AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına öyle davran

Vurucu gücü büyük İsrail ordusunun Filistinliler'in yerleşim birimlerini yakıp yıkan saldırılarına karşılık, genç insanların ölümüne eylemleri birbirini izliyor. İsrail ve Filistin'de kan ve gözyaşı dökme üzerine kurulu çatışma ortamında, silahlı güçlerin dışında herkes büyük bir ümitsizlik ve korku içinde savaşın kendilerini nereye götürdüğünü bilmiyor. Bu dehşet ortamında İsrailliler öldürmeye, Filistinliler de ölmeye doymuyor.

Herkesin asker olduğu, güç kullanmanın devlet politikası haline geldiği İsrail'de şiddet ve kan dökme fasit bir daire oluşturdu. İsrail ve Filistinliler'in savaş stratejileri şiddetin çelik çemberini daha da güçlendiriyor. İsrail güç kullandığı için kan dökülüyor. Kan döküldüğü için intihar eylemleri yapılıyor. Filistin ve İsrail'in şiddetin bu demir kafesini mutlaka parçalamaları gerekir. Çünkü Andre Malraux'nun dediği gibi: "Bir insanın hayatı hiçbirşeydir. Ancak hiçbirşey bir insanın hayatının karşılığı değildir."

Savaş öncesi bölgeye gitmiştim. Kudüs, Yafa, Tel Aviv, El Halil, Eriha ve Beytüllahim Osmanlı döneminin 'Filistin'i gibiydi, üç dinin mensupları birlikte yaşıyordu. Mescid-i Aksa, başta Türkiye olmak üzere Filistin dışından gelen Müslümanlar'la dolup taşıyordu. Eriha'nın alışveriş merkezleri cıvıl cıvıldı. Ölüdeniz kıyısındaki otellerde hiç boş yer yoktu.

Müslüman, Hristiyan ve Museviler'in gözlerinde "La İlahe İllallah İbrahim Halilullah"da buluşmanın mutluluğu okunuyordu. Osmanlılar da üç dinin ortak atasının Hz. İbrahim olduğunu anlatmak için, inşa ettikleri Kudüs Kalesi'ne de "La İlahe İllallah Muhammed Rasulullah" yazmamışlardı. Onlar kendilerini Kudüs'ün sahibi değil, koruyucusu olarak görüyorlardı. Bu yüzden, onların dört yüzyıl süren yönetiminde Kudüs'te hiç kan dökülmedi.

Kudüs'te Oslo süreciyle yürürlüğe girmiş bir barış ortamı vardı. Her üç dinin bağlıları ortak yanlarının, çatışan yanlarından çok daha fazla olduğunun bilincine varmışlardı. Hepsinin atası Hz. İbrahim'di. Onun da makamı ve kabri El Halil şehrindeydi. Yüzyılların içinden onlara "Hepiniz İbrahim oğullarısınız" diyordu. Her üç kitaplı din ortak bir geçmişe, kutsal kitaplara ve aynı peygamberlere dayanıyordu.

Ariel Sharon'la Filistin ve İsrail Oslo süreci öncesine döndü. Sharon'un "Beyrut Kasabı" olmaktan başka bir özelliği yok. Tek bildiği, eski bir general olarak, "topyekun savaş" stratejisiydi. Filistinliler'i evleri, işyerleri, okulları, hastaneleri, kamu binaları, yaşlıları, gençleri ve çocuklarıyla birlikte yok etmek. Onun hiçbir sivil projesi yok. O ustası Prusyalı general Clausewitz'in geliştirdiği savaş stratejisinde olduğu gibi, Filistinliler'i ekonomik, psikolojik, siyasal ve kültürel tabanıyla birlikte çökertmekten başka bir çözüm düşünmüyor.

İspanya ve Almanya'da soykırıma uğradıklarını her fırsatta dile getiren Yahudiler, Filistin'de akılalmaz cinayetler işliyor. Onlarla soykırımda artık kimse yarışamaz. Onların son yıllarda döktükleri kanın eşi ve benzeri yok. Bir yanda dünyanın en gelişmiş silahlarına sahip çok güçlü bir ordu, diğer yanda, elinde taş ve canından başka silahı olmayan insanlar var. Bu bir savaş değil, bir toplumun tarihten, coğrafyadan ve toprağından kazınıp, toptan yok edilmesidir.

İsrail güçlü bir ordusu olduğu için, güç kullanmaktan başka bir çözüm düşünmüyor.

Sharon güçle herşeyi çözebileceğini sanıyorsa yanılır.

"Güçle dünya ele geçseydi, kartallar serçelere hiç yiyecek bırakmazlardı."


16 Temmuz 2003
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED