AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Denetimin denetimi

İnsanımızın devletle ilişkisi eskiden beridir sağlıklı olmayan bir şekilde seyrediyor. Hayatımızın her anına siyasetin girmiş olması, ülkede kurulu olan siyaset mekanizmasının temel bir özelliği. Ancak her şart ve ortama ayak uydurabilen insanımız da bu mekanizmada kendi yerini almış ve en alttakinden en üstekine her birimiz, bu ilişkiden nemalanır ve hayatımızı ancak böyle devam ettirebilir olmuşuz. Çiftçisinden bankacısına, odacısından doktoruna, öğrencisinden profesörüne, memurundan müteahhidine, hepimiz bu sağlıksız ilişkinin bir parçasından tutmakta, bazılarımız bu işi daha iyi "kıvırabildiği" için yükselirken, geride kalanlarımız vaktini sisteme veryansın etmekle geçirmekte. İşin ilginç yanı, yükselenlerin yükselişini "kendi azim ve dehalarına" atfederken, "beceriksizliklerin" geride kalışlarının sorumluluğunu siyasi sisteme yüklüyoruz. Dahası, bu ülkede başarılı ne varsa bunu sivillere; kötü gidişatı, yolsuzluğu, iktidarsızlığı ve istikrarsızlığı ise hep devlete atfeden bir savunma mekanizması da geliştirmişiz.

Böyle bir yapıyı belki biz kurmadık, ama sürecin devam ediyor olmasından sadece devlet içinde bu yapının idamesini kendilerinin çıkarlarına veya "âli menfaatlere" dayandıranlar değil, vatandaş olarak hepimiz bir fayda umuyoruz. Şimdilerde globalleşme sürecinde, gerek İMF, gerekse AB'nin baskılarıyla bu yapıya balta vuran yeni düzenlemeler yapılmaya çalışıyor. Maalesef, bunlar eski yapıya eklemlenerek yürütüldüğü için beklenen faydalar hemen husule gelmiyor. Bağımsız bir Merkez Bankası, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Enerji Piyasası Kurulu gibi yapılarda yaşanan sorunları hepimiz muhtelif vesilelerle duyuyor ve kamuya kızmak dışında nasıl bir tepki vereceğimizi bilemiyoruz. Son olarak bu bağımsız kurulların Uzan grubu şirketlerine yönelik operasyonları ile gündeme yeniden gelen bu meseleyi neresinden tutacağımızı takdir edemiyoruz.

Bir taraf, söz konusu operasyonları siyasi olarak tanımlayarak hükümeti topa tutarken, diğer taraf, operasyonun geciktiği ve geçmiş denetimlerin yapılmadığı için bu noktaya gelindiğinden hareketle operasyonu başlatan kurulları suçlamakta. Bizi burada ilgilendiren ikinci yaklaşım. Osmanlıdan bu yana geçmişiyle hesaplaşmasını yapamamış bir toplum olarak, geçmiş defterleri karıştırmak, bugünün suçunu geçmişin üstüne yıkmak hepimizin hoşuna giden, üstelik sansasyonel bir meşgale. Denetimi biz bu tarzda algılıyoruz. Yanlışlıkları engelleyici bir yaklaşımdan ziyade, bu yanlışları yeri geldiğince açığa çıkarmayı amaçlayan bir tarzı benimsemişiz. Bu tarz, başta idarecilerimizi sorumluluktan kaçmaya ve yetki almamaya yöneltiyor. Pasifizm, bugün sadece bürokrasinin ve siyasilerin içine düştüğü bir hastalık değil. Bakan Kürşat Tüzmen'in proaktif bir politika gütmesini istediği Merkez Bankası dahil, çok geniş bir kitleyi kapsıyor bu hastalık. Sağlıksız bir ilişkiler yumağından oluşan bir sistem kuruyor, ardından böyle bir sistemin üretmesi kaçınılmaz açıkları yakalayabilecek "denetim mekanizmaları" oluşturuyor, bunlara da güvenmediğimiz için denetimi denetlemeye kalkıyoruz. Devlet Denetleme Kurulu'nun ne için var olduğunu düşünüyordunuz?

Tabii ki, tüm kurumlar, tüm bireyler hesap verebilir ve şeffaf olmalıdır. Ancak, bunun sağlıklı bir şekilde işlemesi için iki temel altyapının hazır olması gerekir. Her şeyden önce, anayasa, kanun ve mevzuatınızın bugünün ihtiyaçlarını yansıtır olması lazımdır. Türkiye'de, daha düne kadar elli yıl öncesinde çıkarılan bir yabancı sermaye kanunu yürürlülükteydi. Bu ülkede bilgisayar parçalarının, mevzuatta yeri olmadığı için yedek parça olarak tanımlandığını ve uzun süre, en masum tabirle "usulsüz" olan bu şekilde ülkeye sokulduğunu bilişim sektöründe olanlar çok iyi hatırlarlar. Enflasyonu hesaba katmayan bir vergi kanunu karşısında her vatandaşı yaşamak için vergi kaçırmak durumunda kalan bir ülke burası. Böyle bir yapıda denetimin tek amacı, gerektiğinde kullanılmak üzere dosyalar hazırlamak olabilir ancak.

Daha da önemlisi, denetimi yanlışı önleyici bir tarzda ele alan bir yaklaşımın benimsenmesidir. Bu ise ancak kafalarda yapılacak bir değişimle sağlanabilir. Bu değişimi, siyasetin hayatın her alanına bulaşmış olmasından nemalanan kafalar gerçekleştiremeyecektir. BDDK'nın başarısız olması, ki başarısız olduğunu bugün hala yeni bankalara el konuluyor olmasından anlıyoruz, bundan kaynaklanıyor. Denetim eksikliğinden değil. BDDK'nın önündeki en büyük engel, her işe karışmayı düstur edinmiş kamu zihniyeti değil, siyasetin bu şekildeki yapısından kendilerine kolay bir rant aktaran bankacılık sisteminin kendisidir.

Denetimi denetlemeden önce, kafaları düzenlemek gerekir.


16 Temmuz 2003
Çarşamba
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED