E, bıraksam da ölecek... Şansımı denemeliyim.
O günü sağ salim atlattık. Anneden haber yoktu... Gece...
Eşim kediyi istemiyor... Haklı... Biz hep böyle yaparız, eve bir kedi, fare, kuş, kaplumbağa getiririz... Birkaç gün bakarız, sonra bakım işini eşime devrederiz.
Haklı...
Seviyoruz ama düzenli bakamıyoruz... Maalesef sadece getirdiğimiz hayvanlar ile oynuyoruz, keyfini sürüyoruz anlayacağınız.
Çok küçük olduğunu görünce bir şey demedi ama onu evde istemediğini açık bir dille belirtti.
Bu kadarına da razıydım.
Günler geçti. Gündüzleri yanımda işe götürüyordum, geceleri evde.
Ne sevimli yaratık. Bembeyaz, siyah, koyu kahve, kiremit rengi benekleri var, gözleri de ela...
1 ay sonra iş yerinde, oda arkadaşlarım bana bir teklifte bulundular:
-Ona burada bakalım, hep beraber... 5 kişiyiz. Eve götürme, hep burada kalsın...
Nasıl sevindiğimi anlatamam. Ona bir yuva bulunmuştu.
Ona bir yuva bulunmuştu ve artık bir isim de lazımdı.
Düşündük, taşındık, sonunda bizim muzip gazeteci hatunlar ona ilginç bir isim koydular : Halime
İsim konduğu gün , onun için bir hatıra defteri de açtık... Eğlence olsun işte...
Her sabah, ya da önemli bir şey olduğunda bu deftere yazıyorduk.
Halime çok mutlu... En güzel yiyecekleri yiyor, en güzel sepetlerde yatıyor ve koca bir işyerinin sevgisi ile besleniyordu.
Halime bizim küçük kızımızdı. Ona en iyi şekilde bakacak ve onu en iyi şekilde yetiştirerek topluma kazandıracaktık.
Yemek işini ben hallediyordum. Ona ciğer, pirinç, havuç karmasından çok güzel mamalar yapıyordum. Bayılıyordu... Ayrıca evdeki tüm artık yemekleri de getiriyordum ve bir güzel yiyordu.
Günler onunla çok eğlenceli geçiyordu. Geceleri onu özlüyordum.
Halime, işyerimizin maskotu olmuştu... Onu görmeden, sevmeden kimse işine başlamıyordu. İş motivasyonumuz da oldukça artmıştı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorduk.
Aradan 5 ay geçti...
Bir hafta sonu, akraba ziyareti için Çanakkale'ye gittim. Pazartesi sabahı işe geldiğimde ortalık karışmıştı. Halime'yi sepetine koymuş bir yere götürüyorlardı.
Ne olabilirdi, hastalanmış mıydı?
-Ne var, ne oldu?
-Heyecanlanma, bir şey yok. Halime'yi kısırlaştırmak için Murat Bey'e götürüyoruz.
Hop, hop... hopppp... Bi dakka...
Evet beraber bakıyoruz ama onu ben getirdim... Onun gerçek annesi benim, diğerleri cici anneleri... Gerçek anneleri olsalardı zaten böyle bir karar alamazlardı...
Ve Halime için ilk ciddi kavga gerçekleşti.
Buna asla izin veremezdim... Asla...
Biz kim oluyorduk ki onun hakkında böyle bir karar alabiliyorduk. Yaradan'ın ona verdiği bu yeteneği nasıl yok edebilirdik. Hangi vicdan bunu onaylayabilirdi.
Yok efendim, yavruları olmaz ise korunması daha kolaymış... Yok efendim herkes böyle yapıyormuş... Muş, muş da mış, mış.
Kusura bakmayın, ben böyle bir günahla hayatımı devam ettiremem.
Kimim ben ya... Tanrılık oyunu mu oynuyorum. Firavun gibi kararlar vermek bana yakışır mı?
Kimim ben... Benden alt kademedeki yaratıklara bu kadar acımasızca davranma hakkını nereden alıyorum ?
Kimseyim ben... Ve böyle bir karar alabilme yetkim yok...
Kavgayı tabii ki ben kazandım. Halime'ye evde bakma tehdidini bile savurdum... Sonuçta Halime kısırlaştırılamadı.
Bu arada belirtmeliyim, işyerinde buz gibi bir hava esiyordu. Olsun, hakkımız yoktu, yoktuuuu...
Halime artık bir genç kız olmuştu... Bize karşı hareketleri değişti... Biz ona yetmiyorduk galiba...
Bir gün, korktuğumuz günün geldiğini anladık.
Bir Çarşamba günü işe geldim... Halime yok...Yok...
Gitmiş...
Pazartesi işe geldiğimde, baktım sepetinde oturuyor. O kadar pislenmişti ki... Anladım : Halime'yi samanlıkta basmışlardı.
İşyerindeki herkes üzgün... Sanki namusları kirlenmiş...
Kimse Halime'ye yüz vermiyor. Bir tek ben, onu besliyorum. Arasıra, kimse görmediği zamanlarda da okşuyorum...
Kısa bir süre sonra şapka düştü ve kel göründü : Halime hamileydi...
Sevincimi anlatamam... Halime'yi seviyordum ve onun yavruları olacaktı.
Başlangıçta Halime'yi seven herkes şimdi ondan nefret ediyordu. Tabii biraz da benden...
Ne hakkımız vardı, onu kendi kurallarımızla büyütmeye. O bir kediydi ve hayatını bir kedi olarak yaşayacaktı.
Ona bir insan ismi verdik diye, bizim gibi düşünmesini ve yaşamasını bekleyemezdik.
Halime bir gün tamamiyle bizi terketti. Anlamıştı, sevginin olmadığı yerde yaşanamayacağını...
Sevgi bitti, macera da bitti.
Onu çok aradım ... Sokaklarda bir yerde kendine bir yaşam kurmuştu.
Aferin güzel kızım benim. Yapman gerekeni yaptın. Sana saygı duyuyorum... Bütün yaratılmışlara duyduğum gibi...

Sık ve çok gülmek;
Zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak;
Dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine tahammül edebilmek;
Güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek";
Sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi hale getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek;
Bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat nefes almış olduğunu bilmek.
İşte "başarmış olmak" budur.
Emerson




Sayı 20
 
Ay Bulut


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED