|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın isteği üzerine kurulan "Stasi Komisyonu" olarak adlandıralan kurul raporunu nihayet tamamlayarak 11 Aralık'ta teslim etti. Söz konusu komisyon "19 bilge" kişiden oluşuyordu. Komisyonda aralarında Jean Bauberot, Alain Tourine, Regis Debray, Muhammed Arkun gibi birçok tanınmış entellektüelin yanısıra lise ve üniversitelerden idareciler de vardı. Unutmadan, bu "19 bilge" kişi arasına Türkiye'nin bir üye soktuğunu da hatırlatalım: "Paris Elele Derneği Başkanı" olduğunu öğrendiğimiz Gaye Petek de, Fransa'da "laiklik" meselesine çeki düzen vermek için uğraşan bu komisyonda yer alıyordu. Biz "Türkler" gerçekten de meraksız bir milletiz herhalde.... Baksanıza; sadece Fransızların değil, başta İslam dünyası olmak üzere hemen herkesin nasıl bir rapor hazırlayacağını aylardır merak ettiği "Stasi Komisyonu"nda yer alan Türk kökenli üye ile ancak yeni tanışıyoruz! Hürriyet'in (nihayet) hakkında bilgi verdiği Gaye Petek, eğer doğru anlıyorsak, Fransa'da bu rapor doğrultusunda hazırlanması beklenen "laiklik yasası"nın çıkması halinde "Fransa'nın laiklikte Türkiye'ye yaklaşacağını" söylemiş... Hemen söyleyelim ki, gazete eğer Petek'in düşüncesini doğru yansıtıyor ve önümüzdeki aylardaki gelişmeler onun söylediği (dilediği?) yönde gerçekleşecekse, yandık ki hem de ne kadar! Biliyorsunuz, "Stasi Komisyonu"nun hazırladığı rapor, asıl olarak Fransa'daki okullarda (unutmayalım, "okullarda" diyoruz, birer "okul" olmayan "üniversitelerde" değil) başörtüsünü çıkarmak istemeyen öğrenciler hakkında bir karara varmak için kaleme alındı. Açıklanan raporda (mecburen!) başka konulara ilişkin öneriler de yer almasına rağmen, bu harekatın asıl amacının "başörtülü öğrenciler" olduğu besbelli. Ve bu "mecburen!"in bir sonucu olarak, Komisyon, eğitim/öğretim kurumlarında "dini ve siyasal aidiyet sembollerini" yasaklayan bir yasanın çıkarılması önerisinde bulundu. Peki niçin "mecburen!"? Çünkü, gerek komisyonda yer alan özellikle bazı "bilge" kişilerin hassasiyeti, gerekse Fransa'nın "entegrasyon"a ilişkin cumhuriyetçi yemini rapordan sadece Müslüman öğrencileri hedef alan bir sonuç çıkmasına engeldi. Ama söylediğim gibi, bu "dinsel ve siyasal aidiyet sembolleri" ifadesi bizi yanıltmasın, zira işin "siyasal aidiyet sembolleri" faslı daha ikinci günden itibaren "sulandı" bile! Dolayısıyla, Fransa'nın bu komisyon/rapor ve onun arkasından gündeme getireceği "laiklik yasası"nın doğrudan "başörtülü" Müslüman öğrencilere yönelik olduğu ayan beyan ortada.... İsterseniz, birkaç gün bizi uğraştıracağı şimdiden belli olan bu komisyon raporu ve etrafındaki tartışmaların ayrıntısına geçmeden önce bir "ara yorum" yapalım: Fransa aklını yine laiklikle bozdu ve bu sefer bugüne kadar olmadığı kadar dünyayı üzerine güldürecek! Bu "laiklik nöbeti", Rapor'a gelen ilk tepkilerden de anlaşıldığı gibi bu sefer gerçekten de bambaşka bir nitelikte. "19 bilge" kişinin hazırladığı rapora hakim olan ruh o derece "tarihten kalma" ki, getirilen önerilerin uygulanabilirliği ülkenin (Fransa'nın) ancak Üçüncü Cumhuriyet'e dönmesiyle mümkün! Öyle anlaşılıyor ki, Fransa, Gambetta'nın ünlü sözü "Clerikalizm, işte düşman!"ı, 21. yüzyıllın başında "Başörtülü Müslüman öğrenciler, işte düşman!"a çevirmek gibi "çağdışı" bir ruh haline girmek üzere... Ne kadar yazık aslında... Birkaç "bilge"nin itirazını saklı tutarsak, o kadar "bilge" tarihçi, sosyolog, eğitimci, filozofun "çokkültürlülük" lafının bu kadar sıkça kullanıldığı, "yurttaşlık" kavramının her gün yeniden tarif edilmeye çalışıldığı ve hepsinden önemlisi İslam'ın Fransa'nın ikinci büyük dini haline geldiği bir çağda bu derece "hijyenik", bu derece buram buram "Üçüncü Cumhuriyet" kokan bir rapora imza atması ne kadar yazık... Ne kadar yazık... Demek ki Fransa'nın bugüne kadar "entegrasyon"un vatanı diye takdim ettiği "Okul", artık bazı öğrencilere sadece "başörtülü" oldukları için kapılarını kapamayı düşünebilecek derecede "korku" içinde?! Peki o zaman nerde kaldı "Okul"un insanı eşitlik ve özgürlük yolunda dönüştürebileceğine olan inanç? Kapısında "yasak" yazan bir "Okul"un "Cumhuriyet'in kalbi" olduğuna bundan sonra kim inanır? Uzun sözün kısası, Fransa, "Stasi Komisyonu"nun teslim ettiği raporla, aslında, bugüne kadar arkasında durduğu ilkeleri kendi eliyle yıkmaya girişiyor... Hikaye uzun, birkaç gün devam ederiz herhalde... Dünkü yazımın bir bölümünde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in devlet okullarının Kuran kurslarına açılması yönünde olumlu görüş belirttiğinden bahisle, bir değerlendirmede bulunmuştum. Üzerinde yorum yaptığım bu haber sanıyorum Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştı. Hüseyin Çelik, dün kendisiyle telefonda yaptığım görüşmede, söz konusu haberin tamamen "kafadan atma" olduğunu ve dolayısıyla zahmet edip yorumladığım açıklamanın kendisine ait olmadığını belirtti. Çelik'in bu çerçevede "Keşke beni arayıp haberde yer alan bilgileri teyit etseydiniz" şeklinde sitem ettiğini de hatırlatayım. Ben de kendisine, medya dünyasında geçerli olan bu yöntemi hiç kullanmadığımı ve kullanmak da istemediğimi, ancak bu bilgileri okurlarıma memnuniyetle aktaracağımı söyledim. Ne diyelim, Milli Eğitim Bakanı da yerden göğe kadar haklı, ben de; günahı "kafadan atanlar"ın boynuna....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |