|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni bir medeniyet tasavvuru icadı meselesi, belki de, hiçbir zaman bugün olduğu kadar âciliyet ve ehemmiyet kesbetmemişti. Bunu, yalnızca eli kulağındaki Amerika'nın Irak savaşı hazırlıkları dolayısıyla söylemiyorum. Çünkü Amerika Irak'a ve başka yerlere saldırmasa da, dünyanın içinden geçtiği belirsizlikler, karmaşa, kargaşa ve kaos süreci, bizi böylesine hayâtî ve büyük ölçekli bir mesele üzerinde kafa yormaya icbâr ediyor zaten. Elbette ki, dünya, sadece yaşadığımız zaman diliminde büyük belirsizliklerle ve felâketlerle karşı karşıya değil. İnsanlık tarihinin başka zamanlarında da insanoğlu büyük felâketlerle ve belirsizliklerle karşı karşıya kalmıştı. Ancak insanoğlu, özelde Osmanlı'nın -ve dolayısıyla İslâm medeniyetinin- bir aktör olarak tarih sahnesinden çekilmesinden, genelde ise 15. ve 16. yüzyıllardaki Rönesans ve Reformasyon çağlarından bu yana dünyanın sadece bir bölümünü değil, tümünü ilgilendiren büyük felâketlerle, savaşlarla, çatışmalarla boğuşup duruyor. Medeniyet tarihçileri, 1475-1975 yılları arasındaki 500 yıllık (Rönesans ve Reformasyon'dan sonraki) zaman diliminde insanlık tarihinde yaşanan savaşların % 75 ilâ 80'inin ya Avrupa'da patlak verdiğine ya da Avrupalıların neden oldukları savaşlar olduğuna dikkat çekerler. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Batılıların dünya üzerindeki kurdukları hegemonya, Batı kültürünün, düşüncesinin ve sanatının diğer kültürlerden daha erdemli, daha üstün ve daha anlamlı olmasının doğal sonucu olarak doğal bir şekilde gerçekleştirilmiş bir hegemonya değildir; esas itibariyle saldırıya ve savaşa dayalı bir hegemonyadır. Antik Yunan'dan bu yana Helen, Roma, Avrupa ve Amerika'nın geliştirdikleri ve gerçekleştirdikleri hegemonya biçiminin ve kurdukları sözümona "barış"ın "silahlı barış" olduğunu; yani esas itibariyle kaba güce dayandığını görüyoruz. Braudel'den McNeill'e, Dawson'dan Toynbee'ye kadar bütün birinci sınıf medeniyet tarihçileri bu konuda hemfikirdirler. Burada –yer darlığı nedeniyle- yalnızca Braudel'in Uygarlıkların Grameri (İmge Yayınları, 2001) başlıklı önemli kitabından bazı alıntılar yapmakla yetinmenin yeterli olacağını düşünüyorum: "Her şeyin anası savaş, Batı medeniyetini imal etmiştir. Modern devlet, savaşın, yeni ve emredici gereklerinden doğmuştur" (s. 353). Braudel, kitabında, daha sonra, "özgürlükler sorunu"nun Batı uygarlık tarihi için "anahtar" bir sorun olduğunu belirtir ve Batı'da özgürlükten ne anlaşıldığına ilişkin şu saptamaları yapar: "Bu özgürlükler,... birbirlerini hep tehdit etmişlerdir... Hiçbir zaman barışçıl olmayan [bu fenomen], Avrupa'nın ilerlemesinin sırlarından biridir... Bireysel özgürlüklerden çok grupların özgürlüğü [sözkonusudur]",... Özgürlükler, gerçekte, muafiyetlerdir, ayrıcalıklardır; bir insan veya çıkar grubu bunların arkasına sığınarak korunaklı hale gelmekte, sonra bu konumundan güç alarak diğerlerinin üzerine yüklenmekte ve bunu da çoğu zaman arsızca yapmaktadır"... "Rönesans ve hümanizma'nın insanda aradığı ve erdem (virtu / virtue) olarak adlandırılan şey, gerçekte erdem değil, başarı, etkinlik ve güç'tür" (s. 358). Batılıların diğer kültürlerle ve toplumlarla kurdukları ilişki biçimlerinin de aynı şekilde kontrol ve kolonize edici, şiddete dayalı ilişki biçimleri şeklinde cereyân ve tezâhür ettiğini görüyoruz: Dünyanın % 80'inin fiziksel olarak, % 100'ünün de stratejik olarak sömürgeleştirilmesi bunun en somut kanıtıdır. :Bu şiddete dayalı ilişki biçimi Eski Roma'dan bu yana hep iki yönteme dayalı olarak gerçekleştirilmektedir: Birincisi, asimilasyon (=yabancılaştırma, kimliksizleştirerek, soysuzlaştırarak kendine benzetme, aynîleştirme, eritme); ikincisi de asimilasyona direnmeye kalkışıldığı zaman ise eliminasyon (=resmen ve alenen yok etme): Dün Kolomb öncesi yerli Amerika kültürleri, Afrika kültürleri böyle yok edilmişlerdi. Bugün de dünya üzerinde Batılıların tüm dünyayı asimile etme paranoyalarına direnebilen tek din ve dünya tasavvuru olan İslâm üzerine çullanılmasının ve Osmanlı'nın çöküşünden bu yana başlayan ama Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ise uygulanan temel stratejinin sonucu olarak Osmanlı coğrafyası demek olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'nun işgâl ve istilâ edilmesinin, kaynaklarının yağmalanmasının, laik ideolojiler yoluyla bu ülkelerin elitlerinin (yöneticilerinin), rejimlerinin ve aydınlarının köleleştirilmesinin ve (örneğin Gellner vs. gibi düşünürlerin) bugüne dek "tam bir fiyasko örneği" olarak tanımladıkları Türk laikliğinin İslâm dünyasına örnek model olarak dayatılmasının aslâ tesâdüfî olmadığını tekrar tekrar hatırlatmak isterim. William McNeill'in "silahlı barış" yoluyla kurulan Roma İmparatorluğu'nun hegemonya biçimini "askerî zorbalık düzeni" olarak tanımlaması ve ardından da "askerî zorbalık düzeni, Roma'yı çökertti" (Dünya Tarihi, İmge Yay., 2002: 313) demesi oldukça anlamlı olsa gerek. Bugün de Yeni Roma Amerika'nın "askerî zorbalık düzeni"nin Amerika'yı paldır küldür çöküşün, tüm dünyayı da büyük bir felâketin eşiğine sürükleyeceğini söylemek için herhalde kâhin olmak gerekmiyor. Marx, Adorno ve Schumpeter gibi büyük düşünürlerin seküler / modern Batı uygarlığını "yaratıcı ama tahripkâr" bir uygarlık olarak tanımlamaları boşuna değildir. Tahripkârlığın temel kaynağının, insanı tanrılaştıran; doğa, kozmik dünya ve Tanrı arasındaki ilişkileri bozan sekülerizm olduğunu; sekülerizmin her zaman yepyeni paganizm ve barbarlık biçimlerini tetiklediğini, örneğin Peter Gay'in sekülerliğin / modernliğin zirve noktası aydınlanma çağı'nı "modern paganizmin yükselişi" olarak tanımlamasının pek çok şeyi özetlemeye yeteceğini kavrayalım artık. Görüldüğü gibi dünyanın, Hadîd sûresi'nin 25. âyetinde ifade edilen "Kitab"a (=Hakîkate, Hakk ve hukuka, hakkaniyete), Mîzân'a (=adâlete, akl-ı selîme) ve "Demir"e (=kemâle, olgunluğa, keşfe / inkişâfa) dayalı yeni bir medeniyet tasavvuruna her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu sanırım tartışmaya mahal bırakmayacak kadar hayatiyet, âciliyet ve ehemmiyet kazanmış en hayâtî meselemizdir. Bu tartışmaya devam edeceğiz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |