AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kendini aramak

Zaman zaman insanın böyle bir arayışa çıktığı oluyor. İnsan, bir yitiğini arar gibi, kendini arama ihtiyacını hissediyor. Bazen birden ışıkların kesildiği, insanın zifiri bir karanlığın içine düştüğü olur. Belki de, insanın kendini aramaya başlaması gereken ânın mahreci böyle bir vakittir. Orada artık gövde yoktur, insanın fiziksel varlığı görünmez bir yerlere düşmüştür. İnsan, orada, o karanlık noktada saf bilinç halinde kalmıştır. Kuşkusuz, bir gövdenin var olduğu duyumsanır, o gövdenin zaafları yaşanır, onun duçar olduğu hastalıklar, ağrılar bilinir ve gövdenin malûliyetlerinin tümü yaşanmaya devam eder. Gene de, ortada fizik yoktur, fakat metafizik bir varlık ve metafizik bir oluş mevcuttur. Gövdenin var olduğunu bilmenize rağmen, onun varlığı adeta sizi ilgilendirmemektedir. O soru, o 'ben kimim?' sorusu yenilenmeye hazır beklemektedir. Daha önce, bu soruyu, insan saf bilinç haline geldiğinde cevaplayacağını sanır; ama bir kez daha görülür ki, o sorunun cevabı o halde bile kolay değildir. Birden o boşluğa düşmek ân meselesi haline gelir ve Tevrat'ın ünlü retoriği içinde, dudaklarınızdan: 'Her şey boş' (Vaiz babı) kelimeleri döküldü dökülecek olur.

Eğer her şey biteviye ve durmadan tekrarlanıyorsa, her şeyin boş olduğuna inanmamak için sebep kalmıyor. Ama aynı anda düşünüyorsunuz ki, hiçbir şey biteviye değildir ve hiçbir şey aynen tekrarlanmamaktadır. Tekrarlandığı sanılan şeyler bile değişerek tekrarlanmaktadır. Parmak izinin tekrarlanmaması gibi, birbirine benzese, birbirinin aynıymış gibi görünse de, aynen tekrarlanan hiçbir şey yoktur. Hele de insanoğlu için.. Allah Resulü'nün (sav) miraçtan sonra melekler hakkında bildirdiği bilgiye göre, bazı melekler sürekli kıyam halinde, bazıları sürekli rükû halinde, bazıları da sürekli secde halinde bulunuyormuş. Bu hallerin herhangi birinde insanın sürekli kalması onun fıtratına uygun düşmez. İnsan biraz kıyam halinde, biraz rükû halinde, biraz secde halinde kalır. Hiçbirinde sürekli kalamaz. Çünkü onun fıtratı bir halden başka bir hale değişmek, dönüşmek istidadındadır. Böylece her şeyin boşluğunu ileri süren önermenin burada yeri olmadığı anlaşılır hale gelir.

O zaman insan, İmam Gazali'nin öğüdünü tutmakta da zorlanacağını hissetmeye başlar. O, şöyle söylüyordu: Farz et ki, ömrün dolmuş, fakat sen Allah'a yalvarmış yakarmış ondan bir gün daha vermesini istemişsin ve o gün sana verilmiş; işte şu anda, sen, sana verilmiş olan o cabadan son bir günün içinde bulunuyorsun; o gün ne yapacak isen, işte her gün onu yap ve öyle yaşa! Bunun kolay iş olmadığı besbelli. Ancak şurası da belli: her yaşadığın gün, eğer o son gün olsa bile, bu tekrarlanabilir bir şey değildir; bu, döngüsel bir olay değildir. Döngüsel olduğu bile kabul edilse, her döngü kendi heyeti içinde bir yeniliktir, tekrar değil..

Başa dönersek, kendini arayan insan onu nerde, hangi ân içinde arayacak? Onu bulduğunu farz ettiği her seferinde, acaba gerçekten onu bulmuş mu olacak ve böylece arayış bitmiş mi olacak? İnsanın bazen, rahmetin, gökten yoğunlaşmış bulutlar halinde indiğini düşündüğü demler oluyor ve kendini o rahmetin içinde görme arzusuna kapılıyor, işte o zaman bile, kendini bir tek momentin içine tıkışmış olarak görmek istemiyor ve kimliğini bir ânla mukayyet saymıyor. Rahmetin her ânı nasıl farklı tecelliler içinde zuhur ediyorsa, insanın kimliği de, öylece ândan âna değişik tezahürler halinde bulunuyor.. ama asla sabitleşmeye müsaade etmiyor: sabitleşme durmadan reddediliyor.


4 Mayıs 2003
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED