T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Ömrünü Edebiyata Verdi

Fransız Cumhurbaşkanlığı Legion d'Honneur Nişanı, Fransız Yazarlar Birliği Ödülü, Fransız Kültür Bakanlığı Akademik Palmiye Ödülü ve TC. Kültür Bakanlığı En iyi oyun yazar ödüllerini alan, kısa bir süre önce Türkiye'ye dönen ve Ak Parti'de Dış İlişkiler Sorumlusu olarak çalışan Murat Aykaç Ergönöz'le tarih romanları üzerine konuştuk.

Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

Fransız Filolojisini bitirdiğim zaman, aslında tanınan bir çevirmendim. Cenevre'den sıkça Paris'e gidiyordum. Öğrenciliğimde, Françoıse Sagan, Jean Paul Sartre, Simon de Beauvoir çok ünlülerdi. Françoıse Sagan'ın ilk kitabı "Günaydın Hüzün"ü ve diğerlerini ben çevirdim ve Türkiye'ye ben tanıttım.Daha sonra, Fransız edebiyatının derinliklerine inince, klasiklere yöneldim. Flaubert, Balzac, Zola, Loti; hepsi de beni büyülemişti. Klasiklerden önemli bir dizi çeviri yaptım. Bu çevirilerim lokomotif kitap olarak defalarca basıldı, basılmaya devam ediyor. İlk kitabım ise bir villanın terasında mimar hocamla otururken bir şiirin mısraları gibi birden döküldü. İki ayda bu kitabı Sardunya Adası'nda, o evde yazdım. Çevirdiğim ünlü kitapların yazarlarının adının arkasına gizlenip bir şeyler yapıyormuşum gibi geliyordu bana... O kitapların, yazarlarının isimlerinin gölgesinde yitip giden bir benliğim ve yaşamım olmasın istiyordum. İlk kitabımda Türk insanının, batı toplumu içindeki bocalamalarından söz ediyorum. Sonraki kitaplarında hep bu temel üstünde durdum. İki arada bir derede kalmış insanların bunalımlarını yazdım.

Legoin d' Honneur nişanı gibi, dünyaca çok ünlü bir nişanınız var. Çok zor verilen bu nişanı almak için ne yaptınız?

Fransa Cumhurbaşkanı Francois Mitterand tarafından verildi bana. Mitterand, sanat, düşünce ve yazım adamlarına çok değer verirdi. Yaşar Kemal'de bu nişanla Mitterand tarafından ödüllendirildi biliyorsunuz. Elliye yakın Fransızca'dan Türkçe'ye çevirdiğim dünya klasikleri, Fransa'da Fransızca yayınlanan kendi romanlarım için aldığım ödüller. Fransız akademi üyesi ünlü mimar, hocam Jacques Couelle ile birlikte yaptığımız mimari çalışmalar, Couelle için hazırladığım, "Ekolojik Mimari" adlı kitabım. Fransa'da çok satan Türkiye'yi tanıtıcı bir rehber kitabım var. Ödüllerim bu eserlerden dolayı.

"Haremin Büyüsü" Nakşidil Sultan'ın gerçek yaşam hikâyesinden yola çıkılarak yazılmış. Hikâye, Osmanlı'nın bir dönemindeki "yenilik" hareketlerinden de söz ederken, diğer yandan sarayın duvarlarının ve katı kuralların bile engelleyemediği bir aşkı anlatıyor. Kısa sürede üçüncü baskısını yapan bu kitabımızdan konuşalım. Siz bir mimarsınız. Hareme olan ilginizi bir roman aracılığıyla okurlarla paylaşmaya nasıl karar verdiniz?

Topkapı Sarayı'nda haremin restorasyonunda çalıştım. Ustalar çalışırken, ben odaları dolaşır, haremdeki hayatı gözümde canlandırmaya çalışırdım. Bir yandan restorasyonu sürdürürken bir yandan da haremin tarihi üzerine araştırmalar yapmaya başladım. Neden Nakşidil Sultan? Araştırma aşamasındayken, haremden gerçek bir yaşam öyküsünü anlatmayı tercih ettim. Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme döneminde reformlarla ünlü II. Mahmut dönemi benim ilgimi çekerdi. Bu dönemi incelerken de Paris'te II. Mahmut'un annesi Nakşidil Sultan'ı anlatan kitaplara rastladım. Nakşidil Sultan'ın yaşamına hayran kaldım...

Bu dönemin hangi özelliklerinden etkilendiniz?

II. Mahmut dönemi Osmanlılar'ın yaşamında birçok değişikliklerin yaşandığı bir dönem. Bu dönemde kadınlar ilk defa çarşı pazara gitme hakkını elde ediyor. Sonra kılık kıyafet reformları büyük bir adım. II. Mahmut'un laiklikle ilgili bir çok önemli girişimleri var. Pera'ya gidip bir kilisenin açılışını yapıyor, hemen ardından da cuma namazını kılmak için camiye gidiyor.

Türk müziğinde çok sesliliğin başlamasını sağlıyor. Tüm bunların ardında bir kadın ve onun yetiştirmiş olduğu bir padişah var. Bir annenin çocuğunu yetiştirmesi, bir ülkenin kaderini nasıl etkileyebiliyor...

Kitabınızın sinema filmi olması projesi ne aşamada?

Abdullah Oğuz, kitabımı film yapmak istediğini söyledi. Tam film hazırlıklarına başladığımız dönemde basında "Harem Suare"yle ilgili haberler çıkmaya başladı. Onlar ellerini çabuk tuttular. Ve Harem Suare'nin çekimlerine başlanınca bizim projemiz kaldı.

Hollywood'ta 2. Dünya Savaşı'nı anlatan onlarca film vardır.. Haremi anlatan bir film neden engelledi sizi?

Film, Abdullah Oğuz'un da ilk filmi olacaktı ve tüm dünyaya pazarlanacaktı. Madonna gibi çok tanınmış yabancı oyuncularla görüşmeler yapıldı. Ama bence herkes kendi Harem filmini yapabilir. Ama şirket bu riski göze almak istemedi.

"Haremin Büyüsü"nden sonra, bu kez yine aynı yayınevinden çıkan "Sarayın Gözyaşları" romanıyla yine tarihle buluşturuyorsunuz okuyucuyu.

"Sarayın Gözyaşları" bir tutku romanı. İki eksen üstünde gelişen romanda, yazar kendi yaşama ile Cem Sultan'ın yaşamı arasında paralellikler kuruyor. Romanda günümüzde geçen bir kahraman daha var. Yazarın arkadaşı Mehmet. Mehmet ile Yazarın arkadaşlığı, Cem Sultan ile Sadi'nin arkadaşlığını andırıyor.

O dönemin hangi özelliklerinden etkilendiniz?

Romanımı yazmak için Cem Sultanın türbesinin bulunduğu Bursa'ya bir çok kez gittim. Muradiye Mahallesinde Cumbalı bir ahşap eve yerleştim. Fatih Sultan Mehmet'in ölüm haberi geldiği zaman, Cem'in duygularını şiddetle hissettim. Babasının ölmesi onunda idam edilmesi anlamına geliyordu. Bu duygu çok etkileyici.

Hangi Kaynaklardan yararlandınız?

Özellikle Vâkı-ât-ı Cem Sultan, belgesi bu bahtsız Osmanlı Şehzadesinin eksiksiz bir yaşam öyküsüdür. Cem hakkında çok önemli bir kaynak olan metni yazarının Avrupa'yı kendi gözü ile görmüş olması bakımından da son derece ilginçtir. Vâkı-ât-ı Sultan Cem, edebi bir metin olmaktan çok, tarihsel yanı ağır basan bir yapıttır. Guillaume Caursin isimli Fransız bir tarihçinin de Cem Sultan hakkında, oldukça önemli bir kitabı vardır. Ayrıca Cem Sultan ilk kez Avrupa'ya sürgün giden bir aydındır. Osmanlı için harcanmış bir değer, Avrupa için ise bir Masal kahramanıdır. Tarihte ilk ve son kez Prens adıyla anılan tek Osmanlı Şehzadesidir.

Başka çalışmalar var mı?

Tarihsel romanlar yazmaya devam edeceğim. Osmanlı Tarihi ve Bizans tarihi ile ilgili biyografik romanlar olacak. Bir de "İstanbul'un öyküsü"nü yazmak istiyorum.

Ömrünüzü ededi eserleri çevirmekle yazmakla geçti. Dönüp yaşamınıza baktığınızda bu eserler size ne kazandırmış?

Daha deneysel düşünmeyi. Dünya görüşümü genişletmişimdir. Kitaplar bana mimarinin söyleyemediği şeyleri söylüyor. Bana bir sanat ahlakı verdiğini söyleyebilirim. Devletin, hükümetin ve iktidarın sözüne karşı bir sözdür edebiyat.


Sayı 20
 
AYŞE OLGUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED