AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Geçmiş olsun kurşunları..'

"Ölümlerden ölüm beğenenlerin" ülkesi burası... Bu coğrafyada, "takım elbiseli bir salak" her an sizin için bir ölüm hazırlayabilir. Bu dünyada paradan başka bir şeyden anlamayan hırsız bir müteahhit malzemeden çaldığı için, kravatlı salağın teki ihaleden komisyon aldığı için ve aklınıza gelmeyecek rezillikler olduğu için, bir gece ansızın çocuklarımız ölüverir.

Zaten ne farkederdi ki, bu kahır ülkesinin kara kuru çocukları bir gün nasıl olsa öleceklerdi. Bu "yolsuzluklar şebekesi"nin enkazı altında kalmasalardı bile, ihanet pusu kurup bir başka köşede bekleyecekti onları...

Nitekim, Bingöl'de depremden kurtulanlar devletin "geçmiş olsun kurşunları"yla karşılaşmadılar mı? Çadır dağıtımındaki adaletsizliğe isyan ettikleri için üzerlerine polis otoları sürülmedi mi, sırf bu yüzden "isyankar" ve "provokatör" olarak damgalanmadılar mı?

Ne farkeder ki, bunca rezalete, insan onurunu zedeleyen kahpe ilişkilere karşı çıksan da vuruyorlar, uysal bir koyun gibi boynunu uzatıp beklesen de...

Hiç devlet çadır istedi diye, şarkı söyledi diye kendi çocuklarını döver mi, hiç resmi prosedüre uygun düşünmüyor diye kendi halkına karakollarda eziyet eder mi? Eğer burası insan canının beş para etmediği Türkiye ise bal gibi olur, üstelik KDV'si ile birlikte...

Şimdi hep birlikte soruyoruz; gencecik çocuklanımıza mezar olan bu "çürük binaları kimler yaptı, kimler kontrol etti, kimler onayladı, depremden sağ kurtulanlara 'ateş emri'ni kimler verdi" diye. Bütün bunlar boş işler, biz esas sevgiyi ve insan olmanın erdemini kaybettik.

Bu ülke baştan sona "kırık bir rüya denizi...." Çoğumuzun, gökkuşağının altında atlıkarıncalarla yarışarak hayal kuracak kadar bile zamanı olmadı. Bu ülkenin en çok "bizim" olduğunu sandığımız anlarda bile ya gökkuşağının altında özgürlüğe uçan güvercinlerimizi vurdular, ya da sevince açılan bütün yollara "korku çiçekleri" ektiler...

Bir gece 03.00 sularında, zamanın ve hayatın kırıldığı müstesna bir acının kapılarında, hayalin hayata hükmedebileceği vehmine kapılırsanız eğer aldırmayın.

Belki de, bu bir nefeslik hayal molasında, hayatla randevunuzdaki bu tahaf duraksamada, henüz yazılmamış bir ağıtın mısralarına, hiç yaşanmamış bir acının gözyaşlarına giden bir yol vardır.

Zor zamanlarda öyle bir umut çoğaltın ki, "kutsal devlet" için özgürlüklere pusu kuran, çadır isteyen çocuklarını coplatan bütün "derin korkular"dan daha büyük olsun.

Öyle bir rüya çoğaltın ki, kendi teninizi ve duygularınızı daha çok hissettiğiniz, korkularla değiştirilmemiş, daha çok ağladığınız ama daha çılgın bir hayatınız olsun.

Belki gelecek uzun sürecek, belki de kravatlı salaklar yüzünden daha yüzlerce gencimizin bedenleri enkazlarda solacak.

Bir gün kalbimizi kuşatan sevginin aydınlığında sisler dağılmaya, üzerimize kenetlenen eller çözülmeye başladığında, nasıl olsa bütün kapılarda "masumiyet" karşılayacak özgürlükleri...

Ve Samuel Beckett'in dizeleriyle yenilgi de, cesaret de yeniden anlam kazanacak: /Hep denedin/ hep yenildin/ tekrar dene/ tekrar yenil/ daha iyi yenil.../


4 Mayıs 2003
Pazar
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED