|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Soğuk Savaş yıllarında bütün aydınlar Kapitalist toplumdan sonra Komünist toplumun geleceğine inanıyorlardı. Çünkü beş kıtada "devrim" rüzgarları estiren Marks, Kapitalizm'den sonra Komünizm'in gelmesini tarihin değişmez yasası olarak görüyordu. Baskı ve şiddete dayanan Rusya'nın dağılmasından sonra kimse artık komünist bir toplum beklemiyor. Geleceğin toplumu Komünist olmayacağı gibi, Kapitalist de olmayacak. Soğuk Savaş sonrası toplumun temel özelliği "Pazar Demokrasisi"dir. Pazar Demokrasisi'nin merkezinde dayatma değil, özgürlük vardır. Toplumu oluşturan kesimlerin inançlarına, ırklarına ve renklerine bakılmaz, ürettikleri ürün, hizmet ve bilgiyle topluma yaptıkları katkıya bakılır. Pazar Demokrasisi'nin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için, yönetenlerle yönetilenler arasında uyum ve düzeni sağlayacak, köklü sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç vardır. Pazar ekonomisi ve çoğulcu demokrasiye dayanan Pazar Demokrasisi'nin başarısı yönetimin bütün kademelerinde katılımcı ve paylaşımcı bir geleneğin oluşturulmasına bağlıdır. Üsküdar Belediye Başkanı Yılmaz Bayat geçen hafta sonunda "Çamlıca Toplantıları" adı altında değişik üniversitelerdeki öğretim üyelerini bir araya getirdi. Amaç, ayda bir kere de olsa akademisyenlerle bir akşam yemeğinde buluşup, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değişik açılardan yorumlayarak, anlamaya çalışmak. Bilgi paylaşımın yolu açılırsa, iktidarın paylaşımının da yolu açılabilir. Paylaşılmayan iktidarın uzun ömürlü olmayacağını artık her kesim açıkca görüyor. Toplantıya katılanlardan Prof. Sami Şener, Prof. Bekir Karlıga, Doç. Selman Bayoğlu, Doç. Raşit Küçük, Doç. Davut Dursun, Dr. Cengiz Kallek, Dr. Mazlum Uyar, Dr. Kemal Kahraman, Akif Emre ve Şener Sancar ilk aklıma gelenler. Her toplantıda gözlemlendiğim gibi, bütün dünyada en kolay bilgi ve birikim paylaşılır. Tarihin her döneminde bilginin getirisi sermaye ve iktidarın getirisinden daha az olmuştur. Bu yüzden bilgiye talep düşüktür. Akademisyen ve aydınlar bilgi ve birikimlerini paylaşmaya hazırdırlar. Çünkü onlar bilgilerin paylaşıldıkça büyüdüğünü bilirler. Ancak kimse iktidar ve gücünü paylaşmak istemez. Paylaşılmayan güç ve iktidar da bozulup, yok olmaya mahkumdur. Dünyanın her yerinde paylaşılmayan iktidar er ya da geç dayatmacı bir yapı kazanır. Tarihin her döneminde iktidarların güvencesi, temel hak ve özgürlükler olmuştur. İlk toplantıda üç saate yakın Türkiye'nin dış politikası tartışıldı. Ben kendi payıma yeni şeyler öğrendim. Toplantı sonunda iki görüş ortaya çıktı. Bir kesim dış politikaya ulus ya da ırk açısından baktı. Öteki kesim de dış politikayı ulusötesi bir açıdan değerlendirdi. Türkiye'nin hem iç hem de dış politikasındaki tıkanma ulus devlet stratejisinin dışına çıkamamaktan kaynaklanıyor. Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, ulusüstü yapılar yıkılınca, bir yandan çok sayıda ulus devlet ortaya çıktı, diğer yandan da ulusüstü ilişkiler çok büyük önem kazandı. Sınırların şeffaflaşması, ulus devletlerin gücünün ulusüstü oluşumlara uyum sağlamasına bağlı olduğunu gösterdi. İç politika ile dış politikanın birbirinden bağımsız olmadığı görüldü. Her ülkenin dış politikasını iç politikasının belirlediği anlaşıldı. Türkiye askeri alandaki iktidarını NATO'yla paylaşıyor. Siyasi alandaki iktidarını da AB'yle paylaşmaya hazırlanıyor. Yine de Kuzey Irak, Kıbrıs ve Güney Doğu sorunlarına ulusüstü bir açıdan bakmayı başaramıyor. Oysa Türkiye'nin AB'deki gücü yalnızca Anadolu'dan değil, Türk ve İslam dünyasından kaynaklanır. Artık sorunlara yalnızca Ankara'dan değil, Washington, Brüksel ve Kahire'den de bakmasını bilmek gerekir. Sınırlarının dışına çıkmayan bir ülke sınırlarını koruyamaz. Türkiye'nin sınırları dışında üç Türkiye var. Düşman üretenler, kendileri düşmanlık kaynağı olurlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |