|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin "savaş siyaseti"ne bağlı iç dengeleri bir hayli sallandıktan sonra son günlerde tehlikeli işaretler içerse de, biraz olsun durulmuş durumda. Hükümetin geri plana çekilmesi ya da çekilmek zorunda kalması, CHP'nin askerle görüşmesi sonrası ilginç bir U dönüşüyle savaşı doğal karşılar ve milli politikalara eklemlenmeye hazır bir hale gelmesi, Genelkurmay'ın siyasi iktidar adına yaptığı açıklamalarla baskılar karşısında Kuzey Irak'a girmekten bir tür vazgeçildiğini vurgulaması, buna karşılık ABD cenahından gelen "Türkiye bize yardım etmese de bizim için önemlidir, savaştan dolayı ekonomik olarak zor duruma düşerse yardım eli uzatılacaktır" sesleri, bir anlamda ABD ile yaşandığı varsayılan krizin sanıldığı kadar ciddi olmadığının ortaya çıkması ya da dinmesi, şu andaki siyasi görünümün ana unsurları... Ne var ki, bu arada savaş alabildiğine sürüyor. Yanıbaşımıza her gün tonlarca bomba yağıyor. Savaşın insani ve siyasi faturası her geçen gün kabarıyor. Buna paralel olarak dünyadaki savaş karşıtı tepkiler de hızla büyüyor ve git gide tayin edici olma safhasına doğru ilerliyor. Bizdeki durgunluk bu açıdan da had safhada...... Savaş karşıtlığı açısından, savaş tahribatını, savaşın ardında yatan devasa güç mücadelesini anlama ve siyasallaştırma açısından sokak ölgün, üniversiteler ve akademisyenler yokla var arası, TÜSİAD iç siyasete kilitlenmiş, onca sorumlu arasından en kolayını hükümet seçmiş ve kendisine demokrat cila attığı kanısında, siyaset askerin tavsiye ve hakemliğinde "milli çıkarlar" adı verilen bir alana hapsolmuş, stratejik okuma ve duruştan her geçen uzaklaşan bir hava içinde... Hele basın! Savaşın onuncu gününe yaklaşıyoruz, bizdeki televizyon ve gazetelerin yayın politikası bir dirhem değişmiyor. Dün televizyonlardaki en önemli sorular şunlardı: Çıkan büyük kum fırtınası ABD ve İngiltere güçlerinin ilerleyişini ne kadar olumsuz etkiler? Neden ve nasıl bu savaş bu kadar uzun sürüyor? ABD'nin yanlışları nelerdi? "Harp tarihi ve teknikleri dersleri"ni andıran bu sorular ve bu sorular etrafında yayıncılığın ahlaki sıkıntıları belli ki yarın da sürecek... Savaş ABD ordularının kum fırtınasıyla nasıl başa çıkacağından, yaptığı askeri strateji hatalarından biraz daha farklı değil mi? İki gün önce Bağdat'ta pazar yerinin bombalanması sonucu 15 sivilin ölmesi, 100'lercesinin yaralanması da savaş... Basra'nın kuşatılması ve askeri hedef olarak ilan edilmesinden sonra halkın beş gündür yiyecek, içecek, içme suyu, elektrik imkanlarından mahrum kalması da savaş. Irak halkının iyice aç ve sefil bir hale düşürülmesi, insani yardım malzemeleri için birbirini yemesi de savaş... Şaab bölgesinde iki füzenin sivillerin yaşadığı apartman bloğunu vurması da savaş... Savaş, aynı zamanda Basra'da özellikle çocuklar arasında salgın hastalık tehlikesi baş göstermesi, bilinen ölü sivil sayısının 1000'e yaklaşması... Attığı bombalar bu bölgeyi onlarca yıl sürecek bir karışıklığa, onun doğuracağı çatışmalara sürüklerken, Bush hala hiç sıkılmadan demokrasiden, özgürlükten sözediyor... Irak halkı Bush'un askerlerine direnirken, onlar tarafından katledilirken, Bush hala hiç utanmadan bölgeyi ve halkı özgürleştirmekten söz ediyor... Bilin ki, sonuç ne olursa olsun önümüzdeki yıllar bu dünyayı kirletenlerle ve kirliliği destekleyenlerle, onlara direneler arasındaki mücadelelere tanık olacaktır... Ve mücadelenin galibi şimdiden bellidir... Çünkü demokrasi ve insani değerler ve sıradan insanlar sanılandan daha fazla, zamanı gelince tüm dengeleri altüst edecek kadar güçlü...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |