T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Deveye hendek atlat, ona laf anlatma...

Tartışmanın, lafı dolaştırmanın, vakit kaybetmenin hiç gereği yok... Yaşını başını almış koskoca adamların hâlâ utanmadan "Mevcut YÖK düzeninin değişmesi demokrasinin yıkımıdır" türünden yazılar yazabildiği ve bu içi boş laflarda "keramet" vehmedenlerin, sanki konumlarını "yıkılmasından korktukları" o şeye borçluymuş gibi vaziyet takınabildikleri bir ülkede "efkârın müsademesi" para etmiyor.

Boş...

"Mevcut YÖK düzeninin değişmesi demokrasinin yıkımıdır" diyen biriyle neyi tartışacaksın?

Tartışmayalım o halde.

Çullanalım Allah ne verdiyse.

Kendisi pirimiz, üstadımız, meslek büyüğümüz oluyor aynı zamanda.

Bir duayen.

İlerici, devrimci bir yazar.

Darbelerin gadrine uğramış, içeri düşmüş, işkence görmüş ve (kendi ifadesiyle) "faşizmi etinde, kanında, iliklerinde hissetmiş" bir ağabeyimiz.

İşte itiraf ediyorum:

Türkiye üzerine düşünmemeyi "yazarlık tutumu" olarak benimsemiş ve hayatla ilişkisi birtakım "avant-garde" metinlerden ibaret bir "okur-yazar adayı" olarak 12 Eylül'den nefret etmeyi ilk ondan, onun yazdıklarından öğrendim.

Çünkü, ayıptır söylemesi, o zamanlar "Yeni Tanin" okurdum.

12 Eylül'ün toplumu denetleme, nizam altına alma, "tektipleştirme" siyasetine karşı demokrasiyi savunan tek yayın organıydı.

Daha doğrusu biz öyle zannederdik.

Kötü bir gazeteydi ama.

Kötü kağıda tipo basılır, kalitesiz mürekkep ve babadan kalma "klişe" kullanılırdı. Hurufat, sayfa düzeni, "kadrajlama" ise berbat ötesi...

12 Eylül'ün getirisi saydıkları için mi ofset teknolojisine direnirlerdi, bilmiyorum.

Hâlâ kötüdür...

Ayıptır söylemesi, YÖK'e karşı olmayı da onlardan, özellikle ağabeyimizden öğrendim.

Süreç, yani "karşı devrim tehlikesi"ni berteraf eden militer hareketlilik onu da dönüştürdü.

O zamanki antidemokratik YÖK marifetiyle yapılan kötü şeyler, bugünkü antidemokratik YÖK marifetiyle ortadan kaldırıldığı için çok mutlu...

Dönüşmedi aslında...

Zaten böyleydi de, içindeki cevheri açığa çıkarmak için vesile kolluyordu...

Oysa ne güzel yuvarlayıp gidiyordu, "buharlı makinanın icadı, sınıf mücadelesi, Babeuf, konvansiyon, emekçi halkım" diye...

Ama işte Allah şaşırtmasın...

Vaktiyle Hitler nasyonalizmine övgüler düzmüş bir gazetede, otuz küsur yıldır aynı istikrarla, hiç değişmeden, değişmemeyi marifet belleyerek yazan ve artık "irticayı faşizmden daha tehlikeli bulan" bir ağabeyimiz bu...

Bu (Nazi hayranlığı demeyeceğim de), tevarüs etmiş ve genetik şifreleri çözüldüğünde anlaşılabilecek "müsamaha örneği"ne başka bir ilericide rastlayamazsınız.

İrtica faşizmden tehlikelidir.

Çok partili sistem Osmanlı gericiliğidir.

YÖK demokratik bir kurumdur.

Peki 28 Şubat nedir?

28 Şubat da "dinci darbeyi önleyen ve yürürlükteki yasaların uygulanmasını sağlayan demokratik bir müdahale"dir.

Hem "demokratik", hem "müdahale" nasıl oluyor acaba?

Boşverin...

Elbette "müdahaleci" bir ideoloji olarak faşizm de diğer müdahaleci "izm" ve "ideoloji"ler gibi görülebilir bir tehlikeyi barındırmaktadır.

Ama bunu ona anlatamazsınız...


8 Ocak 2003
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED