AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
'ECEVİT'İ KOLTUKTAN İNDİRME PLANININ DEVREYE GİRDİĞİ GÜNLER'DEN BAŞKA TANIKLIKLAR / SİVİL DARBEDE MEDYANIN ROLÜ – 1
Hani bunun medyası?

Fikret Bila'nın, "2001 sonu-2002 yılı başında, Ecevit'i koltuktan indirme planının devreye girdiği günlerde tanık olduğu olayları yazdığı" kitabı övüle övüle bitirilemiyor. Bila'nın kaleminden kitabın küçük bir özetini Milliyet'te de okuduk. Fakat ne tuhaf, "plan"ın asıl kotarıldığı merkez (medya) ve oradaki sınır tanımaz manipülasyon konusunda yazar tek cümle etmiyor. Tıpkı birkaç ay önce Vatan'da izlediğimiz "28 Şubat anıları"nda olduğu gibi...

Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila'nın yazdığı "Sivil Darbe Girişimi ve Ankara'da Irak Savaşları" adlı kitapta, başında Ecevit'in bulunduğu üçlü koalisyonun yumuşak karnından (Başbakan Ecevit'in hastalığı) hareket ederek koalisyonun yıkılması ve yerine, "Troyka"nın (Hüsamettin Özkan, İsmail Cem, Kemal Derviş) öncülüğünde bir hükümetin kurulması çabaları anlatılıyor. Daha doğrusu kitabın çıkış noktası bu; ardından Türkiye'nin Irak serüveni geliyor...

Bila, Milliyet için kaleme aldığı yazıda, Ecevit'in "senaryo" dediği "Ecevit'siz ve MHP'siz yeni hükümet modeli ve bu model için gerçekleştirilen kuşatma"yı doğrusu pek güzel anlatıyordu: İşin içine askerlerin de karıştığı, onların da Hüsamettin Özkan'ı başbakan olarak görmekten memnun olacakları; Hüsamettin Özkan'ın o günlerde nasıl tatlı bir heyecan içinde olduğu; "iş dünyası"nın (büyük patronlar diye okumak lazım herhalde) işe nasıl dahil olduğu; Rahşan Ecevit'in eşini Hüsamettin Özkan'ın da "darbeciler"le birlikte olduğu konusunda uyardığı ve nihayet Ecevit için alınması düşünülen "çürük raporu"na kadar her şey gerçekten de pek güzel anlatılıyordu.

Fakat gerek kitap gerek Milliyet'teki dizi, bir dönemi bütün yönleriyle anlatma ve belge olma iddiasındaki bir çalışma için affedilmez bir eksiklikle malûldü: "Sivil darbe"nin kurgulayıcısı ve kışkırtıcısı merkez medya bu tarihi "belge"de hiç yer almıyordu. Yani "tarihi belge" herkesin bildiği bir gerçeği hiç yaşanmamış sayıyordu...

"Herkesin bildiği" diyoruz, bu o kadar açık ki, bunu anlamak için dönemin gazetelerinde yer alan birkaç "haberimsi" metine göz atmak yeterli olacaktır. İki güne (bilmiyoruz, belki üç gün olur, malzeme o kadar çok ki) yayacağımız "sivil darbede medyanın rolü" başlıklı yazımızı 10 Temmuz 2002'den başlatacağız, çünkü o gün bir anlamda "düğmeye basıldığı" gündür… Hüsamettin Özkan henüz istifa etmiştir ve daha İsmail Cem DSP'den istifa etmemiştir. Oysa plan bu ikiliye Kemal Derviş'in de eklenmesi ve sonradan "Troyka" diye adlandırılacak olan üçlünün bir hareket içinde toplanmasıdır. Yani daha yapacak çok iş vardır.

Mesela 10 Temmuz tarihli Hürriyet ve Sabah'ın, Türkiye'yi ziyaret eden eski ABD Başkanı Clinton'ın "genç yaşta emeklilik tercihi"ni nasıl "sivil darbe" yolunda kullandıklarını hatırlamamak olur mu?

Sabah, "İŞTE FARK" diyordu sürmanşetinde... Ana fikir için spotları da aktaralım:

"56 yaşındaki Clinton hayatını yaşıyor, 78 yaşındaki Ecevit ise koltuğa asılıyor... Clinton 8 yıl ABD Başkanlığı yaptı. Ardından New York Belediye Başkanlığı dahil yığınla parlak görev için teklif geldi. 'Bu kadar siyaset yeter' diyerek hepsini reddetti. Şimdi yağmur gibi yağan davetlerden canının istediğini seçip hem dünyayı dolaşıyor, hem de tonla para kazanıyor..."

Aynı gün Hürriyet genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök de aynı kıyaslamaya ayırmıştı yazısını. O da şöyle diyordu: "Dün televizyonlarda iki portreyi izledim. Biri Bill Clinton. 55 yaşında, blazer ceketi içinde dimdik bir adam. Keyfi yerinde, geziyor. Öteki Ecevit. İki büklüm. Biri 55 yaşında siyaseti bırakmış, öteki inatla koltuğuna sarılıyor..."

Gördüğünüz gibi ana fikir aynı: "80'ine merdiven dayamış politikacıya yakışan, politikadan çekilmektir..."

İki büyük gazetenin "genç politikacı" arzuları samimi bulunabilirdi. Ne var ki bir başka "80'ine merdiven dayamış politikacı"nın görev süresini biraz daha uzatmak için akla hayale gelmedik haberler-yorumlar da aynı gazetelerde yayımlanmıştı...

'PİYASADA ÜÇLÜ İTTİFAK UMUDU'

Sabah'ın 10 Temmuz 2002 tarihli sayısının birinci sayfasının neredeyse tamamı (ki sonraki iki hafta boyunca da öyle olacaktır) "Troyka" haberlerine ayrılmıştı. Bunlardan, "piyasalar"a ilişkin olanı özellikle ilginçti. Sabah'a göre, bir gün önce "Dolar ve faizin can yakmaması", Borsa'nın onca siyasi çalkantıya rağmen aşırı tepki vermemesi ve Hazine'nin "kolayca" borçlanabilmesi "Piyasada 3'lü ittifak umudu" (haberin başlığı aynen böyle) sayesinde olabilmişti. "Haber"in spotu da şöyleydi: "Hükümet sallanırken, yeni oluşumun etkisiyle Hazine kolayca borçlandı…" Türkiye'de "piyasalar" denen şeyin nelerden nasıl etkilendiğinin çözümü on bilinmeyenli denklemden bile zor bir problem ama, Sabah'a göre durum açık… Bunun bir yorum olarak yazılmasına kimse itiraz etmez, sadece geçerliliği tartışılır; ama haber formatında ve kesin ifadelerle sunulunca, yazılan şey haber olmaktan çıkıp propaganda malzemesi haline geliveriyor bir anda.

Sabah'ın 10 Temmuz sayısı mücadelenin bütün cephelerde verileceğinin bir işareti gibiydi. O gün gazetenin başyazarı Güngör Mengi "Ecevit'in Hüsamettin Özkan'ı tasfiyesi, politika ile ilgisi olmayan, insani tüm değerleri hoyratça çiğneyen bir kıyım"dır diyor, gene birinci sayfada "istifacı DSP'liler"e dayandırılan "Rahşan Hanım jurnalci kullanırdı" haberine yer veriliyordu.

10 Temmuz'da Hürriyet'te de bir "Rahşan Ecevit haberi" vardı. Gazete, istifa eden Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu üzerinden "Rahşan Hanım'ın DSP'yi gömeceği", "Rahşan Hanım'ın 'benden sonra tufan' dediği" temalarını işliyordu. Henüz ortada sadece Hüsamettin Özkan olduğu için Hürriyet de güne uygun bir niyet-haber yerleştirmişti birinci sayfasına: "İstifacıların lider kadrosu Cem-Derviş-Özkan üçlüsü…"

10 Temmuz'da Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz'ın yazısı da Bülent-Rahşan Ecevit çiftini irdeliyordu. Başlığı: "İkili çılgınlık."

HABER BAŞLIĞI: 'YENİDEN UMUTLANDIK'

Bir gün sonra, 11 Temmuz'da Sabah iyice çığırından çıkmış, gene bütün cephelerden heberler veren bir birinci sayfayla yayımlandı. Manşet "Yeniden umutlandık" diye tasarlanmıştı, evet bunu gazete söylüyordu, alt başlıkta da şöyLe yazıyordu: "Bir yılı aşkın süredir kriz ve kısır çekişmelerden bezgin düşen Türkiye, Özkan-Cem-Derviş ittifakıyla yeniden moral buldu…"

Birinci sayfadan başka haberler: "Yunan basını: Türkiye'yi Özkan sarstı…", "Dış basının dilinde: Rahşan Hanım'ı Kösem Sultan'a benzetiyorlar…", "Maraşlı aile, liderlerin isimlerini taşıyan bebeklerinden şikâyetçi… Bülent: Hasta, Devlet: Aksi, Mesut: İnatçı…"

Bugünlük yerimiz doldu. Yarına devam. Galiba bu işi iki günde toparlayamayacağız... (A.G.)


Bu nasıl bir 'sabit fikir" böyle, Konyalılar da dünyalı değil mi?!

Sabah'ın eki Günaydın'ın (1 Aralık) manşeti: "KONYA'da seks kitabı yok satıyor"(!)

Tahmin ettiğiniz gibi, "klasik" bir "Konya haberi". Hani sık sık ısıtılıp önümüze sürülen "Türkiye'de en çok rakı Konya'da tüketiliyor!" haberinin bir benzeri.

Günaydın'ın haber başlığı, internet üzerinden kitap satışı yapan "İdeefixe" adlı sitenin yöneticinin açıklamasından hareketle bayağı "kurnazca" tasarlanmış.

İnternet sitesi yaptığı kitap satışlarından hareketle "Türkiye'nin okuma haritası"nı çıkarmış.

İlginç bilgilere ulaşılmış: Mesela, "haritaya göre", en çok sosyoloji kitabı Sivas'ta satılıyormuş. Mesela Bilecik, Türkiye'nin en çok kitap okunan üçüncü ili imiş. Bilecik'te en çok kitap satın alanlar da mühendislermiş. En az kitap okunan il ise Gümüşhane'ymiş.

Tahmin ettiğiniz gibi buraya kadar verdiğimiz bilgilerin "haber değeri" yok. O halde ne yapmalı? Tabii ki "harita"daki "seks kitapları"nın bir göz atmalı...

İşte "haber" de zaten burada ortaya çıkıyor! Konya ve Şırnak'ta, sevişme tekniklerini anlatan 'Taocu Sevişme' adlı kitap en çok satan ilk 5 kitap içinde yer almış...

"Okuma haritası"na göre Şırnak'ta en çok satan ikinci kitabın "Briçte Temel Bilgiler" olduğunu da hatırlatalım!

Neyse, gördüğünüz gibi kitap pazarlayan bir internet sitesinden verilen bazı bilgilerle karşı karşıyayız...

İyi güzel ama haberin başlığı niçin "KONYA'da seks kitabı yok satıyor" şeklinde tasarlanmış?

Başlık hiç değilse "Konya ve Şırnak'ta seks kitabı yok satıyor" olabilirdi!

Yoksa Sabah'ın yavrusu Günaydın açısından cümle âlemin elinde olan bazı kitapların Konyalıların da elinde olması orta çaplı bir "skandal" mı?!

Eğer öyleyse, ne kadar "dogmatik", "çağ dışı", "yobaz", "bölücü" ve hatta "anti-laik" bir bakış açısı!

Bu bilgilerde (doğru olsalar bile) şaşacak ne var?

Konyalıların şehirlerinden söz ederken "Burası Türkiye'nin Kum'udur" dediğini duydunuz mu bügüne kadar?!

Dolayısıyla anlaşılıyor ki, Günaydın'ın haber başlığı medya dünyasında Konya'ya ilişkin hakim olan bir "sabit fikir"den kaynaklanıyor!

İnternet üzerinden kitap pazarlayan sitenin adı olan "İdeefixe"in Türkçe anlamı da zaten "sabit fikir" değil mi?! (K.B.)


Sorunun yanıtını biz de bulamıyoruz doğrusu

Sabah'tan Ahmet Hakan, "Park edecek yer yok, en iyisi patlat" başlıklı yazısında Sabah'ın "Kilit terörist" olarak takdim ettiği Yusuf Polat'ın polise verdiği ifadeyi aktarıyor önce: "Olaydan önce üç kere eylemin yapılacağı sokaklara gelerek istihbarat çalışması yaptım. Burada sokağa aracı park etmenin mümkün olmadığını ve kamyonu kullanan şahsın, sinagog önünden geçerken patlatma yapmasının en uygun eylem şekli olduğuna karar verdim. Bunu da Mesut Çabuk'a 'Park edip kaçamazsın. Sinagogun önüne gelince, şehadet getirip düğmeye basacaksın' diye anlattım."

Ahmet Hakan, Polat'a ait olduğu ileri sürülen bu ifadenin hemen altına da şu yorumu eklemiş:

"Ne anladınız bundan? Mesut adlı terörist, aslında bomba yüklü aracı park edip kaçacak ama sokakta park edecek yer bulunamadığı için zorunlu olarak intihar eylemcisi oluyor! Peki böyle bir şey olabilir mi? İhtihar eylemcisi olma kararının ne dehşetli bir karar olduğu üzerine biraz düşünün ve ardından şu sorunun yanıtını verin: Bir insan aslında kendisini patlatmayı düşünmezken, sırf park yeri yokluğu nedeniyle birdenbire kararını değiştirebilir mi? Ben bu sorunun yanıtını bulamıyorum.." Sorunun yanıtını biz de bulamıyoruz doğrusu... (K.B.)


Bakalım 'Harvard'lı Suna' Ermeni soykırımı tartışmalarını nasıl haber yapacak?

Hürriyet'in (1 Aralık) birinci sayfasında kocaman bir haber: "Harvard'lı Suna'dan haber programı".

Haberden öğreniyoruz ki, Türkiye'nin "Ermeni soykırımı tartışmasında 'Fransız parlamentere haddini bildiren kız' olarak" tanıdığı, "Harvard Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan Suna Vidinli" haftabaşından itibaren "İyi Geceler Türkiye" adlı bir haber programıyla izleyicilerin karşısına çıkıyormuş...

"Suna Vidinli, yaklaşık üç yıl önce canlı yayında bir Fransız parlamentere karşı Türkiye'nin savlarını dile getirmiş ve dikkatleri üzerine çekmiş"miş...

"Fransız parlamentere haddini bildiren kız"ın "İyi Geceler Türkiye"de nasıl bir çizgi izleyeciğini bugünden söyleyebilmek tabii ki imkansız. Dileriz başarılı olur.

Ancak, bu çerçevede bir endişemizi bugünden belirtmemize izin verin:

"Ermeni soykırım tartışmaları" ile bundan sonra da karşılaşacağımız aşikar olduğuna göre, "Harvard'lı Suna"nın bu tartışmalara ilişkin haberciliği nasıl bir seyir izleyecek acaba?

Yoksa yine, Hürriyet'in övünçle altını çizdiği gibi "haddini bildiren" bir tarzda mı?! (K.B.)


2 Aralık 2003
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED