AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Nûru nâra döndürmek

Kovboy kılığında hortlayan yeni oryantalizm, yeni sömürgeciliğin keşif koludur. Bu kesin. Eski oryantalizm bilgi kaynaklarımızı bize karşı kullanmıştı. Yeni oryantalizm insan kaynaklarımızı bize karşı kullanıyor. Bu da kesin.

Hırsızın suçu zaten ortada. Biz bizim kusurumuza, yani ev sahibinin kusuruna getireceğiz sözü.

Ev sahibinin kusuru var. Eski oryantalizm bilgi kaynaklarımızı bize karşı kullanırken ev sahibinin kusurunu sermaye yapmıştı. Daha önce, eski oryantalizmin bize karşı çamur silahı olarak kullandığı isimlere Selman Rüşdi'yi örnek vermiştim. Bu ağızdan dolma silahın çamuru olan Şeytan Ayetleri, bizim kaynaklarımızı bize karşı kullanmanın en tipik örneklerinden biriydi. İbn Huzeyme gibi büyük bir hadis otoritesinin "Zındıkların uydurmasıdır" teşhisini koyması, Matüridi, Beyhaki, Kadı İyaz, İbn Arabi, Nesefi, Beydavi, Razi, İbnu'l-Arabi ve daha bir çok otoritenin yalanlamaları kâr etmemişti.

Aynı şey "İskenderiye kütüphanesini Halife Ömer yaktırdı" yalanı için de geçerli değil miydi. Oysa onlar vurmak için bizden olan Abdüllatif el-Bağdadi, İbnü'l-Kıfti, Ebu'l-Ferec Maltî gibi isimleri kullanmışlardı. Yüzyıllar önceden yanıp kül olmuş bir kütüphane bir daha yakılamazmış… Kadim gayr-ı Müslim kaynaklar çok önceden yanıp kül olduğunu isbata yeterliymiş… Bizden gösterilen kaynaklar bu konuda sözlerine itibar edilmeyecek kadar geç ve dayanaksızmış… Bütün bunlar kimin umurunda. Demiştik ya, oryantalizm tümdengelim yöntemini kullanır, diye.

Evet şimdi de bizim insan kaynaklarımızı bize karşı kullanıyorlar. İtiraf edelim ki, tıpkı eski oryantalizmin kullandığı bilgi kaynaklarımızın suçu olduğu gibi, yeni oryantalizmin kullandığı insan kaynaklarımızın da suçu var.

Geçen yazıda bu suçu "Yeni Müslüman kuşakların Müslümanlaşmasının kendi doğal süreci içerisinde gerçekleşmemesi" olarak tespit etmiştik. Bunu zeytinin tabi süreç yerine, zararlı kimyasallarla kısa sürede karartılmasına benzediğini söylemiştik. Ya da muzun, armudun karpitle sarartılması… Yani doğal değil. "Allah'ın boyası" yerine sentetik boya.

Bunun adını ağızdan dolma çamur tabancaları "selefilik" koyuyorlar. Selef, İslam'ın ilk kuşaklarına atfen kullanılan bir ıstılah. "Selefî" demek, "selefe mensup" demektir. Selefe mensup olmak, selefe bir açıdan nisbeti olmak demektir; ya asıl ya usul ya da füru açısından. Bu açılardan selefe intisabı olmayana selefi demek aldatıcı. O olsa olsa "selefçi" olabilir ki, bu tezgahında selef, ya da selefin mirasını satmaktan ibarettir. Satanların sattığı kendilerinin değildir. Bir şeyi satan sattığından mahrum kalmıştır.

Eğer kendilerine selefi denilenler gerçekten öyle olsalardı, İslam vahyini 23 yıllık vahiy sürecinde sindirenler selefin de selefiydi, onlardan ders alırlardı. Allah'ın zamana koyduğu sırrın farkına varırlardı.

İlk seleflerimiz kimyasallarla sarartılmış muza, karartılmış zeytine benzemezlerdi. Doğal süreç içerisinde olgunlaşmışlardı. Onlar imanları boğazlarında düğümlenmiş kimseler değildi. İmanlarını sindirmiş, onu gözlerinde fere, gönüllerinde fermana, dizlerinde dermana dönüştürmüş kimselerdi. Daha şer'i şerifin bir çok emri ve yasağı ortada gözükmezken gece namazına teşvik olunmaları işte bundandı. Dayanıklılık testinden geçiriliyorlardı. Gelecekte yeryüzünün en büyük iman hamlesini başlatacaklardı. Onların birikimini 1400 yıldan beri bozdura bozdura harcayıp da hâlâ tüketemeyişimiz işte bundandır.

Yeni kuşaklar, sıkıştırılmış konsantre bir Müslümanlığa zorlandılar. Olgunlaşmanın zaman ve mekana ilişkin yasalarını gözetmediler. Aceleye getirilmiş bir Müslümanlığa mecbur edildiler. Bunun suçlusu onlar değil, onları arkalarından kovalayanlar, onları meskenlerinden, menşelerinden ve zamanlarından edenlerdi. Onları yersiz, yurtsuz, yuvasız ve kıblesiz bırakanlardı. Ektikleri rüzgarın hasadını fırtına suretinde devşirmeleri yasa gereğidir.

Sonuç mu? Sonuç nûrun nâra, yani ışığın ateşe dönüşmesiydi. Işık aydınlatır, ateş yakar. İslam tıpkı güneş gibi bir nûr, bir ışıktır. Bu ışık kendi doğallığı içerisinde üzerine doğduğu herkesi ve her şeyi aydınlatır. Bir hayat kaynağıdır. Fakat gün ışığını bir mercekle yoğunlaştırırsanız, nûru nâra çevirirsiniz. Değdiği yeri yakar. Kararan yürekleri ve karanlık akılları aydınlatan İslam'ın ışığıyla aydınlanmak, kendi doğallığı ve doğal süreci içerisinde gerçekleşmeli. Sentetik bir müdahale, ışığın ateşe dönüşmesiyle sonuçlanabilir. Nûr iken nâr olur. Bu da, kendisiyle amaçlananın tam tersi bir sonuç elde etmek demektir.

Orada burada yükselen alevleri göstererek İslam'a sövmeye kalkmak, mercekle çıkardığı ateşten dolayı güneşi suçlamaktır. Güneşten en çok kim rahatsız olur?

Bunu bilmeyecek ne var: Sermayesi buz olanlar…


19 Aralık 2003
Cuma
 
SAMİ HOCAOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED