AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
"Türkler için dağ Balkan nehir Tuna'dır"

Mekke'den Medine'ye giderken şehire girişte ilk dikkati çeken yapılardan biri, Abdülhamit döneminin Balkanlar'ı Orta Doğu'ya bağlayan çok boyutlu görkemli projesi Hicaz Demiryolu'nun tarihin tanığı olarak ayakta kalan istasyon binasıdır. Sultan, Osmanlı'nın içeriden ve dışarıdan büyük tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, ufuk ötesini gören projesiyle Viyana, Budapeşte, Belgrad ve Sofya'yı Anadolu odak olmak üzere Bağdat, Basra, Şam, Kudüs, Beyrut, Amman ve Medine'yle buluşturmaya çalışmıştı.

Asya ile Avrupa arasınaki Hicretin geçmişte görülmedik bir seviyiye çıkmasıyla, ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan çok boyutlu bir işlev yüklenen demiryolları büyük önem kazandı. Yirminci yüzyılan başında Osmanlı Devleti, geniş toprakları, zengin madenleri ve büyük petrol rezervleriyle Avrupa ülkeleri arasındaki saygın yerini ve belirleyici konumunu koruyordu. Abdülhamit "Savaş Yüzyılı"nın başında, bugünün Balkan ülkeleriyle Orta Doğu ülkelerini şemsiye devlet anlayışıyla, dağılmadan bir arada tutmasını başarmıştı.

Osmanlı Devleti Balkanlar'da değişik dinlerin bağlısı, yirmiyi aşkın etnik topluluğun bir arada barış içinde yaşadığı çok kültürlü bir yönetim yapısına sahipti. Türkler, Araplar, Acemler, Arnavutlar, Yunanlar, Bulgarlar, Sırplar, Boşnaklar, Hırvatlar, Romenler, Macarlar ve Slovenler, zaman zaman aralarında küçük çatışmalar olsa da, Yirminci yüzyılın başına kadar çok milletli Osmanlı yönetimi, Avrupa ülkelerinin gizli ve açık saldırıları karşısında varlığını korudu. Özellikle Balkan ülkeleri Osmanlı'nın çok kültürlü yönetim yapısında kendi kültürlerini hem korudular hem de zenginleştirdiler.

Yirmibeş yıla yakın bir süredir Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun yönetiminde Osmanlı, tarih ve sanatına ilişkin çalışmalar yapan İslam, Tarih, Sanat ve Kültürü Araştırma Merkezi, Arnavutluk'ta 4 ve 7 Aralık günlerinde "Balkanlar'da İslam Medeniyet'i sempozyumu düzenlendi. Geleneksel hale gelen sempozyumun ilki Sofya'da yapılmıştı, üçüncüsü de Bükreş'te yapılacak. Balkanlar'ı çok yakından tanıyan Dr. Halit Eren'in koordinatörlüğünde, değişik ülkelerden yüze yakın akademisyen Tiran'da tarihi, siyasal ve kültürel boyutlarıyla Balkanlar'daki Osmanlı mirasını tartıştı.

Avrupalı ülkeler yanında Balkan ve Orta Doğu ülkelerinin, kemikleşmiş önyargıları yüzünden Osmanlı tarih, kültür ve sanatı ayrıntılı olarak ele alınıp incelenememiştir. Çünkü Osmanlı tarihinde Müslüman olmayan ülkeler önemli bir yer tutar. Ondört ve Onbeşinci yüzyıllarda Osmanlı coğrafyasında Müslümanlar azınlıktadır. Osmanlıların oldukça sorunlu bölgelerde yüzyıllarca değişik dinlerden toplulukları barış içinde bir arada tutmaları "Adalet Odaklı" bir yönetim biçimi olan "Millet sistemi"nden kaynaklanır.

Millet sistemi içinde Osmanlı yönetiminin Arnavutluk başta olmak üzere, şemsiyesi altındaki ülkelerin yerel yönetimlerine din, hukuk, eğitim, sağlık ve kültür alanlarında tanıdığı özerklik, bugünkü Balkan ülkelerinin en büyük ve en önemli güvencesi olmuştur. Buradaki "Millet" kavramıyla etkin köken değil, din birliği, siyasal, kültürel ve ve ekonomik örgütlenme sözkonusu edilmektedir. Osmanlı'nın "Şemsiye devlet" yönetimi altında her millet değişik alanlarda büyük bir özgürlüğe sahipti.

Osmanlılar nehir olarak "Tuna"yı, şehir olarak da "Medine"yi bilmişlerdir. Medine yönetimleri nin, Tuna, ekonomilerinin temelini oluşturmuştur.

Onlar "Millet"e hizmeti "Allah"a hizmet olarak görmüşlerdir.

Millet sisteminin özgün yapısı kavranılmadan Osmanlı Devleti anlaşılamaz.


14 Aralık 2003
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED