AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Amerika'nın sınavı

Şimdi herkes "Şimdi n'olacak?" sorusunun cevabını arıyor. Bu sorunun açılımında "Amerika şimdi ne yapacak? Türkiye-Amerika ilişkileri nasıl gelişecek? Kuzey Irak'ta nasıl gelişmeler beklenebilir? Amerika Türkiye'yi terbiye etmek (!) için ekonomik zorlamalar yapar mı?" soruları var.

Bu sorular aslında Amerika'nın Türkiye ile ittifaka nasıl baktığının test edileceği bir çerçeve de oluşturuyor.

Acaba Amerika Türkiye'yi "Çantada keklik" olarak mı görmüştü? Buna hiçbir ülkenin, özellikle Türkiye'nin razı olmayacağını unutmuş muydu? Amerikan medyasının güdümlü bir tarzda Türkiye'ye yönelik aşağılamalarının Türkiye'de büyük tepkilere yol açacağını hiç mi düşünmemişti?

Şimdi gene Amerikan eksenli yorumlarda, Kuzey Irak'ta Amerika'nın Türkiye'nin hassasiyetlerini hiçbir biçimde gözetmeyerek dilediği gibi bir yapılanmaya gidebileceğini, IMF'yi Türk ekonomisini zora sokabilecek tavırlar içine itebileceğini yazıyor, ardından da hükümetin derhal ikinci bir tezkere getirmesini ve Amerikan tarafındaki düş kırıklığının tamir edilmesini istiyorlar.

Bu, Amerika'nın hegemonya tutkularının ve güç tapınmalarının hiç engel olmaksızın hayata geçebileceği inancından kaynaklanan çok yanlış bir yaklaşımdır. "Amerika tek başına da kalsa hükmünü icra eder" yaklaşımı, bir süredir Amerikan yönetimine hakim olan "Şahin" çizginin eğilimi olabilir. Ancak, Irak olayıyla ilk adımı attığını ilan eden bu çizgi, bu süper gücü, kendini aşan bir misyon tutkusunun içine sürüklemiş, "meşruiyyetini kendi üreten" bir stratejiyle, dilediğini yapabileceği vehmine yol açmış, ancak tüm dünyanın vicdanına toslamıştır. Sonunda neredeyse tüm dünya "Bush Saddam'dan çok daha tehkileli, çünkü elinde Saddam'dan çok daha öldürücü silahlar var" kanaatine sevketmiştir.

Türkiye'den istenen dünyada imajı böylesine yıpranan bir çizgiyle bütünleşmekti.

Türkiye halk vicdanında reddettiği bu çizgiye ilişkin tavrını, Meclis kararıyla da pekiştirmiştir.

Şu an Amerika, Ortadoğu politikasında İsrail kadar yalnızdır.

Arap Birliği de, önceki gün aldığı kararla ABD'nin Irak'a müdahalesine karşı çıkmıştır.

Saddam yönetimi BM silah denetçileri ile işbirliği içinde Es-Samud füzelerini imhaya başlamış, ayrıca bilim adamlarının denetçilerle teke tek görüşmelerine izin vermiştir.

Yani maksat "silahsızlanmak" ise, o yolda ciddi gelişmeler vardır.

Amerika bu defa da "meselenin sadece silahsızlanmak değil, rejimin değişmesi olduğu"gibi yeni "bahane"ler üretip böyle yürümeye devam mı edecektir?

Amerika böyle yürüyemez.

Türkiye'ye yönelik yaptırımlara gitmesi, hele Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmelere prim verici tavırlar içine girmesi, Türkiye'de hiçbir iktidarın duyarsız kalamayacağı yoğun Amerikan aleyhtarlığını geliştirecek, bu Türkiye'yi Amerika'ya karşı daha mesafeli olmaya zorlayacak ve bu da Amerika'nın bir dünya gücü olma iddiasına vurulmuş en büyük darbe olacaktır.

Şu çok açık ki Amerika Ortadoğu'da ne sadece eli kana bulanmış İsrail ile varolabilir, ne de Kuzey Irak'ta kurduracağı bir kukla devletçikle...

Gene, Amerika'yı bölgede ne Afganistan'da kurdurduğu güdümlü yönetim var kılabilir, ne Irak'ta kurdurmayı planladığı kukla yönetimler... Daha şimdiden Afganistan'daki Karzai yönetimi, Amerika'nın gölgesinde kurulmuş olmanın güven bunalımı içine düşmüştür. Bölge daha kaç Karzai modelini kaldırır?

"Irak'a demokrasi getirmek istiyoruz" diyerek, kukla yönetimlerin kapısını aralamak, bir dünya gücü olmanın yolunu açar mı? Bu coğrafyada demokrasi ise işte Türkiye'de en net örneği sergilenmiş ve o da Amerikan kabadayılığına isyanı seslendirmiştir. Şu kesin ki tüm bölge halkları, (tıpkı dünyadaki örnekleri gibi) Amerika'nın saldırganlığına karşı öfke içindedirler. Dolayısıyla şunu rahatlıkla söylemek mümkün: Şayet bu bölgede tam demokrasi olsa, halkların ilk tavrı, Amerika'ya "Go home – Evine dön" demek olur. Bu durumda Amerika Ortadoğu'da demokrasi ister mi? Demokrasi olursa bir çoğu Amerika'ya yataklık eden yönetimler olur mu?

Amerika, TBMM'nin kararından –ki oylamadaki 'evet'leri bile 'zoraki evet'ler olarak görmek gerekir- bölge insanlarının nabzını okumak gibi bir fırsatı yakalamalıdır. Hiç şüphe olmasın ki Mısır halkının nabzı da böyle atar, Pakistan halkının, Ürdün halkının, Fas halkının, Kazakistan halkının nabzı da... O zaman siz, "halka rağmen halk için" gibi bir ucubeyi benimsemiş olacaksınız.

"Yürümez" dediğimiz de tam budur. Bunun yerli türevleri bile bölgede halk – yönetim sancısı oluşturuyor. Emperyalist hüviyette olanlarına neden tahammül edilsin?

Amerika aklını başına toplamalıdır. Türkiye'yi zorlamaktan vazgeçmelidir. Bölge ile oynamaktan vazgeçmelidir. Saddam olayında bu kadar tıkanırsa, yarın çok daha evrensel çapta insani isyanları göğüslemek zorunda kalacaktır.

Amerika sevilmiyor!

Bir ara Afganistan'a bomba yağdırırken "Neden sevilmiyoruz?" sorusu gündeme gelmişti Amerika'da... Bu sorunun peşinden gitmeliydi. Bu, Amerika için uyarıcı olacaktı. Ama bir eli kana, bir eli petrole bulaşmış "Şahinler" Amerika'ya çılgınlığı öğütlediler. Oysa o yolun sonu batak. Küresel şahinliğin sonu küresel batak.

Evet, aklını başına toplamalı Amerika!


3 Mart 2003
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED