|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçtiğimiz hafta bir grup akademisyen ve gazeteci ile birlikte Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın hazırladığı kapsamlı bir İslam'la Diyalog çalışması için Berlin, Hannover, Köln ve Bonn'da son derece yararlı görüşmeler yaptık. Bütün görüşmelerin odağında bu ülkede başörtüsünün yasaklanması veya serbest bırakılması üzerine yaptığımız tartışmalar bulunuyordu. Müslüman kızlar, Almanya'da okullara başörtüleriyle rahatlıkla girebilmekte ve eğitimlerini sürdürebilmektedirler. Problem, ülkenin bir bölümünde başörtülü öğretmenlerin görev yapabilmesi noktasındadır. Yine de bazı eyaletler, başörtülü öğretmenlere yasak getirmeyi düşünmekle beraber şu ana kadar hiçbiri bu konuda kesin bir karar almamıştır. Tersine iki eyalet (Kuzey Ren-Vestfalya ve Rheinland-Pfalz), böyle bir yasak koymayacağını ilan etmiştir. Yasaklamak isteyenler, çocukların başörtülü bir öğretmenden kaçınılmaz olarak dini telkin alacakları noktasından hareket etmekte; izin verenler ise, "Başörtülü öğretmenlerin görev almasına, ancak bu öğretmenler gerçekten kendi dinlerini dayattıklarında yasak getirelim" demektedirler. Tekrar altını çizelim… Almanya'da şimdi Fransa'da yapılmak istendiği gibi öğrencilerin başörtüsüyle eğitim almalarının önünde bir yasak yoktur. Böyle bir tartışma söz konusu bile değildir. Başta İsveç olmak üzere, bu sorunu tartışan İskandinav ülkelerinde de başörtüsü yasağı uygulanmamaktadır. Yani, Fransa'nın koymayı düşündüğü yasak; değil Türkiye'ye referans olmak yıllardır bu konuyu tartışıp belli bir noktaya ulaşan Avrupa için dahi bir değer ifade etmemektedir. İnsan hakları, din ve vicdan hürriyetleri evrensel olmakla birlikte, sorunu Türkiye gibi nüfusu Müslüman olan bir ülkede değil, Almanya gibi Müslümanların azınlıkta olduğu bir yerde tartışmak kolay değildir. Kaldı ki, Türkiye'deki yasak siyasal kıyıma dönüşmüşken Avrupa'ya kafa tutmanın güçlüğü de ortadadır. Sözünü ettiğimiz şey, Protestan, Katolik veya Ortodoks ailelerin çocuklarını, kendilerine yabancı bir dinin temsilcisi olarak gördükleri başörtülü bir öğretmene emanet etmeleridir. Buna rağmen birçok Avrupa ülkesi, dini inancı temel hak olarak görmekte ve başörtüsü ile kamu hizmeti görme hakkına yasak getirmemektedirler. Bu konuda en keskin tavır, önceki gün Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın resmi açıklamasıyla Fransa'dan gelmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı bu ülkede uzun süreden beri tartışılmakta olan türbanın kamu binalarında (kamusal alanlarda değil, çünkü sokak da kamusal alandır) yasaklanması konusunda önemli bir adım atıldı. Yani sadece hizmet vermenin değil, öğrencilere de yasak getirilmesi ile hizmet almanın da yasaklanması yoluna girilmiştir. Başörtüsü (türban) ile birlikte Yahudilerin kullandığı kippa ve Hıristiyanların taktıkları büyük haçlar da yasak kapsamındadır. Ne garip ki bu yasak girişimi Türkiye'nin yasakçıları tarafından gizlenemeyen bir sevinçle karşılanmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı'nın yasak için ileri sürdüğü gerekçe tümden yanlış ve gerçek dışıdır. Türban (ya da başörtüsü) bir dini sembol değildir; dinin bir emridir. Müslüman kadınlar, örtüyü dindarlıklarının, siyasi düşüncelerinin veya ideolojik görünürlülüklerinin bir belirtisi olduğu için değil, Allah öyle emrettiği için takarlar. Başörtüsünün bir sembol olduğunu düşünmek bu insanların hayat boyu eylem içinde olduklarını söylemek anlamına gelir ki, böyle bir eylem biçiminin akıl dışı olduğunu kabul etmek gerekir. Chirac'ın bir yasak istemesi ayrı bir tartışma konusudur ama ortaya koyduğu gerekçe Fransa'nın İslam'a yabancılaşmasının göstergesinden başka bir şey değildir. Böyle bir eksiklik mazur görülemese de Fransızlar için belki anlaşılabilir ama; Fransa'da konan yasağı Türkiye için delil göstermeye kalkmak; nüfusunun yüzde 99'u Müslüman bir halkla, Hıristiyan bir ülkedeki azınlık Müslümanların problemlerini aynı bakış açısına oturtmak, ideolojik önyargıdan başka bir şey değildir. İslam'a yabancı bir ülkenin, başörtüsüne karşı şüpheci tutumunu ve bu tutumundan kaynaklanan yasağı Türkiye'deki uygulamaya referans yapmak bir insan hakları barbarlığıdır. Bu yaklaşım; Türk medyasının Türkiye'nin Müslüman nüfusuna azınlık muamelesi yaptığını bir kez daha ortaya koymaktadır. Dahası, Fransa'nın "azınlık"larına yönelik tutumu, dramatik olarak Türkiye'nin uyguladığı yasağın geçersizliğine işaret etmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |