|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türk şiiri; 'kutsal'ı olmayışının, metafizik yoksunluğunun, varoluş hissizliğinin, manevî dayanaklardan uzakta kalışının kısırlığını, çapsızlığını, hacimsizliğini çekiyor hâlâ: Kim ne derse desin, günümüzde şiirin poetik/pratik geri çekilmesinde esas 'mesele' burada! Materyalist algı biçimleriyle donuklaşan zihinlerin hayata, varoluşa ve şiirin ontolojik bütünlüğüne dair yeni algı kapılarını zorlamak hususunda hiç de verimli bir yoğunlaşma gösterememelerinin önemli bir nedeni de bu olgu olsa gerektir. Örneğin, onlar, şiirde kıytırık bir hedonizmi, cinselliği, şehvet düşkünlüğünü, dahası sapık ilişki biçimlerini seslendirmeyi, belki de (belli ki) "Metafizik derinlik"(!) sanıyorlar.. Materyalist 'uyuşma hâli', öyle anlaşılıyor ki, birtakım albenili kelimelerin, tamlamaların ardına sığınarak, Türk şiirini poetik vizyon kırılmasına, estetik zâfiyete, manevî sığlığa müstehak görmekle kalmıyor, bunu, zaman zaman bir 'dergi' kimliği altında kurumsallaştırmanın adımlarını da atıyor. "Yasakmeyve", (Tel.: 0216-449 04 08) yeni çıkan iki aylık bir şiir dergisi; iyi, hoş, edebiyat çevrelerinde bilinen/tanınan imzaların katıldığı bir dergi.. Ne ki, herhangi bir poetik/estetik anlayışın seslendirileceği ve bu anlamda bir 'ideal'e odaklanıp, belli bir 'misyon' ifâ edeceği şüpheli: Zira, derginin ilk sayısına şöyle bir göz gezdirdiğimizde, dergide yer alanların ortada bulunma sebebinden çok, katılımların, esasen bir 'toplama' veya bir 'biriktirme' ameliyesinin neticesi oluşu dikkat çekiyor. Sanki, Enver Ercan, "Oldu olacak, ben de bir güzellik yapayım bari" demiş ve uzanabildiği isimlerin katılımlarını sağlamış gibi bir his uyandı bende.. Zaten, Sunu'nun ilk cümlesi, 'Yasakmeyve, bir şiir dergisi; bu nedenle de "şiir" denince aklımıza ne geliyorsa işte onlara ulaşmak ve şiirseverlerle paylaşmak için çıkıyor" diyerek başlıyor ve "Bu dergi, Türkiye'de ve dünyada yazılmış ve yazılmakta olan şiirin izini sürmeyi..." diye devam ediyor. Sıradan, bağlamsız, içerik yoksunu ve dolayısıyla bana sorarsanız, 'bomboş' lâflar bunlar.. Doğrusu, bir şiir dergisinin 'doğum' şartlarını, gerekliliğini, niçin çıktığını seslendirmekten çok uzak! Bir de, Sunu'nun sonunda bu arkadaşların zihniyet ve şiire dönük algı dünyalarını resmeden bir "aforizma"(!) var ki, "Tamam" diyorsunuz, "zaten, 'Cumhuriyet'in temel ilkeleri' ve özellikle 'lâiklik' adına, sizden de bu tür hikmet(!) kokan lâkırdılar beklenir ancak!" Şu poetik vizyona bakar mısınız, lütfen: "Yasakmeyve eğer şiir değilse, nedir ki..." Yok yaa.. Bak sen!.. Şimdi, Hz. Adem'in uyarıldığı hâlde yasak meyveye uzanışı, Cennet'ten uzaklaştırılışı ve dünyaya gelişini yeniden anlatmaya gerek yok; hikâyeyi herkes biliyor.. "Yasak olan"ın, 'men edilmiş'liği içerdiği çok açık. Acaba, "şiir"le, "yasak olan" arasında ne tür bir bağlantı var? "Yasak/haram olan"ın şiirin estetik/ontolojik bütünlüğüne herhangi bir katkısından söz edilebilir mi? Yoksa bu arkadaşlara göre, bizler, her şiir yazdığımızda, yasak/haram olana, men edilmişliğe doğru mu uzanıyoruz; "günah" mı işliyoruz yani? Vay canına!.. Şeytan (İblis), Hz. Adem'i kandırmış ve Cennet'ten uzaklaştırılmasına sebep olmuştu. Hatırlarsanız, bu ülkede, adı "İblis" olan (her hâlde, 'İblis rûhlu'ların kendilerini ait hissettikleri) ve şiiri 'İblisçe' bir iş yapmak biçiminde nitelendirenlerin çıkardığı bir dergi vardı. Öyle görünüyor ki, 'materyalist/şeytanî' zihniyet aynı kalmakla beraber, bugün dergi adı biraz daha sözüm ona estetize edilerek, o malûl bakış sürdürülmek isteniyor. Bakın siz, şu şeytanın yaptığına!.. Ne diyelim: Allah selâmet versin.. Allah hepimizi şeytanın iğvasından, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların şerrinden/şiirinden korusun... Amin!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |