|
|
|
|
Daha sonraları Türkçemize girecek olan "Nostalji" kelimesi gibi olur olmaz kullanıyorduk. 1979 yılında Yugoslavya'nın Split kentinde Akdeniz Oyunları'nda bir naklen yayında kendimi kaptırmış anlatıyordum. Her cümlede performans kullanmak zorundaymışım gibiydim. Rahmetli Arman Talay birkaç kez uyardı kulaklığımdan: "Oğlum bırak şu kelimeyi. Bak Çetin Ağabeyin..." Sonunda kendini tutamayan Çetin Çeki'nin sesi gürleyiverdi kulaklığımdan: "Allah performansını versin e mi?..." Split'e fakslanan yeni çarşafın en altına performans kelimesi de ertesi gün eklendi ve askeriyede ceza alan oturma bankı gibi performans kelimesi çıkartıldı dilimizden. Tam üç yıl kimseler kullanamadı bu kelimeyi... Hepimiz buna benzer şeyler yaptık ve yaşadık. Orhan Ayhan, "Maçın 5. dakikası ve hâlâ gol yok" dediği maçı "85. dakika ve henüz gol yok" diye tamamlamadı mı sanki?.. Necati Karakaya, dilinin yıllardır alışık olduğu Mithatpaşa Stadı'ndan maç bağlantısının ilk cümlesinde "Sayın dinleyiciler, burası Statpaşa Mitadyumu" demedi mi?... Rahmetli Aydın Köker, zamanın Toplum Polislerine takılan "Frukolar" ismini bir maç yayınında kendini tutamayıp kullanmadı mı? Bizler de, bizden öncekiler de çok hata yaptı... Bileğine güvenenlerin yapabileceği saatler süren canlı yayınlarda, radyo yayınlarında ve adamı doğduğuna pişman ettiren yetersizliklerde nice yayınlar yaptık... Nice hatalar da... Ama hiçbiri bugünlerin hataları gibi olmadı... Ya halk hataya alıştırıldı ve hatayı hata olarak görmemek üzere uyutuldu, ya da hata aykırıyı, aykırı da akılda kalma oranını arttırdı. Yolda iki kişi dövüşür gibi diklense yavaşlar ve bakarsınız... Eğer bu iki kişi yumruklaşmaya başlarsa geç kalmayı bile göze alıp seyredersiniz... Bir kadın standardın üzerinde bir dekolte ile önünüzde yürüse gözünüz kayar. Rüzgâr sizden yana ise durur seyredersiniz... Tuhaf hareketler yapan bir deli/çılgın türü bir adam için yavaşlarsınız... Bugünün televizyonunda, çılgın-çıplak-kavga üçgeninden medet umarak seyrettirmek istedikleri de bunlar değil mi?... Daha doğrusu seyrettirmek değil, birazcık baktırmak bile yetiyor onlara... İşte bunun adına Rating diyorlar... Ve bunun için birbirlerini yiyorlar... Ekranda iki kişiyi sertçe tartıştırabiliyorsanız iyisiniz... Bu iki kişi eğer biraz kavgaya meyilliyse ve tercihan manyaksa vurdunuz 12'den... Bunlar iki yarı çıplak manyak kadın ise yırttınız demektir... Aylarca Yıldo'ya niye bakıldı dersiniz?... Levent Oran nasıl televizyon starı oldu dersiniz?... Medyum Keto, karısı ve Memiş... Sevda Demirel ne demiş?... NBC, BBC, CNN ve diğerleri... Ya onların hiç ülke güzeli yok, ya da bir güzel bulup haber okutacak akılları yok... Ya da oranın seyircisi "röntgencilik" duygularını yitirmiş... Hayatında otobüse hiç binmemiş, öğrenciliğinde harç parası yatırmamış bir haber spikeri güzelin "memur maaşlarına zam için Ankara'ya yürüyen memurları" haber olarak nasıl verebileceği, veya "Üniversite harç ücretleri bugünden itibaren..." diye başlayan bir haberi nasıl okuyabileceği konusunda şüphelerim var. Ailesinden hiç kimseyi toprağa vermemiş bir genç, bir cenaze haberini tabii ki gülerek ve ekranda nasıl göründüğünü düşünerek verecektir... "Tek televizyon devrinin bir hataya bin ceza ödeyen" insanlarının arasından çıkıp bugünün "hatalı yayıncılık seyredilir ancak, özellikle tuhaf olan hatalar" yayıncılığına mazhar olmak için bu seyirci ne yaptı acaba?... Yayın kesilmediği için ve bunu bile kontrol etmekten aciz CNN Türk ankırıcısı "muhabirden devşirme spiker hanım kızımız" Çiğdem Anat, canlı yayın sınırları içinde küfürü basar... 10 yıl öncesinin memuriyet yakan bu olayı günümüzde konuşulan bir başarı halindedir neredeyse... Bir program, bir sunucu veya söylenen sözcükler için küfür telefonları yağmaktadır bir özel kanala. Kanal sahibine durum iletilir. Alınan cevap yüzsüzlüğün ötesindedir: "Çok mu?.. Tepki muazzam demek ki... Bu seyrediyorlar demektir. Uzatın programı..." Bunun canlı şahidiyim de... 18-20 yaş grubunda ve hayatının baharında, üstelik ekranda güzel görünmekten başka bir kaygısı olmayan genç bir bayan, Devlet Bahçeli'nin adını ve soyadını aylardır "Devletin bahçeli evlerden vergi almayacağı" şeklinde okumaktadır da farkına varılmaz. Defne Samyeli bir ekranın tam göbeğinde ve ulusal yayınla halka seslenmektedir ve Beşiktaş'ın kartalı ile Pendik'ten sonraki Kartal birbirine girmiştir. Söylediği salıdan sonraki çarşamba mıdır, yoksa Samsun'a varmak üzereyken Çarşamba'ya mı uğradık anlayamazsınız... Üstelik Defne Samyeli türünün en iyisi ve en gelişmişidir... Dün hatalar yapıldı... İnsanca hatalar yapıldı... Ama utanılacak bir şey yapılmadı... Yapmaya tevessül edenler ise bir daha yayın yapamadı... Ancak son 10 yıldır "utanılacak bir şeyler yapmayacaksanız halkın karşısına hiç çıkmayın" yayıncılığıyla çok kötü şeyler yapıldı. Güne ayak uydurmak telaşındaki TRT yayınında, Abidin Aydoğdu gibi birisi EURO 2000'de Belçika'nın üç oyuncuyu da değiştirdiğini kaçırıp, kalecinin yerine kaleci almayan Belçika teknik direktörünü suçladı... Ne dersiniz?... Septik zekânın sorguladıkları arasından hangisini seçersiniz?... Geçmişin hatalarını mı, yoksa bugünün ayıplarını mı?...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |