|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tanıdığım biri var, kendini hayattan o kadar soyutlamış ki yaşadığına dair en büyük işaret alıp verdiği nefes. Yatalak falan değil, yürüyor, yeyip içiyor, konuşuyor. Tabii dinleyecek birini bulursa. Kimsesi yok. Tek başına yaşıyor. Annesi babası çoktan göçmüş. Çoluk çocuğu yok, eşi yok. Seyrek uğrayan birkaç akraba, o kadar. Günah bile işleyemeyecek kadar hayatın dışında. Yüzünün nurlanması belki de bu yüzden. Bir başkası, sigarayı bıraktıktan sonra sağlığına kavuştuğunu düşünüyor. Yürüyüş yapıyor, sakız çiğniyor. Bir de sigara içenlere gıcık oluyor. Elinden gelse, sigarayı her yerde yasaklamak için tereddütsüz kanun çıkartacak. Yanında sigara içenlere silah çekmek, sigara fabrikalarını havaya uçurmak, tütün üretimini durdurmak aklından geçen çözüm yolları. Konuşurken sesini hiç yükseltmeyen, adeta sahnedeki oyunculara sufle verir gibi konuşan bir başkası, her türlü gürültüden rahatsız olduğu için sessiz sakin bir mekânın özlemi içinde. Evini ses geçirmez duvarlarla kaplayamadığı için üzülüyor. Günün birinde zengin olup bu hayalini gerçekleştirmeyi ümit ediyor. Onun aksine, fısıltı halinde konuşurken bile sesini herkese duyuran bir diğeri, normal konuşmasıyla çevre kirliliği oluşturuyor. Bağırmaya niyetlense, gök gürültüsü sanılabilir. Mübaşir, müezzin ya da pazarcı olması gerekirken, gitmiş mühendis olmuş. Uzun lafın kısası insanlar çeşit çeşit.
Yalnız yaşamayı tercih eden de, yalnızlığa dayanamayan da aramızda, çevremizde. Dindar da var, zındık da. İkisinin arasında kalanlarsa daha kalabalık. Çalışkanı, tembeli, güleçi, somurtkanı, uzunu, kısası, zayıfı, şişmanı, çekingeni, girişkeni... Saymakla bitmez. Sadece özelliklerini tek kelimeyle sıralamak bile çok uzun vakit alır. Her birinin bir hikâyesi var. Arada bazılarının hikâyeye ilâveten bir de şiiri oluyor. Gariptir, kimininse kendi şiirinden haberi olmuyor.
İSTANBUL SEVDASI
Özel bir şirkette yönetici olarak çalışan arkadaşımız Ali Bey, son dönemde cazip bir iş teklifi aldı. Bürokrasi katmanları arasında iyi bir makam, yüksek bir maaş... Tek şart, İstanbul'u bırakıp Ankara'ya gitmesi. Ali Bey kabul etmedi. İstanbul'dan ayrılmaya gönlü razı olmadı. Ben dedi, üniversiteyi bitirdikten sonra bu şehirden ayrılmamak için ne iş olursa çalıştım, aylarca İstanbul caddelerinde işportacılık yaptım. Şimdi kurulu düzen bir yana, beni bağrına basan bu şehri bırakıp gidersem hiç yakışık almaz.
DEPREM HABERCİSİ
Depremle ilgisi, deprem olduğu zamanlarda herkes gibi sallanmaktan öte gitmeyen birisi, Adana'dan İstanbul'daki doktor tanıdığına telefon ediyor. - Haftaya bugün İstanbul'da deprem olacak hocam... Doktor, nereden bildiğini sorunca, "Mâlûm oldu" diyor. - Nasıl? - Rüyamda gördüm. Bizimki aldırış etmiyor. Fakat yine de o gün gelip çattığında tedbir olsun diye kapıyı kilitlemeden yatağa giriyor.
SİNEK KOVAN TELEFON
Güney Kore'de sivrisinekleri kovan cep telefonu yapmışlar. İnsan kulağının duyamayacağı seviyede yaydığı sinyallerle sinekleri uzaklaştırıyormuş. Daha doğrusu yaklaştırmıyormuş. Bu modeller geliştirilirse, ileride daha değişik telefonlar yapılabilir. Mesela, sevmediklerinizi yaklaştırmayan telefonlar...
ALGIDA YANLIŞLIK
"Kilis'e gittin mi?" diye soruyor biri diğerine... Onların arasındaki konuşmayı kulak ucuyla işiten bir başkası, "kiliseden" bahsettiklerini sanıyor. Şayet bahsettikleri "Akseki Lisesi" olsaydı, onu da muhtemelen "Akse Kilisesi" olarak algılayacaktı. Demek ki bazıları da yanlış algılamaya meyyal.
GÜNÜN SÖZÜ
Hiçbir şey ayağınıza gelmez; en azından iyi olan hiçbir şey. Her şeyi gidip almanız gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |