|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fransa'da başörtüsü ile (dini sembollerle) ilgili olarak alınan kararın bir de Türkiye'nin konumu ve AB ile ilişkileri açısından ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle bir sorudan yola çıkabiliriz: -Acaba yönetimin aldığı yasaklama sebebiyle Fransa'daki Türk vatandaşlarının karşılaşabileceği mağduriyetler karşısında Türkiye'nin bir tavrı olacak mı? Bu sorunun peşin cevabında belki akla hemen şunlar gelecektir: -Türkiye'de zaten çok daha geniş kapsamlı (üniversitelere ve özel okullara kadar uzanan) bir yasak söz konusu. Türkiye adına Fransa'ya ne denebilir? Olsa olsa 'aferin, iyi ettiniz, hatta az bile yaptınız, biz de artık sizi referans olarak gösterebiliriz' denebilir. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede İslam'ın bir kuralına yasaklama getirilebiliyorsa, o ülke adına, İslam'la ilişkileri çok daha sınırlı bir ülkeye bir şey söylemek zordur. Başörtü konusunda kuralları ihlal edenler, Fransa'da yasaları çiğneyen herhangi biri gibi görülecektir. Acaba Ankara'nın da aklından böyle bir cevap mı geçecektir? Yoksa, Avrupa'daki herhangi bir vatandaşımızın karşılaşacağı her sorunla ilgilenmek gerektiği gibi, başörtülü bir vatandaşımızın karşılaştığı sorunla da ilgilenmek, devlet olmanın bir gereği gibi mi telakki edilecektir? Kaldı ki, başörtüsü takmak, etrafında koparılan bütün fırtınalara rağmen, Avrupa'da, hatta Fransa'da bile herhangi bir "suç" haline getirilememiş bir hadisedir. Avrupa'da, hatta Fransa'da pek çok insan, başörtüsünü ister siyasi, ister inanç, ister düşünce özgürlüğü çerçevesinde olsun, Avrupa'nın üzerinde titrediği, AB'nin olmazsa olmazı olan vazgeçilmez insan hakları arasında saymaktadır. Böyle saymakta ve başörtüsü yasağını, AB ruhunun ihlali olarak görmektedir. Zaten o yüzdendir ki, Fransa'nın tavrı, pek çok Avrupa ülkesi tarafından paylaşılmamaktadır. Ortada böyle bir durum varken, Türkiye, kendi vatandaşını, diyelim Fransa'nın "aşırı sağcı"ların etkilediği toplum kesimlerine göz kırpan "sağcı" bağnazlığının hoyratlığına kurban vermeye razı mı olacaktır? Bu soruyu seslendiriyorum ama Türkiye'de Fransa'dan daha derin bir kafa karışıklığının bulunduğunu görmezden gelecek değilim. Fransa'daki başörtüsü komisyonuna Chirac tarafından seçilen Türk temsilci Gaye Petek, sanki Türkiye'deki ÇYDD - ADD üyesi bayanların uzantısı hüviyetinde en bağnaz yasakçı çizginin sözcüsü olmuştur. Bu mudur Türkiye adına ortaya konacak sağlıklı çizgi? Hiç sanmıyorum. Bu noktada Türkiye'nin duruşu gerçekten problemli bir nitelik arzediyor. Türkiye'de, başörtüsü konusunda özgürlükçü çizgiyi temsil eden insanlar, medya mensupları, Fransa'daki hristiyan ve musevi topluluklarının yasağa karşı (tabii yasak o dinlere ait sembolleri de kapsadığı için) tepkilerinin altını çizmektedirler... Müslümanlar adına yerel tepkiler dışında İslam dünyasından bir tepki yükselmeyecek midir? Türkiye sessiz mi kalacaktır? Tabii burada, AB ile üyelik temasları bulunan Türkiye'nin ilişkileri hangi çerçevede sürdürdüğü sorusu da önem kazanıyor? Yani "AB ile nasıl bir kimlik yapısı içinde görüşmeler yapılmaktadır?" sorusu... Türkiye AB ile bir "İslam ülkesi" hüviyetinde mi temaslar yürütüyor, yoksa herhangi bir Avrupa ülkesi hüviyetinde mi? Türkiye'nin AB ile bir "İslam ülkesi" hüviyetinde temas yürüttüğü, problemlerin de avantajların da bu hüviyetten doğduğu biliniyor. Hiç şüphesiz işin sırrı dengede... Yani "İslam ülkesi olmak nereye kadar avantaj sağlıyor, nerede problem oluşturuyor?" sorusunun cevabında... Türkiye bu gerilimi dünyaya dönük her vizyon tartışmasında yapıyor. Ve zaman zaman "İslam ülkesi" olmak Türkiye'nin "stratejik derinliği"nde hayati bir önem kazanıyor, zaman zaman da Müslüman olmayı bir "yük" gibi telakki ettiğimiz oluyor. Bu son hal, bizi, gene zaman zaman, derin kimlik kargaşaları içine sürüklüyor, iç politikada, dış polatikida derin kafa karışıklıklarına sevkediyor. Bir gerçek var ki biz müslüman bir ülkeyiz. Bin yıllık bir kimlik bütünleşmesi bu. Dünya da bizi Müslüman kimliğimizle tanıyor ve dünyanın stratejik dengesindeki özgül ağırlığımızı bu hüviyetimizin niteliği ile değerlendiriyor. Yani, diyelim AB açısından baktığımızda Müslümanlığımız bütünüyle negatif bir değer olsa, AB'nin bizi bünyesine asla katmayacağı kesin. Aksine AB Türkiye'yi Müslümanlığını önemsediği ve bunun AB için bir artı oluşturacağına inandığı için bünyesine alacak. Tabii, AB Türkiye'yi bünyesine almak istemezse, almama sebepleri arasında da Müslümanlığımızın mevcut bulunduğunu gözden kaçırıyor değilim. Öyleyse Türkiye'nin hem Müslümanlığı önemli, hem de Müslümanlığı algılayış tarzı önemli. Bunun sadece AB için değil, tüm dünya için de önemli olduğu düşünülebilir. Onun için Dünya – İslam ilişkisinde "Türkiye modeli" diye bir şeyden söz ediliyor. Buradan şuna gelmek istiyorum: -Avrupa'da İslam'la ilgili olan biten şeyler üzerine Türkiye'nin bir görüşü olmalı ve bu, herhalde, Avrupa'daki Müslüman nüfusun hem farklı din mensupları ile daha olumlu ilişkiler geliştirmesini, hem de daha iyi şartlarda yaşamasını sağlamaya yönelik bir tavır olmalı. Bu Avrupa ülkeleri için de gerekli. Çünkü onlar da eğer, Müslüman nüfusu kazıyıp çıkarmak veya radikal asimilasyon politikasına maruz bırakmak gibi bir niyet sahibi değillerse, onlarla iletişim kurma ihtiyacı duyacaklar, burada da Türkiye'nin, belki Diyanet kanalıyla devreye girmesini gerekli göreceklerdir. Bu açıdan Türkiye, Avrupa'daki Müslümanların insan hakları ile ilgilenmekten kaçınamaz. Hatta bana göre sadece Müslümanların değil, belki Hristiyanların, Musevilerin hakları ile bile ilgilenmeli, çünkü geçmişinde İspanya Yahudilerine kucak açan Türkiye'ye bu yakışır. Bu noktada AKP'nin sorunları bulunduğunu kabul ediyorum. Çünkü AKP kendisini dünyaya hangi kimlikle sunacağı konusunda net değil. Ya da başörtüsü konusu ile AB'nin önüne çıkmayı sorunlu bulabilir. Ama bir dil geliştirmeyi görev bilmeli, belki bu dili Türkiye adına geliştirmek için Ankara'da, devletin her kademesinde bir beyin fırtınasının kapısını açmalı... Çünkü bir şey her şeyi etkileyebilecek mahiyet kazanabiliyor. Fransa'da "insan hakları" adına bir cinayet işleniyorsa "cinayeti gördüm" demeye kimi komplekslerimiz mani olmamalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |