AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K Ü L T Ü R
Güzel Türkçemiz!..

  • OSMAN AKKUŞAK
    Dinçer Sümer, 21 Şubat 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısında, "san'atçı emekli olmamalıdır, ilim adamı da emekli olmamalıdır" demiş. Kültür Bakanı'na hitab ediyor.. Kime söylerse söylesin, elhak doğru söylemiş!... İlim ve san'at vadilerinde uzun zaman zarfında elde ettiği birikimin zirvesinde iken, bir bilgine, bir san'atkâra "sen artık kenara çekil de dinlen!" demenin yersizliğini anlamak için âlim olmağa hâcet yoktur... Sağlığı bozulan, entellektüel ve bilimsel hassâsiyeti aksamış olanlara izin vermek gerekebilir, ama, zindeliğini ve dinamizmini kaybetmeyen ilim ve san'at adamlarının bilgisinden ve tecrübesinden vazgeçmeğe hakkımız yoktur...

    Bu arkadaşın hoşuma giden sözlerinden biriside şudur: "Tiyatro san'atçısı, güzel Türkçemiz'in koruyucusu ve öğretmenidir."

    Hay dilini seveyim Dinçer Sümer biraderimiz!... Vasfi Rıza'nın, Muhsin Ertuğrul'un, İ. Galip Arcan'ın, Yıldırım Önal'ın, Nedret Güvenç'in, Yıldırım Önal'ın, Nedret Güvenç'in, Muammer Karaca'nın, Hüseyin Kemal Gürmen'in, Semih Sergen'in, Sadri Alışık'ın, Kenterlerin enfes diline doyabilir misiniz? 1970'li yılların başında (Labohem) operasına esas olan eseri Fransızca'dan tercüme eden bir Turhan Göker vardır. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın, tok sesli usta bir san'atkârıydı. Tercüme ettiği kitabın enfes Türkçesi'ni görünce şaşırmıştım. Bu arkadaş, edib değil, yazar değil, hatip değil.. bu güzel Türkçe'yi nasıl bulmuş, nasıl yapmış!... Sonra şaşkınlığım geçti.. Öyle ya; dilimizin en güzel numûnelerini sergileyen piyeslerin, dramların, komedilerin cümlelerini tekraraya tekrarlaya, söyleye söyleye, elbette ki böyle canlı, güçlü bir Türkçe'ye ulaşacaktı... Bundan daha tabiî ne olabilirdi! Maalesef, bariton sesli bu dev san'atçının cüsseli vücudu, genç yaşta toprağa düştü. Fakat, hâtırâsı, san'atkârlığı ve güzel dili, mükemmel tercümesi, kendinden sonrakilere mîras kaldı... San'atın ve Türkçe'nin dostarı; onu sevgi ile, rahmetle anıyorlar...

    Usta Türkçeciler, şeker dilliler, söz ustaları, şiir ve nesir üstatları; sadece şâirler ve edebiyatçılar arasından değil, hukukçu, politikacı, ilâhiyatçılar arasından değil, hukukçu, politikacı, ilahiyatçı, tiyatro ve san'at müziği san'atçıları arasından da çıkıyor... Yalnız, bu dil ustalığının, yanında bir şart daha var ki; o da, güzel söz ve sözcünün dâima gerçeği söylemek zorunda olmasıdır. Söz, doğru olursa, söyleyen doğru söylere, işte güzelik orada zuhûr ediyor.



  • 3 Mart 2003
    Pazartesi
     
    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED