|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
OSMAN AKKUŞAK
Bu arkadaşın hoşuma giden sözlerinden biriside şudur: "Tiyatro san'atçısı, güzel Türkçemiz'in koruyucusu ve öğretmenidir." Hay dilini seveyim Dinçer Sümer biraderimiz!... Vasfi Rıza'nın, Muhsin Ertuğrul'un, İ. Galip Arcan'ın, Yıldırım Önal'ın, Nedret Güvenç'in, Yıldırım Önal'ın, Nedret Güvenç'in, Muammer Karaca'nın, Hüseyin Kemal Gürmen'in, Semih Sergen'in, Sadri Alışık'ın, Kenterlerin enfes diline doyabilir misiniz? 1970'li yılların başında (Labohem) operasına esas olan eseri Fransızca'dan tercüme eden bir Turhan Göker vardır. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın, tok sesli usta bir san'atkârıydı. Tercüme ettiği kitabın enfes Türkçesi'ni görünce şaşırmıştım. Bu arkadaş, edib değil, yazar değil, hatip değil.. bu güzel Türkçe'yi nasıl bulmuş, nasıl yapmış!... Sonra şaşkınlığım geçti.. Öyle ya; dilimizin en güzel numûnelerini sergileyen piyeslerin, dramların, komedilerin cümlelerini tekraraya tekrarlaya, söyleye söyleye, elbette ki böyle canlı, güçlü bir Türkçe'ye ulaşacaktı... Bundan daha tabiî ne olabilirdi! Maalesef, bariton sesli bu dev san'atçının cüsseli vücudu, genç yaşta toprağa düştü. Fakat, hâtırâsı, san'atkârlığı ve güzel dili, mükemmel tercümesi, kendinden sonrakilere mîras kaldı... San'atın ve Türkçe'nin dostarı; onu sevgi ile, rahmetle anıyorlar...
Usta Türkçeciler, şeker dilliler, söz ustaları, şiir ve nesir üstatları; sadece şâirler ve edebiyatçılar arasından değil, hukukçu, politikacı, ilâhiyatçılar arasından değil, hukukçu, politikacı, ilahiyatçı, tiyatro ve san'at müziği san'atçıları arasından da çıkıyor... Yalnız, bu dil ustalığının, yanında bir şart daha var ki; o da, güzel söz ve sözcünün dâima gerçeği söylemek zorunda olmasıdır. Söz, doğru olursa, söyleyen doğru söylere, işte güzelik orada zuhûr ediyor.
|
|
|
|
|
|
|