AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Meclis'in kararı

Bir meslektaş, benim, pazartesi gününden başlayarak tezkerenin reddedileceğini yazdığım kanaatini sütununa taşımış. Yanlış bir kanaat. Evet, Ak Parti Meclis Grubu'nun rahatsız olduğunu biliyordum, rahatsızlığın her geçen gün arttığını da; ancak sonucun ret yönünde tecelli edeceğini gerçekten bilmiyordum. Bilseydim, tezkerenin kabul edileceği varsayımıyla, sonradan değiştirmek zorunda kalacağım bir yazı yazar mıydım hiç? O meslektaş, temennimi bilgi olarak yansıtmış. Yine de sağolsun...

Meclis kararı ulaştığında İstanbul'da ve gazetedeydim. İlk haber oylamanın geçtiği yönünde ulaştı ve yayın koordinatörü Kadir Demirel 'karar çıkana kadar ambargolu' uyarısıyla gönderdiğim yazıyı yerine yerleştireceğini bildirdi. Ardından 'gerçek bilgi' akmaya başladı. İlk gelen haberle fazla etkilenmemiş etrafımdaki yüzlerin tebessüm etmeye başladığını o zaman fark ettim. Ardından da, cep telefonum gecenin ileri saatlerine kadar susmamacasına çalmaya başladı...

Dalganın değişmeye başlayabileceğini ilk nerede hissettim? ABD savunma bakanı Donald Rumsfeld'in, Türkiye'yi rencide edici iki haftalık Amerikan dezenformasyonu ters tepince PBS televizyonuna çıkarak söylediği şu sözlerden: "Türkiye demokratik bir ülke; milletvekillerinin zihinlerinde sorular var, onların giderilmesi için vakit gerekiyor..." Bu sözler, bana, Amerika'nın kendisini 'ret' fikrine alıştırması olarak göründü...

Ak Parti Antalya milletvekili ve TBMM dışişleri komisyonu başkanı Mehmet Dülger'in şu sözü de önemli: "Ben Yassıada'da anayasayı ihlâlden yargılanmış bir babanın çocuğuyum; anayasanın öngördüğü uluslararası meşruiyet olmadan tezkereye olumlu oy vermem..." BM Güvenlik Konseyi'nden yeni bir karar çıkması gerektiğini ısrarla vurgulayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in tavrı da, hukuktan anlayan milletvekillerine, önemli bir uyarı yerine geçmiş olmalı...

Oylama ilk ilân edilen gün yapılsaydı, öyle sanıyorum ki, sonuç bugünkünün tam tersi olacaktı. Cumhurbaşkanı Sezer'in bir gün önce TBMM başkanı Bülent Arınç'ı çağırarak 'meşruiyet' hassasiyetini bir de onunla paylaşması erteleme girişimini tetikleyen ilk olaydı. İkincisi, 'bir üst düzey komutana' atfedilerek Milliyet'in manşetine taşınan "Askerler rahatsız" haberi oldu. 'Bir üst düzey komutan', Fikret Bila'ya içini dökme ihtiyacı duymuş ve "Kuzey Irak'taki gelişmeler iyi değil, Meclis bu tezkereyi reddetmeli" demişti. Başbakan Abdullah Gül'ün Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'le görüşmesi 'yalanlama' getirse de, haber, milletvekillerinin kafasını epey karıştırdı...

Ak Parti yönetimi, "Durumu bir kez daha MGK'dan geçirelim" diye düşünmediklerini söylüyor; sözlerine inanıyorum... Ancak, ertelenen tezkerenin oylanmasından bir gün önce toplanan MGK'dan sade suya tirit bir kararın çıkması da kararı etkiledi. "Bardağı taşıran damla MGK kararıydı" desem yanlış olmaz... Bir çok milletvekilinin, kulağını, MGK'dan çıkacak karara verdiğinin tanığıyım. Kararın yetersizliği, "Askerin isteksizliği" olarak yorumlandı milletvekilleri tarafından...

Milletvekilleri de sizin-bizim gibi etkiye açık insanlar... Çoluk-çocukları, arkadaş çevresi, en önemlisi de seçmenleri var... Ülkedeki 'savaş karşıtı' hava evlerine, TBMM'deki bürolarına kadar sızdı; okuduklarından, dinlediklerinden de müthiş etkilendiler... Türkiye'yi Beyaz Saray kapısında dilenirken gösteren ve bizim gazetelerde de yer bulan karikatürler ise bardağı taşıran damla etkisi yaptı...

Washington'un Türkiye'yi dize getirmek için uyguladığı 'psikolojik savaş', sizin anlayacağınız, biraz aşırıya vardırılınca, dönüp Washington'u vurdu. Milletvekilleri taktiği anladı ve tezkereyi ret kararı alırken rahat hareket ettiyse bir sebebi de budur...

Bir diğer hiddet noktası da ABD'lilerin, emr-i vâkiye düşkünlüğüydü: Limanlara dayandırılan gemilerden henüz karar çıkmadan indirilen tank görüntüleri, Amerikan askerlerinin otobüslerle Kuzey Irak'a taşınmaları, Erbil'de toplanan Washington güdümündeki Irak Muhalefet Toplantısı'nda Türkmenlerin dışlandığı haberi... Bütün bunlar, TBMM üyelerini, durumlarını yeniden değerlendirmeye sevk etti...

Şimdi yazacağım 'etken' bana tek bir Ak Partili tarafından ifade edilmiş değil; tamamen kişisel bir tahminimi buraya kaydediyorum: Medyadaki 'savaş cephesi' de milletvekillerinin son kararını etkilemişe benziyor... Hiçbir itibarı kalmamış tiplerin, Türkiye'den çok Washington'daki 'savaş lobisi' nam ve hesabına yürüttükleri bir kampanya olarak görmüş olmalılar medyada yazılıp çizilenleri...

Koyun kendinizi Ak Parti milletvekillerinin yerine: 1,5 ay boyunca, her dönemeçte, "Size bugünün sonuna kadar müsaade" diye hükümetin kafasını ütüleyen bir 'müttefik'in, o dönemeç aşıldığında yeni bir mühletle hükümetin karşısına dikildiğini görseniz, "Bu dönemeçte de biz hayır diyelim, bakalım ne olacak?" merakına düşmez misiniz? Ben olsam, tek başıma bile kalsam, o merakımı giderecek şekilde davranırdım...

Durumu öğrenmek için uzaktan arayan bir Amerikalı meslektaş, anlattıklarımı dinledikten sonra, "Demek ki" dedi bana, "Türkiye bir demokrasi dersi verdi..." Ona, "Ha, şunu bileydin" dedim... Umarım, Bush ve adamları da olayın 'ders' yönünden ders çıkartırlar...


3 Mart 2003
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED