AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Laikçiler'in eski treni...

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, okullarda başörtüsünü yasaklayacak olan yasanın yeni eğitim yılına yetiştirileceğini açıkladı ya, Türkiye'deki "laikçiler"in ağzı kulaklarında... Galiba dünyanın en "anlama özürlü" varlıkları, bizdeki "laikçiler..."

Sanıyorlar ki, "yasak" koyunca insanlar başlarını örtmekten vazgeçecekler, bu çağdışı "hödük" zihniyete temenna çekecekler. Doğrusu, yasaklarla hiçbir sonuca varılamayacağını en çok "28 Şubat" gibi bir deneyim yaşamış ülkenin "aşırı laikleri" anlar diye düşünüyordum. Demekki yanılmışım, "virüs" bir kere girince çıkması anlaşılan çok zor...

Gerçi Türkiye'deki "aşırı laikçiler"in hemen hepsi "sabıkalı" bir geçmişe sahipler. Bunların alayı, (yasakçılıkta kan bağı içinde oldukları akrabaları dahil) ya Yassıada'da idamlar için gönüllü fedai olmuşlardır, ya da darbeler için düdük öttürmüşlerdir.

28 Şubat yapıldığında bütün "aşırı laikler" günlerce şenlik düzenleyip, "postmodern darbe"ye övgüler düzmüşlerdi. Artık Türkiye'de başörtüsünün kökünün kazınacağına, başka bir Türkiye'nin yaratılacağına inanıyorlardı. Ama ne yazık ki, zamanın akışını geriye döndürmek, insanlığın hak ve özgürlük mücadelesini yasaklarla yok etmek mümkün olmuyor. Nitekim, Türk toplumunun özgür iradesi "aşırı laikçileri" de, yasakçıları da silip süpürüverdi...

Bütün kısa tarihleri boyunca halktan yedikleri tokatlarla hep bozguna uğradılar ama yasakçılık yakalarını bir türlü bırakmadı. Şimdi Chirac'la birlikte, genetik kodlarına sirayet eden "virüs" yeniden dellenmeye başladı.

Bizim "laikçiler" yine yanlış trene bindiler. Oysa bu tren çok eski... Çünkü Fransa'nın İslam'a karşı başlattığı bu "çağdışı" mücadelenin hiçbir şansı yok. Bir kere, tamamen "arkaik" bir anlayışa dayanan bu İslam düşmanlığı, aynı zamanda "Avrupa değerleri"ne ve de demokrasiye karşı bir düşmanlıktır.

Kimsenin kuşkusu olmasın ki, kendi elleriyle başlattıkları bu "kin" ve "nefret" süreci sonunda gelip yine kendilerini vuracaktır. Artık bundan sonra, o çok övündükleri "çok kültürlülük" ve "demokratik değerler" en acımasız şekilde sorgulanacaktır. Nitekim, İngiliz The Guardian gazetesinde dün yayınlanan Madeleine Bunting imzalı "Laiklik çıldırdı" başlıklı yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın başörtüsüne yasak getirme konusundaki kararlılığının ülkede yıllar sürecek bir cepheleşmeye yol açacağı savunuldu.

Artık bundan sonrasını Chirac düşünsün. Ne yapacak? Şu anda ülkesinde yaşayan 3,5 milyon Müslüman'ı sürgüne mi gönderecek, yoksa "toplama kampları"na alıp özel bir statü mü uygulayacak?

Bakalım bugüne kadar "entegrasyon"un vatanı diye takdim ettikleri Fransa, bundan sonra kaçıncı cumhuriyete yol alacak, bunu hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Şimdi Avrupa, ya bugüne öncü olduğunu iddia ettiği "demokratik değerlere" sahip çıkacak, ya da başta İslam olmak üzere tüm dinsel farklılıklara, etnik zenginliğe ve kürtürel çeşitliliğe kapılarını kapatarak geçmişteki "skolastik" değerlerine geri dönecek.

Avrupa'da başlayan bu yeni süreç, şimdilik olumsuzmuş gibi gözükse de, aslında son derece "hayırlı" bir başlangıç. Şu anda Fransız ve Avrupa kanallarında çatır çatır başörtüsü ve İslami değerler tartışılıyor. Göreceksiniz, Fransız yasakçılığına rağmen Avrupa'yı daha güçlü bir "İslami rüzgar" kuşatacak.


19 Aralık 2003
Cuma
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED