T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Musul-Kerkük rüyasını politika zannetmek

Irak konusunda son günlerde yaşanan gelişmeler, savaşın sıcak cepheye taşınmasını önleme ihtimalinin hâlâ varolduğunu gösterirken; düşük yoğunluklu bir atmosferin de fazlasıyla oluştuğunu ortaya koydu. Bu gelişmelerin iki önemli ayağı bulunuyordu; ilki Başbakan Abdullah Gül'ün İslam ülkelerine ziyaretleri diğeri de Meclis Dışişleri Komisyonu'nda gerçekleşen bilgi verme toplantısıydı.

Komisyondaki toplantı, uzun bir süreden beri kamuoyuna spekülasyonlar şeklinde yansıyan haberlerin tamamına yakınının doğru olduğunu ortaya koydu. Yani, Amerika'nın bir yandan Türkiye'den üsleri ve limanları kullanmak istediği, güneyi kullanarak 80 bin askeri Irak'a taşımayı düşündüğü, bir yandan da Kuzey Irak'ı işgal etmiş gibi davranmaya devam ettiği anlaşıldı. Ve Türkiye'den talep edilen irili-ufaklı kolaylıkların arkasının kesilmediği. Mesela şu anda öncelikli olarak, 60 sivil aracın bölgeye intikali için Türkiye'nin izin vermesi bekleniyor.

Bu toplantının belki de en ilginç noktası, brifingi veren komutanların bugüne kadar hiçbir politik taahhütte bulunulmadığını söyledikten sonra, "ama artık siyasi bir karar alınıp askeri planlamalar yapılmalı" sözünü eklemeleriydi. Savaş oyunundan köşe bucak kaçmanın da nihayet bir sınırı bulunuyor ve Ankara bu sınıra dayanmış görünüyor. Başbakan Gül de bundan olacak, Amerika'nın Türkiye'ye yönelik ardı arkası kesilmeyen baskı ve isteklerini İslam ülkeleriyle paylaşarak stresi dağıtmaya çalışıyor.

Türkiye'nin savaşın dışında kalma isteğinin de savaşın hiç olmamasını sağlama çabalarının da samimi olduğuna şüphe bulunmuyor. Ama, bir savaş olacaksa ve bu savaş bölgenin haritasını veyahut da dengelerini Türkiye'yi çok yakından etkileyecek şekilde değiştirecekse, sadece izole durumda kalmak yeterince güven vermiyor. Yani, hem sonuna kadar savaşa direnmek hem de savaş başladığında bu olmamış gibi pastadan pay kapmaya çalışmak, birbirinin devamı olan iki parça özelliği arzetmiyor.

Mesela, son günlerde yeniden herkesin rüyasına giren Musul-Kerkük ile Ankara'nın "savaşsız çözüm" yaklaşımı kesinlikle örtüşmüyor. Hele hele eski defterleri karıştırarak petroller üzerinde hak iddia etmeyi ummak, hesap bilmezliğin zirvesine ulaşmaktan başka anlam ifade etmiyor.

Bu yaklaşımla, değil petrolden pay almak bölgede kurulması muhtemel Kürt Devleti'nin önünü kesebilmek bile mümkün değildir. Çünkü...

Çünkü, yine komisyonda kesinleşen bilgiye göre eğer yapılırsa Kuzey Irak'taki Kürt gruplar bu savaşa silahlı olarak katılacaklardır ve silahları da doğrudan ABD tarafından temin edilecektir. Bu, Kürtler'in şu anda üzerinde de facto olarak devletçik kurdukları topraklar üzerinde hak sahipliğini güçlendirecek bir durumdur. Kanlarını dökecek ya da bu riski almış olacaklardır. Şu halde, Türkiye'nin Kürtler'e verilecek silahların listesini ve savaş sonrası bunların toplanmasını talep etmesi politika değil olsa olsa bir tememni sayılmalıdır. Zira, ne savaş sonrası sürecin sınırları, ne de Washington'un Kürtler'le yaptığı pazarlığın detayları bellidir.

Yani, bir yandan olup bitenlerin dışında kalmak, bir yandan da olacaklar üzerinden emperyal hedefler koymanın resyonalitesi yoktur. Bir politika izlenecekse de birincide ısrar etmek yani, sonuna kadar savaşa direnmek her açıdan makul olan tek yoldur. Türkiye'yi bölgede yaşanabilecek bütün gelişmelere karşı hak sahibi konumunda tutabilecek tek pozisyon da budur.

Bununla birlikte, ABD'nin istemediği bir politikada inatla sabit kalabilmenin hiç de kolay olmadığını; bunun Türkiye'nin hatta BM dahil uluslararası bazı kuruluşların gücünü aştığını da kabul etmek lazımdır. Dolayısıyla bu konu, sadece hükümetin sorunu değildir, tek başına Türkiye'nin de sorunu değildir. Ama faturanın büyüğü Türkiye'yi beklemektedir. Ortada, çözümü son derece güç bir problem vardır ve güçlük sadece bir savaş ihtimalinin ortaya çıkardığı uluslararası krizi yönetmek değil, daha ekonomik krizden çıkamamış bir ülke olarak bunun derin yansımaları açısından ortaya çıkmaktadır. Bunu telafi edebilmek de yazılıp çizildiği gibi "savaş tazminatı" ile mümkün görünmemektedir.

Ekonomik katkıların ekonomik zararı bile telafi edemeyeceği; siyasi faturanın ise öngörülemeyeceği bir savaşın eşiğindeyiz.


8 Ocak 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED