|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Onu radyo günlerinin ilk anlarında tanıdık, hiç alışık olmadığımız bir samimiyetle kendisini sevdirdi önce, sonra güçlü mizahı ve üretken programcılığı ile radyonun olmazsa olmazı oldu... Uzun bir aradan sonra tekrar mikrofona çıkan Kadir Çöpdemir'le söyleşiyoruz... Kadir Çöpdemir uzun bir süredir sesinizi duyamaz olmuştuk nerelerdeydiniz? Valla gönül arzu eder ki bu soruya, yeni çalışmalarım için kampa çekilmiştim, Londra'daki uzun bir tatilin ardından Amerika'da projeler üretmekle geçirdim diyeyim... Ama mateessüf öyle değil. Radyo Klas'taki uzun, başarılı ama aynı oranda yıpratıcı çalışma döneminin ardından bir süre piyasaya uzak kalıp, toparlanmak kendini yenileyerek var etmek gibi hedeflerim varken, patlayan kriz ve onun medyadaki ciddi sarsıntıları, dönüşümü epey bir geciktirdi... Biz sizi sektörünüzün önemli markalarından biri olarak görüyoruz, kriz elbette ki her sektörde ki her markayı etkiledi ama birçoğu varlıklarını devam ettirdiler... Valla sağolun, bende kendimi marka olarak görürdüm... Ama kriz döneminde gördüm ki ailem ve arkadaşlarım da öyle görmelerine rağmen, patronların görüşünde bir flu durum var, eşin dostun net görmesi de fırından ekmek almaya yetmiyor. Dolayısıyla biz de "Görevimiz Tehlike"deki kendini yok eden cihaz hesabı yok olmadık ama bir süre piyasaya dönemedik... Bu arada altını çizmeliyim ben işime dönmek için kendimi öyle çılgınca parçalamadım da... Yani patronların kapılarında yatmadım. Bir-iki yoklamanın karşılığını yuvarlak cevaplarla alınca evime çekildim, okudum, dinledim, seyrettim, düşündüm, biriktirdim yazdım... Sonra sevgili dostum, memleketin en büyük reklamcısı Serdar Erener'e gittim ve onun katkıları ile Garanti Bankası sponsorum oldu ve çalışmayı çok istediğim Radyo D'de başladım. Biriktirdim dediniz, neler birikti ve bu yeni dönemde yeni programınıza nasıl yansıyacak? Şimdi 1-1.5 yılda biriktirdiğimiz her şeyi burada tadat etmeye kalksak milleti çok meşgul etmiş oluruz ama temelde ben bir mizah adamıyım ve bu benim doğal halim yani istemesem de kendiliğinden gelişen refleksim mizah. Dolayısıyla bundan vazgeçmem mümkün değil ama ben bugüne kadar , hani derler ya, "mesaj kaygılı" yaşamanın çok da gerekli olmadığını düşünüyordum. Öğrendiklerim ve bildiklerim kendim içindi, milletle paylaşmanın gerekli olmadığını düşünüyordum, işte bilgi dünyası oradaydı ve isteyen istediğini öğrensindi, benim öğrendiklerimi öğrenmelerinin ne faydası vardı? Bu süreçte gördüm ki, bizim sektörde hayatları boyu sadece kitapların arka kapaklarını okuyabilenler hoca, kazara içinden iki satır okuyanlar filozof oluyorlar... Anadolu'da bir laf var, "Gelinde yellenir ama kocakarı daha tertipli yellenir" derler... Dedim ki kendi kendime oğlum sen radyoculuğun kocakarısısın, hadi bakalım daha tertipli yellen... Peki bu anlamda programınıza kattığınız şeyleri daha somut olarak anlatır mısınız? Programın adı yine Candan Cana, hafta içi her gün, 18.30-20.30 arası Radyo D'de. Dediğim gibi mizah ana eksen, renkli tiyatral bölümler var... Gündem olan yabancılarla yaptığımız asparagas, simultane çevrili röportajlar var, bilgi mesajları, stand-upvari (ne demekse) tarzı anektodlar, kendi yarattığımız gündeme göre aldığımız canlı yayın konukları var ki, bu Tübitak Başkanından bir mankene, bir sporcudan bir köşe yazarına çeşitlilik arzedebiliyor. Bir zamansal boşluğun ardından dönmek nasıl bir duygu? Yani eskiler yerli yerinde mi? Rekabet kızışmış mı? Efendim konuşmanın başında bizim için "marka" ibaresini kullandınız... Eğer öyleysek rekabetten korkmamamız lazım ki korkmuyoruz, rekabetin bizim için güçlendirici bişi olduğunu düşünüyoruz. Eskiler yerinde mi? Pek değil, zaten böyle olması eşyanın tabiatına da uygun. Yani mesela ilk radyo günlerinin o abartılı dinleyicisi hiç olmayacak artık. Artık radyocu arkadaşlar çılgın sevgi gösterileri beklemesinler. Sadece çok kötü, ama gerçekten kötü radyocular kendilerini fasulya gibi nimetten zannediyorlar... Milleti radyoculuk yaptıklarını iddia ederek dolandırıyorlar diycem ama, milletinde garibim bi itirazı yok... Yani alan razı veren razı... Hani derler ya, marifet iltifata tabi, müşterisiz mal zayi diye, demek ki müşteride var, iltifatta var o zaman bize soğuk su içmek düşer... Efendim sizin bir siyasi kimliğiniz de var, bir dönem varolan YDH'da politika yaptınız, YDH'nın yok olmasıyla politikada bitti mi? Yoksa bu yeni siyasi yapılanmalardan birinde sizi görecek miyiz? K.Ç- Yahu bende folklor araştırmacısı gibi bi etki yaratmak istemiyorum ama, Anadolu'da öyle sözler var ki hadiselere tam da karşılık geliyor, hani derler ya, "Ortaköylü Kör Ömer, oturmuş kürkün yamar, ben ondan ekmek umarım, o benden ufak" ufak dediği ekmek kırıntısı... YDH'da siyaset yaptım, seçimlere girdik binde beş oy aldık, hareketi çektik... Zaten vatandaş binde beşle hareketin kralını bize çekmişti. Cem Boyner gibi bir büyük lideri daha doğrusu bence bir büyük şansı ve YDH'nın öngördüğü kudretli değişim olanağını kaçırdık... Şimdi yaşadıklarımız müstehakkımızdır, afiyet olsun... Teşekkürler bu güzel söyleşi için, dinleyenlerinize son bir mesajınız var mı? Şefkate ve paraya ihtiyacım var, dinlesinler ve dinletsinler... Artık radyocu arkadaşlar çılgın sevgi gösterileri beklemesinler. Sadece çok kötü, ama gerçekten kötü radyocular kendilerini fasulya gibi nimetten zannediyorlar... Milleti radyoculuk yaptıklarını iddia ederek dolandırıyorlar diycem ama, milletinde garibim bi itirazı yok...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |