AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
"Vefasızlar, ayarsızlar"

30 Nisan günü toplanan MGK öncesinde demokrasi anlayışını bir müddet rafa kaldıran kimi aydınlarımız, yazarlarımız, düşünürlerimiz AK Parti hükümetinin zirvede hesaba çekileceği istikametinde keyifli (!) yazılar yazdılar, konuştular tahminlerde bulundular.

Kimi akl-ı selim, vicdan ve irfan sahipleri de AK Parti hükümetini beğenmemekle birlikte demokrasimize düşürülen gölgeyi de kabul etmemek gibi yürekli ve demokratça tavırlar sergilediler. Onları burada kaydetmeden geçmek de bizim için ayıp olur.

Demokrasiden yoksun cumhuriyetlerin gerçek cumhuriyet olmadığı herkesin malumudur. Saddam'ın Irak'ının da cumhuriyet iddiasını unutmamak lazımdır. Cumhuriyet ancak demokrasi ile bir anlam kazanır. Aksi takdirde kimi şahıs veya grupların totaliter sisteminin adını cumhuriyet koymakla cumhuriyet gelmez.

Evet hiç şüphe yok ki, demokrasi açısından Türkiye diğer İslam ülkelerine göre imrenilecek bir noktadadır. Ama kendimize İslam ülkelerini örnek alırsak demokraside ilerleme değil sürekli gerileme kaydederiz. "Sui misal (kötü örnek) emsal olmaz" diye bir kural vardır.

Demokrasimizi geliştirmek için kendimize gelişmiş demokrasileri örnek almamız gerekiyor. Devlet olarak bunu yapıyor görünüyoruz. Yönümüzü batıya çevirerek ve hele de Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak bu istikametteki niyetimizi açığa vuruyoruz. Ama demokrasi özlemimiz sürekli sözde kalıyor. Anayasa'yı değiştiriyoruz, yasaları değiştiriyorz ama bir türlü batı demokrasilerindeki tekamülü yakalayamıyoruz. Neden? Çünkü kimileri Türkiye'de uygulanan demokrasi ve laikliğin Türkiye'ye mahsus olduğu cevherini öne sürüyorlar ve gelişmeye engel oluyorlar da ondan!

Yani demek istiyorlar ki, dünyaca kabul edilmiş kimi kriterler bizim için geçerli değildir. Biz bize göre uygulamalıyız.

Bu "biz futbol oynarız ama ofsaytı kabul etmeyiz. Biz futbol oynarız ama korneri kabul etmeyiz" demek gibi bir şeydir. Dersiniz ama o zaman o futbolu kendi kendinize oynarsınız, sınırlarınızın dışına çıkamazsınız.

Tabii ki futbolda öyle yapmıyoruz. Evrensel kurallar neyse ona göre futbol oynuyoruz. Ama sıra demokrasiye gelince bize özgü demokrasiden bahsediyoruz. Birileri buna itiraz edince de onları hemencecik Türkiye düşmanı ilan ediyoruz.

Oysa biz futbolu nasıl ki kendimize özgü kurallarla oynamıyorsak demokrasiyi de kendimize özgü demokrasi yapamayız. Demokrasi istiyorsak batıyla bütünleşmek istiyorsak bu böyle.

Bu bağlamda kimilerinin MGK eleştirisini belden aşağı vurarak hemen asker düşmanlığına yormamak lazımdır. Çünkü bizdeki MGK uygulaması dünyanın hiçbir gelişmiş demokrasisinde mevcut değildir.

Ben MGK olmasın demiyorum. Aksine böylesi bir kurul gereklidir. Dünyada birçok ülkede de mevcuttur. Fakat bizdeki gibi sivil idarenin üzerine çıkarılan ve seçilmişlerin sigaya çekildiği bir kurul söz konusu değildir.

Genelkurmay başkanı (Anayasa madde:117) başbakana karşı sorumludur. Ama hemen 118.maddede milletin iradesini temsil eden başbakan MGK'de genel- kurmay başkanıyla aynı seviyede kurulun üyesi olmaktadır. Ben genelkurmay başkanının MGK üyesi olmasına itiraz etmiyorum, Sadece halkın iradesiyle gelen başbakanın kendisine karşı sorumlu olan genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla aynı seviyede üyelik konumuna getirilmesini demokratik bulmuyorum. Demokratik ülkelerin çoğunda genelkurmay savunma bakanlığına bağlıdır. Başbakanlığa bağlı olmasına da itirazım yok. Ama MGK'da başbakanın atanmışlarla eşit konuma getirilmesi demokrasiye gölge düşürmektedir. Böyle olduğu için başbakanlığa karşı sorumlu askerlerin başbakana hesap sorması gibi bir uygulama ile karşı karşıya geliyoruz. Yine o sebeble kimi art niyetliler MGK öncesi askerleri sivillere karşı tahrik etmekten kendilerini alamıyorlar.

Başımızı kumdan çıkarıp şöyle bir bakarsak çağdaş dünyaya bunu izah etmemiz, anlatmamız mümkün değildir. Anlatamıyoruz da.

Olağanüstü dönemlerin olağanüstü kurulları olağan dönemde olağan hale getirilmelidir. Bana göre MGK olmalıdır, gereklidir ama başbakan ve bakanların üyeliği demokratik değildir. MGK'ya başbakan başkanlık etmeli, kurul asker üyelerin yanısıra müsteşar ve genel müdür düzeyinde ilgili bürokratlardan/uzmanlardan oluşmalıdır. Genel sekreterlik de aynen MİT'de olduğu gibi sivilleştirilmelidir.

Yüksek Askeri Şûrâ'da da durum aynıdır. Başbakan şûrânın bir üyesi konumundadır. Bu da demokratik değildir. Başbakan eşit oy kullanan bir üye olmamalıdır. Başbakan onay mevkiinde olmalıdır. Demokratik ülkelerdeki gibi kararları onaylama ve reddetme yetkisi olmalıdır.

Ülkemizin askerlerimizin uzmanlığına elbette ki ihtiyacı vardır. Bugünkü işleyiş şekliyle askerler ister istemez siyasete müdahil olmaktadır. Yapılan anketlerde en çok güvenilen kurum olarak ordu birinci sırada çıkıyor ama MGK daha alt sıralarda yer alıyor. Yani halkımız askerleri asker olarak baş üstünde tutuyor ama siyasete müdahil olduğunu düşündüğü MGK için aynı şeyi düşünmüyor.

Hele MGK toplantısının yapıldığı 30 Nisan sabahı milletvekillerini neler oluyor diyerek camlara üşüştürecek şekilde yüksek sesle, Meclis içindeki alay erlerinin "vefasızlar, ayarsızlar" kelimelerinin öne çıktığı türkü müdür şarkı mıdır anlaşılamayan nakaratı tekrarlayıp durmaları da birçoğunu derin derin düşündürmüştür!

Bu noktada Meclis'i, hükümeti ve cumhurbaşkanlığını iç darbelere karşı korumakla görevli olan muhafız alayının, yapılan 3 askeri darbede görevini yapıp yapmadığının cevabı oldukça düşündürücüdür!

Türkiye'nin batıyı örnek alarak demokratikleşmeye hız vermesinde sayısız yararlar vardır.


4 Mayıs 2003
Pazar
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED