AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Resmen hastalık...

Koskoca adam, üşenmeden saçmalıyor, biz de okuyoruz; daha doğrusu, ciddiye alıyoruz...

Kemalist fikirleriyle temayüz etmiş bir ağabeyimiz bu; "cuntacılık"tan tutuklanmış, yargılanmış ve nasılsa (nasıl olduğunu daha önce teferruatıyla yazmıştım) beraat etmiş, otuz yıldır bildik teraneleri yineleyip duruyor köşesinde.

Bu ağabeyimize göre, "tek gerçek hakikat" pozitivizm...

Tek gerçek yönetim biçimi ise, kemalizm...

Osman Ulagay mı yazmıştı, tam hatırlamıyorum... Belki de Murat Belge.

"İster din deyin, ister dünya görüşü, isterse doktrin; kemalizm adı verilen ideoloji bitti" diyordu.

Zaten saplantısız, önyargısız, akıllı uslu adamlar, kemalizmle Atatürkçülüklüğün farklı şeyler olduğunu, bu iki kavramın farklı dünya görüşlerine (farklı paradigmalara) işaret ettiğini görüyor artık.

Atatürkçülük, "muasır medeniyeti" hedefleyen, kalkınmacı ve modernleşmeci bir "atılım retoriği"dir; hafif nobran, ağır kıratta baskıcıdır ama son tahlilde çağdaş dünyaya ayak uydurmayı hedeflemektedir.

(Atatürkçülüğü tek parti kayıpları içinde donduran çevreler, Mustafa Kemal'in, Batı'da olduğu gibi, çok partili sisteme dayalı bir "parlamenter nizam arayışı" içinde olduğunu nedense görmezler, görmek istemezler... 1926 yılında, İsmet Paşa'nın yersiz kaprislerine kurban giden "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" muhaliflerin kurduğu bir partiydi; hadi diyelim ki "zararlı"ydı ve kapatıldı; peki bizzat Atatürk'ün direktifiyle kurulan "Serbest Cumhuriyet Fırkası" ne oluyor o zaman? Bu iki örnek bile, Mustafa Kemal'de bir Pol Pot, bir Lenin, bir Enver Hoca vehmeden İsmet Paşacı takımın yüzünü kızartmaya yeter.)

Anlayacağınız, Mustafa Kemal, bir "saf parlamenterist"ti, kemalizmle filan ilgisi yoktu... Güç ve imkan bulabilseydi, yani ikide birde "araya görüntü sokan" İsmet Paşa takımının şerrinden emin olabilseydi, dünya ekonomik krizini idrak ettiğimiz 1930'larda "demokrasi"ye geçecekti.

Olmadı.

Olmamasının başka derunî sebepleri de var, ama o "derun" bu yazının münderecatını aşar; başka sefere artık.

Kemalizme gelince...

Kemalizm, büyük ölçüde, "Kadro" dergisi etrafında kümelenen ve İsmet Paşa retoriğine imanla bağlı Yakup Kadri'lerin, Vedat Nedim'lerin, illa ki toprağı bol olası Şevket Süreyya'ların halt karıştırmasıdır.

İster doktrin deyin, isterse tek gerçek hayat nizamı, kemalizm öncelikle "iç düşman" telakkisi üzerine vücut bulan bir ideolojidir; "Halk bizim düşmanımızdır" derler mesela (İnönü'ye ait bir sözdür bu); dolayısıyla halkın kültürü, geleneği, inanç ve değer tercihleri öncelikli tehdit kapsamındadır.

Resmen hastalık...

Öyle bir hastalık ki, temel referanslarını 1930'lardaki "altın çağı"ndan alan ve bu çağın yeniden yeniden tesis edilmesi arzusundan beslenen bir ideolojiyle "çağdaş demokrasi"ye, daha da acıklısı "refah toplumu"na varılabileceği sanılıyor.

Koskoca adamlar da buna inanıyor.


30 Temmuz 2003
Çarşamba
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED