AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Cumhuriyet'in misyonu

Zaman gazetesinin dünkü manşeti, "muhtemel darbe iddiası" ihtiva ettiği için bir süre önce tartışmalara yol açan İngiliz Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün raporunun hazırlayıcılarından Gareth Jenkins'in sözlerine ayrılmıştı. Abdülhamit Bilici'nin konuştuğu Jenkins "Darbeye AKP hükümetinin tavrı değil aşırı laiklerin evhamı yol açar" demekteydi.

Acaba böyle midir?

Bunu değerlendirmek için ben, asker konusunun hararetinin artmasında başat rol üslenen Cumhuriyet gazetesinin "gazetecilik hüviyeti"nin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle şu soru sorulabilir kanaatindeyim:

-Acaba Cumhuriyet gazetesi sırf habercilik mi yapıyor, yoksa bir oluşumu yönlendiriyor mu?

Şüphesiz gazetenin yazı işleri ve askerle ilgili haberlere imza atanlar, habercilik misyonu ile hareket ettiklerini söyleyeceklerdir. Ancak çizginin daha doğru bir okumasının, Cumhuriyet'in habercilikten öte bir misyon üstlenme çabası içinde bulunduğunu ortaya koyacaktır.

Yanılmış olmayı çok isterim ama, mesela "Genç subayların tedirgin" olduğuna dair haberin veriliş tarzı, Cumhuriyet'in kamuoyunu bilgilendirmekten öte, böyle bir olgudan heyecan duyduğunu hissettiriyor. Sanırım haberin veriliş tarzı bir sevinci de yansıtıyor. Artı bir onaylamayı da... Cumhuriyet'in duruşundan, bu olgunun AKP hükümetini "terbiye" noktasında gerekli bir eylem olarak algılandığını da hissediyoruz.

Bütün bu algılamaların yanıltıcı olma ihtimali mevcut olabilirdi. Ortada herhangi bir gazete olsaydı... Ama Cumhuriyet kendine özgü bir çizgi oluşturuyor.

Şöyle ki: Bir süredir gazetenin etkili köşelerinde "asker duyarlılığı" kaşınıyor. Hatta "Genç Subaylar" haberine imza atan Mustafa Balbay'ın köşesinde Genelkurmay Başkanı'nın iktidara karşı ılımlı duruşunu eleştiren görüşler seslendiriliyor. Bu değerlendirmeler "27 Mayıs ve Rüştü Erdelhun" değerlendirmeleri ile birleştirildiğinde, 27 Mayıs'ın bir "Genç subay eylemi" olduğu dikkate alındığında, bir çevrenin bir "genç subay eylemi"ne malzeme hazırladığı kaygısına kapılıyorsunuz. Burada Cumhuriyet'in durduğu nokta ilgi çekiyor.

Kaldı ki aynı Cumhuriyet'in bir de 12 Mart deneyimi var. 9 Mart'a kadar Doğan Avcıoğlu'nun Devrim (Bu aynı zamanda Avcıoğlu'nun gazetesinin adı) çizgisiyle paralel seyreden bir duruşu oldu Cumhuriyet'in... O hareket asker - aydın birlikteliği ile bir "demokratik devrim"i öngörüyordu. Ordu bünyesinde ekipler oluşmuştu ancak son anda komuta heyeti duruma hakim oldu ve ardından Ordu'da tasfiyeler gerçekleşti. Uzun süreli yargılamalar oldu. 12 Mart'ın hemen akabinde Cumhuriyet'in kapatılması da, "devrim beklentisi"nin hüsrana dönüşmesinin tipik örneği halinde algılandı.

Cumhuriyet oralardan geliyor.

Cumhuriyet'in durduğu noktayı tahlil ederken, bir de seçimlerden bu yana içinde yaşanan şartları görmek gerekiyor. Meclis'te büyük çoğunluk sahibi bir iktidar var. İktidarı dengeleyecek bir muhalefet mevcut değil. Seçimler yeni olmuş ve yeni bir seçim için gerekçe yok. Yani siyasal anlamda muhalefetin pek anlamı yok.

Ve siz bu iktidardan memnun değilsiniz.

Bunun için çok sebebiniz var, ama en birincisi bu iktidarın dünlerde "islami" geçmişi olan bir kadronun elinde bulunması... Türkiye bu kadrolara yönelik bir tasfiye sürecini yaşamış, ancak ilk seçimde halk aynı kadronun çok daha genç elemanlarına mutlak bir iktidar vermiş. Böyle bir sonucun öfke doğurması, bir hesaplaşma duygusuna sevketmesi gayet tabii.

Ama nasıl hesaplaşacaksınız? Demokratik platformda hem bir hesaplaşma ortamı yok, böyle bir ortam olsa bile, mevcut iktidarı sandıkta boğmak çok, hem de pek çok zor görünüyor.

O zaman?

O zaman bir başka güç oluşturmalısınız.

Türkiye'de bu güç ne olabilir?

Seçimler olup da AKP'nin mutlak iktidarı göründüğünde bir yazar bir kesimin "Canım nasıl olsa ordu var" şeklindeki tesellisini aktarmıştı.

"Acaba Cumhuriyet, bu teselli arayışına erken mi başladı?" sorusu sorulabilir pekala...

.........

Şimdi gelelim Sayın Genelkurmay Başkanı'nın bugün yapacağı açıklamalara...

Şöyle düşünüyorum:

Eğer kimi çevrelerde iktidara karşı siyaset dışı bir odak oluşturma hesabı varsa ve Cumhuriyet gazetesi de bunun medya ayağını temsil ediyorsa, "Genç Subaylar" söylemi çok ilginç bir hüviyet kazanmış oluyor.

Genelkurmay Başkanı'nın böyle bir söyleme prim niteliği taşıyacak bir tavır sergilemesi birdenbire Türkiye'yi çok garip bir duruma sokacaktır. Tabii komuta heyetini de... Sayın Tağmaç'a atıfla zihinlerde kalan ve biraz da istiskal niteliği taşıyan "Altımı tutamıyorum" sözü komuta heyetinin alt kadrolarla ilişkileri açısından sorunlu yapıyı sergiliyordu ve herhalde şık değildi.

Cumhuriyet çizgisinin bir süredir komuta heyetine yönelik "yeterli tavrı koyamıyorlar" anlamındaki imaj yıpratıcı mahiyetinin, bir noktada komuta heyetini açıklama yapmaya zorlama amacı taşıdığı da kolaylıkla tahmin edilebilir.

Denir ki, sinema dilinde yönetmen bir tabancayı gösteriyorsa, onu bir biçimde işlevsel hale getirecektir.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni bir hareket içinde göstermek, objektifi tabanca üzerine doğrultmak gibi algılanıyor. Ben Genelkurmay'ın Türk ordusunu, kurgusu kimi odaklarda yapılmış bir projenin parçası haline getirmeme hassasiyetini göstereceğini düşünüyorum.

Bugünkü açıklama Türkiye için bir kırılma noktası anlamına da gelebilir, bir yanlış projenin önünü kesme anlamına da...

Sayın Komutan'dan beklenen, Türkiye'yi yeniden tökezletmeyi önleyecek bir sağduyudur. Buna ulaşmada "Cumhuriyet'in misyonu"nu değerlendirmek bir hayli yol açıcı olabilir.


26 Mayıs 2003
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED