|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de elli sonrasında, özellikle Özal döneminde ekonomik, siyasal ve kültürel alanda köklü değişiklikler yapıldı. Ancak asıl yapılması gereken, Kopengah kriterleri doğrultusunda bütün kurum ve kuruluşlarıyla devletin yeniden yapılandırılmasıdır. Devletin toplumun üretici gücünü artırmada, koordinasyon sağlayıcı bir yapıya kavuşturulabilmesi için, ilk yapılması gereken, toplumun temel hak ve özgürlüklerini güvenceye alan kısa ve öz bir anayasanın hazırlanmasıdır. Devleti ekonomik hayatın içinden bütünüyle çıkararak, yalnızca iç ve dış güvenlikle birlikte, adil yargı ile etkin bir dış politikaya odaklandırmaya Özal'ın ömrü yetmedi. Türkiye'nin AB'yle tam üyelik görüşmelerine başlayabilmesi için, temel, hak ve özgürlüklere saygılı bir demokratik yapıya kavuşturulması şarttır. Artık devleti yeniden yapılandırmayan bir iktidarın, ömrünün uzun ömürlü olması mümkün değildir. Devletin ekonomiden elini çekerek, küçülebilmesi için, gelirleri giderlerini karşılamayan bütün KİT'lerin özelleştirilmesi gerekir. Devletin yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki ilişkiler "güçler ayrılığı" ilkesi doğrultusunda, yeniden düzenlenmelidir. Mevcut siyasal yapı içinde Meclis'in Hükümet'i denetme ve yönlendirme gücü yoktur. Ayrıca Türkiye'de bütün kesimlerin kabul ettiği gibi, yargı bağımsız değildir. Ayrıca hiçbir demokratik ülkede olmadığı bir biçimde de siyasallaşmıştır. Türkiye'de son yirmi yıl boyunca tartışılan başkanlık sistemi, devletin kurum ve kuruluşlarının AB ülkeleri standartlarında işlerlik kazanmasına katkıda bulunacaksa, bütün boyutlarıyla kamuoyunda tartışılmalıdır. Devlet korkulan bir kurum olmaktan çıkarılmalı ve, ülkenin kaynaklarının en verimli bir biçimde kullanılabilmesi için, toplumun elini bağlayan bürokratik yapıda köklü değişiklikler yapılmalıdır. Devlet değişik toplum kesimleri arasında ayrım gözetmekten kesinlikle vazgeçmelidir. Türk toplumunun eğitim ve sağlık gibi, temel sorunlarını merkezden ve merkezin kaynaklarıyla çözmek, Türkiye'yi giderek daha da yoksullaştırmaktadır. Bunun için, en kısa zamanda sağlık ve eğitim hizmetleri yerel yönetimlerle birlikte sivil toplum kuruluşlarına devredilmelidir. Yerel yönetimler katılımcı demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla uygulandığı demokrasi okullarına dönüştürülmelidir. Yerel yönetimlerde uygulanamayan demokratik kurallar, merkezi yönetimde hiç uygulanmaz. Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu AB'ye tam üye olmak istiyor. Artık Türkiye biliyor ki, dış dinamiklerin desteği ve katkısı olmadan, yalnızca iç dinamiklere dayanarak, Türkiye'yi yeniden yapılandırmak oldukça zordur. AB, Yunanistan, İspanya ve Portekiz'in dayatmacı bir yönetimden demokratik yönetime geçme sürecini büyük ölçüde hızlandırmıştı. Dayatmacı yönetimlere sahip olan her üç ülke, AB'ne tam üye olma sürecinde, ülkelerindeki militarist yapıyı bütünüyle tasfiye etmişlerdir. Türkiye'de "Gümrük Birliği"yle AB'den ithal ettiği sanayi ürünlerindeki koruma vergileri 1996'da kaldırıldı. Oysa AB, Türk ürünlerine sıfır gümrük vergisi uygulamayı 1971'de başlatmıştır. AB'nin bu uygulaması olmasaydı, Türkiye'nin Avrupa pazarlarındaki yeri bu ölçekte olmazdı. AB Türkiye'ye gümrüklerde verdiği desteği, demokratik yapıyı güçlendirmede de vermelidir. Türkiye kendi haline bırakılırsa, tek parti dönemine döner.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |