|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
15 ve 20 Kasım'da İstanbul'da dört hedefe yönelik kanlı saldırılardan bu yana Pentagon'un tezlerinin, New York Times'ın yorumlarının dışına çıkamayan bir terör tartışmasına mahkum olduk. ABD'nin yeni küresel düzeninin ideolojisi haline getirilen ve dünyayı paranoyaya sürükleyen el Kaide saplantısı, o günden bu yana yaşanan bütün kötülüklerin üzerini örtmek için kullanılan bir kamuflaja dönüştürüldü, ABD cephesinin işgal ve cinayetlerinin meşruiyet kaynağı haline getirildi. Endonezya'dan Fas'a, Suudi Arabistan'dan Irak'a ve İstanbul'a kadar saldırılar, hiçbir analize tabi tutulmadan El Kaide'ye maledilerek üzerleri örtüldü. Oysa saldırılar arasında çok önemli nitelik farklılıkları var. Bir çoğunun kaynağı ve hedefi farklı iken hepsi için "el Kaide yaptı" denildi ve dosyalar kapatıldı. Bu saldırıların failleri iddiasıyla bir çok insan yakalandı, tutuklandı, ceza aldı. Ancak ulaşılan ilk isimlerin ötesinde hiçbir bulgu elde edilemedi, saldırıların arkasındaki güç asla tespit edilemedi, taşeronların ötesine geçilemedi. ABD Endonezya'ya "terörle savaşta ittifak" teklif etti, bu amaçla iki kez bu ülkeye asker göndermek istedi. Teklif ve dayatmaları reddedilince Endonezya'da bombalar patladı. Birkaç kişi yargılandı, idama mahkum oldu. Ancak tamamen "askeri karakterli" olduğu kesinleşen saldırılar arkasındaki güçlere yine ulaşılamadı. "El Kaide" denildi ve dosyalar kapatıldı. Oysa El Kaide'nin ABD yanında küresel savaşa girmeyi reddeden Endonezya yönetimiyle hiçbir sorunu yoktu. Riyad-Bin Ladin pazarlığı ve karşı saldırı...
12 Mayıs'ta Riyad'da çok önemli hedeflere saldırılar düzenlendi. ABD istihbaratına bağlı çalışan ve karanlık operasyonları yürüten, Soğuk Savaş döneminde katliamlara ve örtülü operasyonlara imza atan Vinell adlı örgüt/şirket'in merkezi vuruldu, çoğu ABD istihbaratından 35 kişi öldü. 8 Kasım'da yine Riyad'da saldırılar düzenlendi. Ancak bu sefer Amerikalı değil, Müslümanların olduğu kompleks vuruldu. Hemen hepsi Müslüman 17 kişi öldü. İkisi için de El Kaide suçlandı. Ancak 12 Mayıs ile 8 Kasım saldırıları arasında çok ciddi nitelik farklılıkları vardı, kimse zahmet edip bakmadı bile. İki saldırı döneminde Suudi yönetimi ile İslamcı gruplar, dışarıdan gelen tehditlere karşı birlikte hareket etme yolunda bir süreç başlattı. El Kaide ile yönetimin arasını bulmak için görüşmeler yapıldı. Bu amaçla Mekke'de üç günlük bir toplantı yapıldı. 40 Müslüman liderin Veliaht Prens Abdülziz'le bir araya geldiği, toplantıya Usame Bin Ladin'in temsilcisinin de katıldığı, ardından bu pazarlıkların sonuçlandırılması için Suudi eski İstihbarat Başkanı Prens Türki el Faysal liderliğinde Londra'da bir toplantı daha düzenlendiği, Londra toplantısının 12 Mayıs'ta Vinell şirketi/örgütünün bombalandığı saldırıdan sonra yapıldığı, tarafların anlaşmaya yakın olduğu ancak bu süreci sabote etmek isteyen bazı güçlerin 8 Kasım'da Riyad'a bombalı saldırı düzenlediği belirtiliyor. Suudi Savunma Bakanı Prens Sultan'ın, ekim ayının son haftası generallere, "Amerika ve İngiltere'nin Suudi Arabistan'ı zayıflatıp operasyona hazır hale getirmeye çalıştığını, ülkenin İran gibi hedef olmaya sürüklediklerini" söylemesine kadar ilginç. Riyad'da iki saldırı oldu. İkisini de üniformalı kişiler yaptı, askeri malzemeler kullanıldı. Ancak biri ABD hedeflerini vururken diğeri doğrudan Suudi yönetimini hedef aldı ve ABD çıkarlarını önceledi. Oysa Türkiye'deki "terör uzmanları"na bakılırsa ikisini de el Kaide yaptı. Yine resmi ABD-İngiliz-İsrail tezlerine ve bizim "uzman"lara bakılırsa, Irak'ta Türk Büyükelçiliğinin, Ürdün Büyükelçiliğinin, BM merkezinin ve Kızıl Haç merkezinin bombalanmasıyla direnişe yönelik eylemler arasında da bir fark yok ve hepsi El Kaide ve birlikte çalıştığı gruplar tarafından yapılıyor. Onlara göre, Irak'taki direniş ile İstanbul'daki saldırılar aynı kaynaktan besleniyor. Üslenme iddiaları neden Londra merkezli?
Çok ciddi bir zihinsel operasyona tabi tutuluyoruz. ABD-İngiliz-İsrail cephesinin ilişkileri hangi ülke ile yolunda "gitmemeye" başlarsa o ülkede bombalar patlıyor. ABD'nin küresel müdahale planlarını hangi Müslüman ülke sorgulamaya başlarsa o ülke karışıyor. El Kaide İskenderun'a Amerikan askerleri yığıldığı zaman neden Türkiye'ye saldırmadı? Türk-İsrail ekseninin en güçlü olduğu dönemde neden saldırıya uğramadık? Nereden geldiği belli olmayan bir e-mail mesajı ile Türkiye kamuoyu yoğun bir psikolojik harekata tabi tutuluyor. İki saldırının da Londra'dan ve güvenilmez kaynaklar kanalıyla üslenilmesi tuhaf değil mi? Kuzey Irak'tan dışlanan Türkiye, Irak'ın komşuları ile yakınlaşmaması için terörle terbiye ediliyor. ABD-İngiltere ve İsrail'in, Türkiye'nin hayati güvenlik çıkarlarını hiçe sayan Irak planlarına karşı çıkmaması için Türkiye adeta sindiriliyor ve kendine verilenlerle yetinerek işgal cephesi içinde kalmaya zorlanıyor. Amerika'nın güvenlik öncelikli "küresel olağanüstü hal" çabalarına karşı özgürlükler yolunda tercih yapan Türkiye, güvenlik eksenli politikalara mecbur bırakılıyor. 11 Eylül sonrası başlayan entrikalar boyunca her şeyin ilk göründüğü gibi olmadığı konusunda epey tecrübe edindik. Dünya kamuoyuna sunulan resmi iddiaların hemen hepsi yalan çıktı. Bütün iddiaların Pentagon merkezli pazarlandığını ve bunlar üzerinden örtülü operasyonlar yürütüldüğünü gördük. Birileri şimdi "ortak hedefler" üzerinden politika üretiyor. ABD-İngiltere-İsrail cephesi ve bu cephe ile yoğun ilişkileri bulunan ancak son zamanlarda ciddi endişeler taşıyan Türkiye'nin "ortak çıkar alanları"na saldırılar düzenleniyor ve Türkiye, bu ortaklıktan doğan "ortak cepheye" yeniden fakat belirleyici olamayan bir unsur olarak yamanmaya zorlanıyor. Türkiye meşhur işgal cephesi dışındaki güçlerle işbirliğine kaymaması için kontrol altına alınıyor. Irak'ta bir dünya savaşı yaşanıyor
Son Riyad saldırılarından sonra bazı analizlerde "Birilerinin Irak'ın komşularına, elinizi Irak'tan çekin ve kendi iç sorunlarınızla ilgilenin mesajı verdiği" iddia edilmişti. Ben de bu analizi okuduktan sonra 11 Kasım'da yazdığım yazının başlığını "Türkiye'ye dikkat" şeklinde koymuştum. Ancak bunun çok iddialı olacağını düşünerek o yazıdan vazgeçtim. Çok da iyi yapmışım. Zira bugün hesap vermekte epey zorlanacaktım. Amaç hasıl oluncaya kadar Türk halkının kanı üzerinden operasyonlar sürecek. Sonunda şu olacak: Türkiye, Irak'taki tezlerinden büyük oranda vazgeçecek ve bu halde yeniden ABD-İngiliz-İsrail cephesine yamanıp güvenlik eksenli politikalara yönelecek. Ardından da Irak'taki direnişe karşı kanlı bir mücadele başlatılacak. Direnişin ezme yönündeki bu savaşın adı da teröre karşı savaş olacak. Türkiye bu sefer Irak halkının karşısına dikilecek. Muhtemelen o zaman da televizyon ekranlarından El Kaide'ye karşı savaşa çağrılacağız. Irak'ta sadece Amerika değil, bir çok ülke savaşıyor. Irak, "yeni küresel düzenin ve Amerikan hegemonyasının test alanı"na dönüştü. Bir çok ülke Irak'ta birbiriyle savaşıyor ve bu savaş Türkiye'yi de içine alacak şekilde genişliyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |