T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

G Ü N D E M
Tehlikeli oyun

Vatikan lanetledi, Museviler sıcak bakmıyor, Budistler bile karşı tavır koydu... Ancak Müslüman ilahiyatçılardan 'insan klonlama'nın fıkhî yorumu hakkında henüz net bir ses yok!

Son haftalarda Batı kamuoyunda şiddetli tartışmalara yolaçan "insan klonlama deneyleri" üzerine İslam dünyası uzmanlarından henüz "fetva" niteliğinde aydınlatıcı bir açıklama gelmemesi, aralarında Türkiye'nin de yer aldığı birçok Müslüman ülke kamuoyunda kafa karışıklığına neden oluyor.

Katolik Hıristiyanlığın temsilcisi Vatikan, 28 Aralık'ta yaptığı bir basın açıklamasıyla insan embriyonlarının bu tür deneylerde kullanılmasını hiçbir biçimde tasvip etmediğini duyururken, Musevi dininin temsilcileri de klonlamaya karşı olduklarını çeşitli düzeylerde dile getirdiler.

Bu konudaki en önemli açıklamasını 1997 yılında, İskoçya'da "Dolly" adlı bir kopya koyunun doğumu üzerine yapan Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ise, son haftalarda hız kazanan insan kopyalama tartışmalarına ilişkin henüz net bir tavır almış değil. Yeni Şafak'ın konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı Fetva Dairesi yetkilileri, halen olayın dünyadaki yankılarını izlediklerini belirterek, yakın zamanda klonlama üzerine kapsamlı bir açıklama yapılacağını söylemekle yetindiler. Aynı şekilde, görüşleri İslam dünyasında "fetva" olarak kabul edilen ve aralarında Mısır'ın El Ezher ile Suudi Arabistan'ın Medine İslam Üniversiteleri'nin de bulunduğu bir dizi saygın eğitim-öğretim kurumu, insan klonlamanın İslam dinindeki hükmü üzerine hâlâ olumlu ya da olumsuz yönde bir yargı belirtmiş değiller.

Bu konuda şimdilik tek somut açıklama ise İslam dünyasının tanınmış simalarından biri olan, Hizbullah hareketinin dini lideri Lübnanlı Hüseyin Fadlallah'dan geldi. Geçtiğimiz günlerde Katar'da yayımlanan bir gazeteye görüşlerini açıklayan Fadlallah, "klonlama işleminde ilahi manada bir yaratma filinin geçerli olmadığını" savunarak, "yalnızca insanın sırrına erme durumundan sözedilebileceğini ve konunun bu boyutuyla tartışmaya açık olduğunu" söyledi.

1997 yılında tartışılmıştı

İlk kopya koyun "Dolly"nin doğumunun dünyaya ilan edildiği 1997'de bu konuya ilk kez resmen cevap veren Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri, o günlerde medyadan gelen ısrarlı sorular karşısında "klon canlılara ilişkin fikir beyan etmek için henüz çok erken olduğunu" söylemişlerdi. Şubat 1997'de aylık bir derginin hayvan klonlanması hakkındaki sorularını yanıtlayan Başkan Mehmet Nuri Yılmaz, yakın gelecekte kopya insanlar üretilmesi ihtimaline ilişkin bir soruya ise şu cevabı veriyordu:

"Şu anda bu konu Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından araştırılmaktadır. Dışarıdan konu ile ilgili uzmanların da görüşleri alınmaktadır. Böyle bir şeyin mümkün olup olamayacağı ise yaptığımız araştırmalar sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu işin ahlaki tarafı var, hukuki tarafı var, bütün bunların incelenmesi lazım. Bu genetik kopyalama işlemi insanlara uygulandığında, doğacak insan normal insanın taşıdığı bütün özellikleri taşıyacak mı, taşımayacak mı? İnsan bir ruh taşıyor. Hayvanlar gibi de değil, cansız bir varlık da değil. Bunların şu aşamada tam netleşmediği görülüyor.

Bizim dinimiz ilme karşı olan bir din değildir. Ortaya çıkan varlık, Allah'ın yarattığı çalışmanın bir mahsulu olarak doğmaktadır. Ancak, buna karşılık insan da Allah'a kafa tutmamalı, söz ve eylemleriyle ona karşı gelmemelidir. Çünkü onun verdiği bilgi ve zeka ile bir eser meydana getirmektedir."

Modern Frankenstein'lık

Yakın geçmişte ABD'de yapılan bir araştırma, halkın yüzde 91'inin kopyalanmak istemediğini, yüzde 74'ünün bu işlemi Allah'a karşı gelmek olarak algıladığını, yüzde 65'inin ise hayvanların dahi bu deneylerde kullanılmasına karşı olduğunu gösteriyor. Bu konuda fikri sorulan insanların çok büyük bir bölümü, bilim adına yapılan bu çalışmayı "Modern Frankensteinlık" olarak görmekte. Bill Clinton'ın başkanlığı döneminde klonlama olayına karşı ilk kez resmen tavır alan Amerikan yönetimi, Bush iktidarı ile birlikte hükümete bağlı bütün tıbbi kurumlarda bu tür deneyleri yasakladı.

Vahşete karşı kampanya

Clonaid şirketinin, iki klon insanın dünyaya geldiğine ilişkin son açıklamalarının ardından Batı'da klonlama deneylerine yönelik bu geleneksel tepki daha da arttı. Üstelik sözkonusu tepkiler yalnızca semavi dinlere yakın çevrelerle de sınırlı değil. Amerikalı Budist dinbilimci Donald Lopez, kopya insan üretme çabasının Budizm'deki reenkarnasyon inancıyla hiçbir biçimde örtüşmediğini belirterek, klon canlıların bu inanç sisteminin merkezini oluşturan karma (ruhun beden değiştire değiştire evrimleşmesi) felsefesine aykırı olduğunu vurguluyor .

Öte yandan ABD'de, aralarında Barry Zirkin (Chicago Üniversitesi) Janet Rowley (John Hopkins Üniversitesi) Bonnie Steinbock (New York Üniversitesi)' Kenneth L. Woodward (Newsweek Dergisi) ve Abdülaziz Sachedina (Virginia Üniversitesi)'nın da bulunduğu çok geniş bir bilim ve medya insanları topluluğu, bu olayın bilim etiğine aykırılığını savunan geniş çaplı bir kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.

Klonlamanın tarihçesi

1950: Bir boğanın spermleri hayvancılık sektöründeki damızlık uygulamaları için -79 derecede bozunuma uğramadan donduruldu.

1962: Önce Robert Briggs ve Thomas King, ardından da John Gordon kurbağa hücrelerini kopyalamayı başardılar.

1978: İngiltere'de ilk tüp bebek Louise Brown doğdu.

1983: İlk insan anneye embriyo nakledildi.

1985: Ralph Brinster ilk transgenetik çiftlik hayvanlarını üretti ve insan hormonları kullandı.

1986: Yapay döllenme yönteminin aday annesi Mary Beth Whitehead Bebek M'yi taşıdı, ancak deney başarılı olamadı.

1993: Jurassic Park" filmiyle dinozorların kopyalanması fikri tüm dünyaya yayıldı.

1996: İskoçya Roslin Enstitüsü'nde Dr. Ian Wilmut ve ekibi klon koyun Dolly'yi ürettiklerini açıkladılar.

2002-2003: Rael tarikatına bağlı Clonaid şirketinin yetkilileri, ardarda iki klon insanın dünyaya geldiğini duyurdular.

Kur'an-ı Kerim'deki "düşündüren" uyarı

"Şu kesin ki; Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında bunun altındaki diğer günahları affeder. Her kim Allah'a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur. (...) O Şeytan ki; 'Ya Rabbi, senin kullarından mutlaka pay edineceğim. Onları mutlaka saptıracağım ve birtakım temennilerle oyalayacağım. Onlara davarlarının kulaklarını yarmalarını emredeceğim de Alah'ın yaratışını değiştirecekler' dedi. Her kim Şeytan'ı Allah'tan başka dost edinirse, şüphesiz açık bir ziyana girmiştir." (Nisa Suresi, Ayet 116-119)

(Burada sözü edilen "davarların kulaklarını yarma" olayı, İslam öncesi dönemde putperest Araplar'ın uyguladığı bir pagan geleneğiydi. Cahiliye toplumu mensupları, putlara kurban edecekleri hayvanların kulaklarını keser, çocuklarının başlarında putlara yaranmak için bir miktar saç bırakır, özetle insan ve hayvanların doğal görünümlerini bozunuma uğratırlardı. Sözkonusu ayette, fıtrata müdahale etmeye yönelik bu gibi eylemlerin tümü lanetleniyor.)

Hatemi: İnsanlık için felaket olur

Öncelikle belirteyim ki Rael tarikatının insan klonladığı yönündeki haberlere inanmıyorum. Çünkü, klonlama, böyle küçük çaplı laboratuarların ya da bilimsel arka planı kuşkulu grupların altından kalkabilecekleri bir iş değil. Yalnız bende değil, Batı basınında da bu konuda yoğun kuşkular var. Sanırım ortaya attıkları balon bir haberle tarikatlarının reklamını yapıyorlar. Bunun dışında ise daha ciddi kuruluşlarca klonlama üzerine çalışıldığı artık herkesçe bilinen bir vakıa. Kişisel yaklaşımım, tam bir insan klonlamanın insanlık için felaket olacağı yönündedir. Ancak, çeşitli nedenlerle tahrip olmuş kalp, karaciğer, böbrek gibi organların yine o kişiye ait hücrelerden kopyalanmasının bir mahzuru olmadığını düşünüyorum. Organların bağımsız birer ruhu yoktur. Oysa, komple bir insan formunu kopyalamak hem ilmen, hem dinen, hem hukuken çok başka birşey. Bunun ileride sayılamayacak kadar mahzuru çıkacaktır.

Sinema 'klon vahşeti'ni çok önceden gördü

Klonlama deneylerinin 1990'lı yıllarda gündeme gelmesine paralel olarak sinema dünyası da bu konuya el atmakta gecikmedi. 1997 yılı yapımı "Alien Resurrection"da, ölümünün ardından kendisine ait kan örneğinden yeniden hayata döndürülen kadın uzay pilotu Allen Ripley (Sigourney Weaver), klonlama deneylerinin yapıldığı laboratuara girdiğinde dehşetli bir görüntüyle karşılaşıyordu. Üretimi başarılı olamamış birçok farklı klonunun içi ecza dolu cam tanklar ve ameliyat masalarında "canlı" durumda beklediğini gören kahraman, yarım yamalak' oluşmuş' hilkat garibesi bir kopyasının kendisine "Öldür beni!" diye yalvarması üzerine tüm laboratuarı alev makinesiyle yokediyordu. "Alien Resurrection"un bu etkileyici sahnesi, klonlamanın olası sonuçları üzerine sonradan yoğun tartışmalara yol açacak, milyonlarca kişiyi derin bir felsefi ikileme sürükleyecekti.

Beyazperdede insan klonlama temasını ele alan en eski filmlerden biri ise 1978 yapımı "Boys from Brazil"di. Franklin Schaffner'in yapıtında, ünlü Nazi doktoru Joseph Mengele (Gregory Peck) savaştan sonra gizlendiği bir Latin Amerika ülkesinde führeri Hitler'in doku örneklerini kullanarak yeni bir "Hitler çocuklar kuşağı" üretmek için uğraşıyordu.

Tarikat kendi reklamını yapıyor

Doğduğu açıklanan kopya bebeğe yapılacak DNA testlerini denetlemekle görevli Amerikalı gazeteci Michael Guillen, bebeğin ailesine ulaşamadıkları, ayrıca tarikatın kendi reklamını yapıyor olabileceği gerekçesiyle bu süreci askıya aldığını belirtti. ABC kanalının eski bilim muhabiri Guillen, tarikatın açıklamalarının, "reklamı için yapılmış düzmece bir açıklama olma olasılığının" da bulunduğunu söyledi.



8 Ocak 2003
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED