|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Oyuncak ve çocuk üzerine Kemal Sayar'ın reklâmcılara çatık kaşla bakan bir yazısı var bu haftaki Gerçek Hayat'ta: "Çocuklarla oynayan oyuncaklar". - Reklâmcılık yüzyılın son çeyreğinden itibaren, giderek daha da artan bir iştahla çocuklara yöneliyor ve çocuğu muhasara altına alıyor. - Bazı araştırmalar üç yaşında bir ABD'li çocuğun ortalama 100 markanın logosonu tanıdığını gösteriyor. - Elektronik medyanın yaygınlaşmasıyla reklâmcılar anne babayı bir kenara iterek, kolaylıkla etki altına alabilecekleri çocuklara doğrudan konuşmaya başladılar. - Televizyon girdiği her ev artık fethedilmiş bir toprak parçası gibiydi, reklâmcılar 'vaad edilmiş topraklar'ı olan çocukluğa kolayca erişebiliyorlardı. - Şirketler artık çocuklara yeni bir rol biçmişlerdir, onlar 'müşterilik öğrencisi'dirler. - Çocuk, David Riesman'ın deyişiyle "Pepsi Kola ile Koka Kola arasındaki farkı bilmek üzere eğitilir." Spotlarına göz atmakla az çok fikir sahibi oluyoruz. Kendi çocukluğunda pek oyuncağı olmayan anne babalar, çocuklarına maddi durumları elverdiği ölçüde bol oyuncak almaya daha fazla eğilimli oluyor. Ne gariptir ki fazla oyuncak, çocuğu daha çok mutlu kılmaya yetmiyor. Her gün yeni bir oyuncak gelse ve bir oda dolusu oyuncağa sahip olsa bile, hayatı boyunca tek oyuncağı olan çocuktan daha mutlu olmuyor çocuklar. Kırıp bozmayı, yıpratmayı, hoyratça kullanmayı, atmayı ve yenisini bekleme davranışını doğal bir şekilde geliştiriveriyorlar. Çerçeveyi biraz genişletelim. Devletler de çocuklardan farksız. Elindeki oyuncaktan gün gelip bıkabiliyorlar. Misal mi? İşte Amerika. Onbeş yıl öncesinde elinde Saddam gibi bir oyuncak vardı. Bir diğeri de Usame bin Ladin. HIZLA GİDERKEN
Adam trafikte 'alçaktan uçarken' polise yakalanır... Polisin uyarısı üzerine kenara çektiği arabadan iner: - Buyrun Memur Bey! - Beyefendi aşırı hız yaptınız, ehliyetiniz lütfen. - Ehliyetim yok, son yaptığım kazada ehliyetime el koydular memur bey. - Aracınızın ruhsatı? - Araba benim değil memur bey, çaldım bu arabayı. - Anlamadım nasıl yani, bu arabayı çaldınız, öyle mi? - Evet memur bey, aa durun bir dakika torpido gözünde ruhsat olucaktı, silahımı oraya koyarken ruhsat gibi bir şey gördüm galiba.... Polis iyice şaşırır: - Torpido gözünde silah mı var?!.. - Evet memur bey, bu arabanın sahibi kadını vurduktan sonra cesedi bagaja koydum, silahı da torpido gözüne sakladım... - Bir de bagajda ceset mi var?!.. - Evet memur bey... Trafik polisi bunu duyar duymaz amirini arar, arabanın etrafı bir anda polislerle dolar ve adamı sorguya alırlar... Ekipler amiri adamın ehliyetini ister, adam ehliyetini çıkarır ki ehliyet geçerli, temiz; hiçbir anormallik yok... Bunun üzerine ruhsatını ister, adam çıkartır ruhsatı da verir. Ekipler amiri yine bakar ki araba adama ait. Derken torpido gözünü açmasını ister, adam açınca ortaya çıkar ki orada da silah falan yok... Ekipler amiri bir de bagaja bakmak ister adam bagajı açar orada da ceset meset yok... Bunun üzerine ekipler amiri 'Çok garip' der... 'Sizi durduran memurun anlattığına göre bu arabanın bir kadına ait olduğunu söylemişsiniz, kadını öldürüp cesedi bagaja, silahı da torpido gözüne koymuşsunuz...' Adam güler: - İnanamıyorum... O şimdi benim için 'aşırı hızlı gidiyordu' da demiştir!..
KUMRULAR GİBİ
İnsanların eşleri için kullandıkları "kumrular gibi" deyiminin nereden geldiğini merak etmiş Hasan Deveci ve araştırmış. İşte bulduğu sonuçlar: - Kumru hiçbir zaman eş değiştirmez.
DÜŞEŞ
Herodot Cevdet, villa reklamında. "Böyle düşeş bulunmaz" diyor. Merak eden fiyatları araştırsın da görsün düşeşin nasıl bir şey olduğunu! Yarım trilyonluk evler şayet düşeş oluyorsa, nasıl derler, ben de şimendiferim! İsteyen doyasıya baksın!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |