AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Bir dahakine kadar...

İdam edilmek üzere darağacına götürülürken son sözü sorulan Temel ne demiş? "Bu bana ders olsun..." Ölümle biten olaylardan edinilen dersler sonraki ölümlerin önünü kesmeye yaramıyor bizde. Ölüyoruz, bir daha ölüyoruz, bir daha...

Bingöl depreminden çıkartacağımız sonuç, Türkiye'nin, doğusu ve batısıyla bir büyük deprem ülkesi olduğudur. Depreme karşı her bakımdan hazırlıklı olunması gerekiyor. Ancak, Bingöl'de gördük: En fazla paniğe, en hazırlıklı olması gereken devlet görevlileri düçar oldu; Bingöl'den, zihinlerde, gecenin bir yarısı meydana gelen sarsıntıda yıkılan binalar değil, halkın karşısına yüzlerinde kar maskeleriyle çıkan eli silâhlı adamların dakikalar boyu havaya kurşun sıkmaları tablosu kalacak...

1999 ağustosunda mâruz kalınan 7.4'lük sarsıntıdan sonra, "Depremle yaşamaya kendimizi alıştırmalıyız" cümlesini zihinlerine kazımış insanların ülkesi Türkiye; 'deprem-bilinci' üretmesi gereken bilgilendirmeye bizim kadar muhatap başka bir ülke herhalde yoktur. Kurtarma çalışmalarında o bilincin yararı gerçekten görüldü; kısa sürede organize olabilen bir deprem altyapısı var ülkemizin... Siyasilerin ve bürokrasinin kendini toparlaması da fazla vakit almadı.

Ancak, işte o kadar... Sonrası tam bir kâbus.

Son yıllarda meydana gelen depremler özellikle kamu binalarının ne denli çürük olduğunu ortaya koydu. Eşe-dosta-ahbaba dağıtılan ihaleler göz yummalarla tamamlanıyor... Sonrasını biliyoruz: Hafif bir depremle yerle bir oluyor kamu binaları... Geceleri vuran depremlerde, o saatlerde boş duran devlet dairelerinin yıkılması fazla sorun teşkil etmedi; Bingöl'de işin şeklini değiştiren 'yatılı ilköğretim okulu' bulunması...

Devlet ihalelerini soygun düzeninin bir parçası olmaktan çıkaracak nesnellikte bir kurula emanet etmeyi amaçlayan son ihale yasasına itirazları hatırlayan pek çıkmıyor. Ak Parti iktidarının, kısa bir tereddüt geçirse de, 'ihale kurulu'na gönlünü yatırmasını burada kayda geçirmemiz gerekiyor... Başbakan Tayyip Erdoğan, konu gündeme geldiğinde kendisini tereddüde sevk eden çevre şartlarını yeniden gözden geçirse herhalde iyi olacak...

Bingöl'de yaşananlar, deprem-sonrasının olağan gelişmeleri gibi görünse bile, aslında ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolusu ile ilgili gerçeklerle yüzleşmemizi sağladı. 'Provokasyon' iddiaları olayın vahametini azaltmıyor: Meclis tarafından kaldırıldığı için artık sona erdiğini sandığımız 'olağanüstü hal' uygulamaları, belli ki, sürüyor. Öyle olmasaydı, Batı'da varlıklarından haberdar olmadığımız, ellerinde ağır makineli silâhlar bulunan yüzü maskeli güvenlik görevlilerinin Bingöl'de ne işi var?

Bingöl'de halkın üzerine sürülen minibüs ve havaya sıkılan kurşun manzalarını dondurduğumuzda şu gerçeğin bizi sarsması gerekiyor: Halkına güvenmeyen bir devlet yapımız var ve bu da halkı kışkırtmalara açık tutuyor... Ancak, devlet yöneticilerinin, her olağandışılığı 'tahrik' unsuruna mal ederek yönetimin acziyetini örtmeye çalışmasının anlaşılır bir yönü bulunmuyor...

Hükümetin özel harekât timlerinin sebep olduğu kargaşanın faturasını polis şeflerine çıkartması önemli. Daha da önemlisi, görevden alma kararının gecikilmeden verilmesidir. Özellikle asayiş alanında görev yapanların kendilerini 'dokunulmaz' görme eğilimi vardır ülkemizde; siyaset de, anlaşılmaz hassasiyetler yüzünden, bu görüntüyü besleyecek tarzda davranır. Bu defa, sıcağı sıcağına karar verilmesi, görevden alınanların yerlerinin hemen doldurulması, herkes tarafından dikkate alınması gereken bir 'mesaj' elbette...

Bingöl depremi de "Bu bana ders olsun" acziyetini sergiledi; umarız, hükümet, bir dahaki depreme daha hazırlıklı yakalanır...


4 Mayıs 2003
Pazar
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED