AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Hükümetlere şahin, hırsıza güvercin BDDK'nın özerkliği

İmar Bankası'na el konulmasıyla birlikte bir kez daha gündeme gelen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK); el koyarak elde ettiği yüksek prestij bir yana, bazı soru işaretlerinin de hedefi oluyor. Özerk yapısı nedeniyle, kararları hükümetler üstü olan bu kurumun tek görevi sonuçta içi boşaltılan bankalara el koymaktan ibaret değildir. Dolayısıyla, ne yaptığının merak edilmesi normaldir. Hele, merakın ucunda milyarlarca Dolar'lık kamu kaynaklarının akıbeti varsa, bu aynı zamanda bir sorumluluk da...

Sistem malum, BDDK'nın bir bankaya el koyması ve bunu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)'na devretmesiyle dönüyor.

Ne var ki Fon'un uygulamaları her defasında el konulan bankanın mali yükünü kabartıyor ve problem de buradan çıkıyor. Mevduatta zaten sınırsız devlet güvencesi bulunuyor, buna bir de vadeli/vadesiz mevduat faizi eklenince miktar giderek kabarıyor. Kabardıkça da bu mevduatla hiç ilgisi olmayan 70 milyon sıradan insanın ödeyeceği fatura şişiyor.

Şubat krizinde fona devredilen 20 civarında bankanın toplam mevduat ve diğer yükümlülük tutarı 20 milyar Dolar'ı aşmıştı. Sonra, bu rakamın faizlerle 30 milyara ulaştığı açıklandı. Bir süre sonra da bu konuda kamuoyuna bilgi vermekten vazgeçilir oldu. Bugün artık, TMSF'nun hükmettiği fonun; yani borcun ne kadar olduğu ve nasıl tasfiye edileceği konusunda kimsenin bir fikri bulunmuyor, bu "özerk" kurumun faaliyetleri neredeyse kritik bile edilemiyor.

Zaten, kimsenin içine sindiremediği "tasarrufa sınırsız mevduat güvencesi" gibi akıldışı bir prensip üzerinde faaliyet gösteren BDDK'nın özerklik zırhı, sıradan vatandaşın cebinden çıkan paralar sayesinde değer taşıyor.

Oysa, kurul oluştuğu dönemde kamuoyuna, bankacılık sisteminin rehabilite edileceği ve mevduat güvencesinin zaman içinde kaldırılacağı vaadinde bulunulmuştu. Bu iki konuda da adım atılamadı. Adım atılmak şöyle dursun, el konulan bankaların sayısı arttı; arttıkça da maliyet kabardı. TMSF'unda oluşan bu büyük kara deliğe banka atmaktan, akılcı bir finans yönetimi de gerçekleştirilemedi. Fona devredilen bankaların hiçbiri rehabilite edilemedi, birçoğu bu yüzden ya ucuza elde çıkarıldı ya da birleştirilerek yok edildi. Yani, faturası vatandaş tarafından ödenen markaların piyasa değerleri kötü yönetim nedeniyle buharlaşıp, uçtu.

Ayrıca, bankaların neden el konulacak aşamaya gelene kadar denetlenemediği, açıkların neden önceden fark edilemediği, "grup kredisi" gibi dünyanın açık "katakulli"sinin nasıl anlaşılamadığı da sorulmadı. Kurumun sorumluluğu, kaynakların boşaltılma eğilimi ortaya çıktığında bankaya el koymak iken, her defasında kasaların tamtakır olması bekleniyor. Son el konulan İmar Bankası'ndaki hortumun ancak bankanın içi boşaltıldıktan sonra anlaşılması da bu alışkanlığın açık ve dramatik bir örneği olarak karşımızda duruyor.

Bu da yetmiyor... BDDK şimdi, İmar Bankası'nın muhasebe kayıtlarına ulaşılamadığını ve dolayısıyla ödeme programında sorunlar olduğunu söylüyor. Dahası, BDDK'nın ne işe yaradığı sorusunu akıllara getirecek şu ifadeye müracaat edilerek, "Kamuoyunu tatmin edici açıklamaların yapılabilmesinin, banka ortakları ve çalışanlarının yeni banka yönetimi ile işbirliği yapmasına bağlı olduğu hususu kamuoyuna duyurulur'' deniliyor.

Yani, işlerin yürütülebilmesi için, kurumun zaten görevi olan bir denetimden değil, "hortumcu"dan medet umuluyor.

Bu açıklamadan da hem paranın kaçırılışına, hem de hesapların yok edilişine seyirci kalındığı anlaşılıyor.

BDDK ayrıca, el konulan bankaların kamuoyu tarafından "hortumcu" olarak ünlenen sahip ve ortaklarının, haczedilmesi gereken kişisel mal takipleri konusunda da yetersiz kalıyor. Kaynakların, Hazine tarafından karşılanması garantisiyle yetiniliyor, bankalardan boşaltılan paranın izi sürülemiyor, hatta; zaten tatmin edici olmayan anlaşmalarla bağlanan ödemeler de sürekli aksıyor.

Kanundan aldığı ayrıcalık gücüyle hükümetlere bile kafa tutan kurum, asıl sorumluluk alanına gelince yetersiz kalıyor, hırsıza kafa tutamıyor. Kaynaklar uçup giderken etliye sütlüye karışmayan bu anlayış da insana, "Türk usulü özerklik, herhalde böyle olmalı" dedirtiyor.


11 Temmuz 2003
Cuma
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED