|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçen Cuma. Yani "Şok" ve "Dehşet" saldırılarından bir gün sonra. Yani Iraklı hamile kadınların, dünyanın Bush'unun verdiği 48 saatlik süre dolmadan hastanelere koşup narkozsuz sezaryanı göze alışından üç gün sonra. Yaşamaya nasıl devam edeceğime bir türlü karar veremediğim bir zamandı. Belgesel seyretmeye gittim. Rasim Özdenören'in babası ölünce sinemaya giden kahramanı gibi. Bu savaş çok uzun sürecek ve Ve İsmet Özel'in çarpıcı imajıyla mataramızda tuzlu su var. Bu uzun sürecek savaşta, bu terörist savaşta, bu pornografik savaşta yapacağımız en evvelinden gözlerimizi şiddetin tanıklığından uzak tutmak. Savaşın mayası görüntü. Ekrana düşen, ekranı ele geçiren taraftarını çoğaltmış oluyor. Geçen Cuma TZT Kültür Merkezi'nde gösterilen Kuşlar (1) belgeselini seyrederken kendimi suçüstü yakaladım, görüntüdekinin taraftarı olmak konusunda. Kuşlar olağanüstü güzel çekilmiş bir belgesel. Görüntülere eşlik eden bir yorum yok. Yorum doğrudan görüntünün kendisinde. Seyreden her göz kendi biriktirdikleriyle zenginleştirerek yerleştirecek, belgeseldekileri hafıza bohçasına. Buraya kadar her şey normal. Kuşlar binlerce kilometre yukarıdan uçuyor ve biz onların geçip gittiği mekanları kanatlarının altından gördükçe kuşlaşıyoruz. Kuş ve özgürlük mitinin bir arada olması, katlanılması zor bir dünyaya ancak kanat çırparak dayanabileceğimiz hayalini yerleştiriyor belki de zihinlerimize. Salondaki herkes kuş. Hepimiz kanatlarımıza güveniyoruz, gözümüz perdeye demir atmışken. Evet kanatlarımız var. O bizi her yere taşıyacak olan kanatlarımız. Derken aşağıdan bir yerlerden bir tüfek doğruluyor uçup giden kanatların üstüne. Gidenler gidemez oluyor. Bir, iki, üç... Ard arda düşüyor kuşlar. Koltuklara gömülü olduğumuz halde, yere düşen biziz aynı zamanda: Seyirciler. Kendini kuşlarla özdeşleştirmiş olan seyirciler. Seyretmenin dili böyle çünkü. Kimi seyrediyorsanız, kimin görüntüsü öncelikli olarak geliyorsa gözünüzün önüne, ondan tarafsınız. Bunu en iyi kanadı kırık bir kuşu yemeğe çalışan böcekgillerden bir familyanın saldırısında görüyoruz. Kanadı kırık kuş ayaklarıyla kaçmaya çalışırken, yiyici böcekler hızla yetişiyor. Seyirciler olarak öfkeden ve acıdan kasılıyoruz oturduğumuz yerde. Dayanamayıp sesini merhem yerine perdedeki yaralı kuşa ulaştırmaya çalışanlar bile oluyor. Oysa biraz önce denizde şen şakrak dans eden kuşların gagalarında çırpınarak can veren balıklardan yana hiç üzüntü duymadık. Oysa o da canlıydı. Kendimizi onun yerine koyabilmemiz için perdeye düşen görüntünün Balıklar: Yüzen uygarlık gibi bir isminin olması gerekiyor çünkü. Başrolünde hep balıkların olduğu görüntüler olduğunda aramızda empati gerçekleşecek. Medyamızın empati yoksunu yazarlarını okuyup, seyrettikçe zihinlerinde takılı kalmış bir film karesi olduğunu görüyorum: "Amerika: Her daim haklı uygarlık". Yaralı çocuklar onlara uzak, açlıktan, yokluktan ölenler uzak. Ama üç beş esir Amerikalı asker nanca yakın! Sonuç: Ben ayırımımı koydum: Kalbi olanlar ve kalbi olmayanlar. Kalbinizin korumak için; her daim kalbi olanlardan olmak için; çocuklarınızın kalbini korumak için savaş görüntülü ekranlardan uzak tutun onları. Ekrana düşen görüntüler ABD birliklerinin yanından ayırmadığı muhabirlere ve kameralara ait çünkü. Savaşı seyrettikçe pasifleşeceksiniz. Seyrettiğiniz için bir şey yaptığınızı zannedip rahatlayacaksınız. Ya da hiçbir işe yaramayan öfkenin esiri olacaksınız. Unutmayın Apaçi helikopterini sıradan bir tüfekle vuran 70'lik çiftçi hiç savaş filmi seyretmemişti. Seyretmek sınırlanmak demek. Seyretmek realpolitik bataklığına saplanmak demek. İbrahim Kardeş'in güzel ifadesiyle realpolikten ideal politike geçebilmek için seyreden gözden, akleden kalbe yükselmemiz gerekiyor. Zatın birisi birkaç yüzyıl önce canı bir şey istedikçe "sanki yedim" diyerek o yiyeceğe vereceği parayı bir kenara koyarak sonunda biriken paralarla bir cami yaptırmış. Cami birkaç tamir geçirmiş olmasına rağmen Fatih-İtfaiye semtinde ayakta duruyor. Tv karşısında geçireceğiniz vakitlerde Fil suresini okuyarak sanki ABD benim ülkemi bombalıyor duyarlılığı içinde dua etseniz inanın hurda tüfekler son model uçakları düşürmeye devam edecektir. Efendimiz ne buyuruyor: "Kötülüğe elinizle, olmadı dilinizle, olmadı kalbinizle karşı koyun." Kalbiniz, siper aldı mı? 1) Kuşlar Kanatlı Uygarlık, 2001, Fransız, İtalyan, Alman Ortak yapımı. Yönetmenler; Jacq Perrin, Jacq Cluzaud, Michel Debats.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |