|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir tarafta "Demokrasiyi yıkma özgürlüğü olamaz" tekerlemesi, diğer tarafta "Devlet parasız yatılı okullarının peş peşe yerle bir olabilme özgürlüğü" gerçeği... Bu tekerleme ve gerçek arasında bir ilişki var mı? Bana sorarsınız, basbayağı var... Eğer bir devlet, üzerine düşen asli görevleri çoktan unutmuş ve bütün enerjisini ve dikkatini bizzat kendisinin yarattığı bir "korku"ya teksif etmişse, toplumun temaşa ettiği manzara aşağı yukarı böyle olur. Çok laf, gereksiz mi gereksiz ama haddinden fazla çok lâf etmek sadece tek tek insanlar için değil "devletler" açısından da zararlı bir alışkanlıktır... Eğer bir ülkede devlet üzerine düşen asli görevlerini hepten boşvermiş ve kendisini bütün günlerini meşgul eden ve hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen bir "retorik"e hepten kaptırmışsa, o devlet artık ne yazık ki "toplum"u da çoktan unutmuş olarak tek başına bir hayat sürüyor demektir. Sonuç tabii ki budur: Hukuk sisteminiz, sosyal hizmetiniz, ekonomik ve mali sisteminiz, sağlık, tarım, bayındırlık, kültür sisteminiz ve bu arada tabii ki imar ve eğitim-öğretim sisteminiz "yıkılsa" da olur... Zaten "merkeziyetçi" idari sistemin "karikatürü" tam da böyle olur... "Merkez"den çevreye yayılan bolca lâf, ama iş asli görevlere gelince bir "ademi merkeziyetçilik" karikatürü; yani neredeyse her iş sahibine, her müteahhite, her önemli bürokrata tanınan kendi başına buyruk, canının istediği gibi davranma serbestisi.... Olsun, enkaz altında kalarak ölen parasız yatılılara Allah'tan rahmet dileriz; yeter ki "Cumhuriyet" ilelebet varolsun.... "Parasız yatılı başka bir şeydir Doğu'da. Ben görmüştüm, Diyarbakır'da anneler çocuklarını alıp getirip yalvarırlar; 'benimkini de alın okula!', ağlarlar, çünkü karnı doysun diye. Bu bahtsız topraktan kurtulsun, adam olsun diye. Gelecek kış veremden, sonraki yaz sarılıktan ölmesin diye. Çocuklar giderler. Parasızlıktan ailelerini aylarca görmeye gelemezler..." (Ece Temelkuran, Milliyet). Hem söyler misiniz, bu zamanda nereden çıktı bu "Yatılı İlköğretim Bölge Okulları" seferberliği? Bu zamanda şu partiden bu partiden müteahhitlerin malzemeden çalarak inşa ettikleri "Bölge Çocuk Mezarlıkları"na (Serdar Arseven, Tercüman) binlerce "ince enseli ve kara gözlü" çocuğu "Bir şey olmaz yahu!" diyerek sokmak da neyin nesi? Hangi asırda yaşıyoruz? Fransızlar'ın ikiyüz, Ruslar'ın yüz yıl önce akıl ettikleri bu "yatılılık" da neyin nesi? Yoksa Cumhuriyet, yatılı bölge okulları yaptırarak, yoksul halkın çocuklarını bu "kamplarda" mı (yine Arseven) toplamaya niyetlenmişti? Yoksa günlerce, aylarca süren törenlerle başlatılan "sekiz yıllık temel eğitim" bu kurumlarla mı sağlanacaktı? Köyüne, beldesine "okul" götürmeye kaynak ayıramıyor musun, öyleyse topla çocukları ve boş arsadan geçilmeyen yörelerde "tek tip proje"ye göre çizdirip 5 kat üstünden eksiltme yoluyla inşa ettirdiğin "yatılı"ların içine koyuver gitsin... "Sonra takım elbiseli bir salak işini düzgün yapmadığı için, bir domuz müteahhit Allah'ın belası malzemeden çaldığı için, aç gözlünün teki ihaleden komisyon aldığı için, ağzı salyalı herifler 'bir şey olmaz yahu!' diyerek, gülerek birtakım kağıtlara atılmaması gereken imzaları attığı için ve daha bin tür rezillik olduğu için, bir gece, ansızın, bu çocuklar işte, bu yoksul ve akıllı çocuklar, ölüverirler...." (Ece Temelkuran) "Demokrasiyi yıkma özgürlüğü olamaz"mış.... Ya o çocuklar, ya o yoksul ve akıllı çocukların başına yıkılan yatılı okullar... Dedikodulardan, bin türlü "komplo teorisi"nden, bitmek tükenmek bilmeyen bir "retorik"ten başını bir türlü kaldıramayan devlet asli görevlerini ne zaman hatırlayacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |