|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"AB'ye uyum" çerçevesinde hazırlanan bir de Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarımız var. Tasarıda yer alan bir maddeden geçenlerde özellikle söz etmiştim. Hani şu, devletin "Ermeni soykırımı"ndan söz edilebileceğini ileri sürenlerin ya da KKTC'de bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çekilmesini talep edenlerin yakasına yapışmasına izin veren madde... Ülkede olup bitenlere kulak veren hemen herkesin bildiği gibi, bu yasa tasarısının mimarlarının başında yine "Hocaların hocası" diye adlandırılan ünlü ceza hukukçusu geliyor. Hatta yakınlarda gazetelerde, Adalet Bakanı'nın, tasarıyı tamamlayıp teslim eden "Hocaların hocası"nın elini öpme anını ölümsüzleştiren bir fotoğraf da gördük. Belki yeri değil ama söyleyemeden duramayacağım: Türkiye'yi "tuhaf" bir ülke yapan manzaralardan birisi de bu. Yıllarca, onyıllarca TCK'nın çok şükür artık tarih olmuş ünlü 141-142 ve 163. maddeleri uyarınca açılmış davalarda akla ilk gelen "bilirkişi" olan ve çokbilmişliğinden dolayı sayısız ocak karartan bu "hoca", "tarihin kurnazlığı"nın bir eseri olarak "AB'ye uyum" harekatının bir parçasının da başmimarı konumunda! Güler misiniz, ağlar mısınız artık siz karar verin.... Bugünlerde haklı olarak, toplumsal tarihimize olduğu kadar basın tarihimize de bir "kara leke" olarak geçmiş olan "N.Ç." olayının da hatırlatmasıyla, sözünü ettiğimiz bu TCK tasarısının "kadınlara" karşı işlenen suçları nasıl değerlendirdiği yeniden konuşulur oldu. Hatırlayacaksınız, tasarının söz konusu bölümü üzerine Prof. Aysel Çelikel'in kısa Adalet Bakanlığı sırasında yoğun bir tartışma yaşanmıştı. Çelikel, hukukun bu faslıyla özellikle ilgili bir hukukçu olarak, ortaya, kadın kuruluşlarına da danışarak oluşturduğu bir tasarı koymuştu. Ancak seçim sonrası işbaşına gelen AKP hükümeti Çelikel'in tasarısına itibar etmeyerek, Adalet Komisyonu'nun önüne daha önceki Adalet Bakanı döneminde hazırlanmış tasarıyı getirmeyi tercih etti. Peki, bu yeni tasarının "kadın"a yönelik suçlara bakışı nasıl? İsterseniz, bu soruyu cevaplamaya geçmeden önce, Prof. Çelikel'in bu meseleye epeyce açıklık getiren şu sözlerini de aktaralım: "Bu tasarıyı hazırlayan komisyonda tek bir kadın ceza hukukçusu bile yoktu." Ne dersiniz, Çelikel'in sözleri tek başına epeyce şeyi açıklamıyor mu? Yani özetle; erkekler baş başa verip bir tasarı hazırlamışlar.... Şimdi de gelelim, tasarıda "kadın"a karşı işlenen suçların nasıl değenlendirildiği mevzuuna: Tasarının 318. maddesi: "Onbeş yaşını bitirmemiş olan bir çocuğun rızası ile ırzına tasaddi eden kimseye 2-4 yıl arasında hapis cezası verilir."(!) Madde üzerine fazla laf etmeye gerek yok sanırız. Onbeş yaşını bitirmemiş olan bir çocuğun "rızasını" ciddiye alan bir maddeye ne denilebilir ki? (Bkz "N.Ç." dosyası.) 325. ve 327. madde, bir kadını kaçıran ya da ona tecavüz eden kişinin, kadınla evlenmesi durumunda cezadan kurtulmasına imkan veriyormuş. Burada kadının "rızasının" olup olmadığı hiç dikkate alınmamış. Bu durumda ilgili maddelerde, kaçırılan ya da tecavüze uğrayan bir kadının "tecavüzcüsüyle" evlenmesi neredeyse bir "ikramiye" gibi değerlendirilmiş olmuyor mu? 325. maddeye göre, kaçırılan ya da tecavüze uğrayan kadının evli olması durumunda tecavüzcüye verilecek ceza ile kadının bekar olması durumunda verilecek ceza aynı değil. Kadın evliyse tecavüzcü daha çok cezayı hakediyor! Tecavüz kurbanı bekar ve hele de "bakire" değilse, ceza daha aşağıya iniyor! (Yani öyle bir ceza hukuku mantığı ki, "Ne yapalım, o da bekar kalmayıp evlense ve bekaretini bu yolla kaybetseydi!" demeye getiriyor...) Tasarının en ilginç yanlarından birisi de (315, 316, 317, 318), kadına karşı işlenen "cinsel suçlar"dan "topluma karşı işlenen suçlar" olarak söz edilmesi. Yani bu kadar olur; tasarı hakkındaki bilgileri bize aktaran gazetecinin sözleriyle: "Elinizi vicdanınıza koyun, bir kadın kaçırıldığında, tecavüze uğradığında, bundan en fazla zarar gören kimdir? Kendisi, bedeni, ruhu mu, toplumun genel ahlakı mı, aile düzeni mi?" Nitekim Prof. Aysel Çelikel tasarının bu bölümünü şöyle yorumlamış: "Yasa tasarısında bu suçlar, bilişim, haberleşme, ekonomi ve ticarete ilişkin suçların hemen ardından geliyor. Bu da kadının bu sayılanlar gibi bir meta olarak görüldüğünü gösteriyor." Tasarının cinsel suçlardan sürekli "ırz" sözcügüyle söz etmesi de başka bir dert... Gerçekten de, "ırz" sözcüğünden hareketle ceza kanununa giren pekçok cinsel suçun ("ırza tesaddi", 'ırzına geçmek" gibi) günümüzde artık başka sözcük ve kavramlarla ifade edilmesi gerekir. "Irz" sözcüğünün "namus ve iffet, şeref, vakar" gibi farklı anlamlar taşımasından dolayı, günümüze yakışır modern bir ceza hukukunun "cinsel suçlar"a ilişkin terminolojisini yenilemesi gerekmez mi? Hürriyet'ten Emel Armutçu'nun "tasarı"ya ilişkin haberinde yer alan şu bilgi de dikkatimi çekti: "Batı toplumlarında evlilik içi tecavüz suç olarak tanımlanalı çok oldu. Yürürlükteki TCK ve 'reform' olarak sunulan tasarı ise ağır bir insan hakkı ihlali olan evlilik içi tecavüz suçunu tanımıyor. Çünkü AKP Kadın Komisyonu üyesi kadınlar bile 'aile mahremiyetine karışılmaz' diyor." Şaşırmadım desem yalan olur; "AKP Kadın Komisyonu üyesi kadınlar" ("erkekler" olacak değil herhalde!) gerçekten de böyle mi düşünüyorlar? Ha unutmadan şunu da ekleyelim: Adalet Bakanı Cemil Çiçek de, söz konusu tasarıyı savunurken şöyle demiş: "Herkesi memnun edemeyiz ki..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |