|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ne yaptık ettik, doğru başlattığımız bir tartışmayı sonunda yanlış bir zemine yerleştirmeyi becerdik. Abdullah Gül, Washington'a, Irak'ta bozulan dengeleri yeniden kuracak bir öneriler paketiyle gitti, görüştüklerine Türkiye'nin tavrını anlattı; ama görüyorsunuz, sonunda iş yeniden tek bir soru etrafında dönüp durmaya başladı: Türkiye Irak'a asker gönderecek mi? Soru yanlış sorulduğunda cevabın doğru olması fazla bir anlam taşımıyor. Washington açısından, olay, Irak operasyonuna 'uluslararası' bir mâhiyet kazandırmaktan ibaret olabilir. Türkiye'nin adının geçmediği 30 ülkeden oluşan bir 'destekçi ülkeler listesi' var ABD'nin; buna hergün yeni ülkelerin eklenmesi için çaba gösteriliyor... Hindistan asker göndermeyi reddetti, Pakistan da öyle; Amerikalılar bu iki ülkeyi ikna için her yola başvuruyorlar... Bu açıdan bakıldığında, Washington'un Türkiye'yi savaş cephesine çekmek için çaba göstermesi doğal... Ancak, Türkiye açısından yaklaşılınca, Washington'un bu arzusuna râm olmanın pek bir anlamı bulunmuyor. Türkiye, savaş öncesinde, Amerikan birliklerinin topraklarında konuşlanması dışında her ABD talebine destek verdi; şimdi de beşerî yardım konusunda elinden geleni yapıyor. Tek esirgediği askerlerinin Irak'ta devriye görevini üstlenmesi; bu yolda atılacak bir adım, Türkiye'yi de Irak tablosunun aslî unsurlarından biri haline getirecektir. Oysa, ortada pek de içaçıcı bir tablo bulunmuyor. ABD'nin Irak'a saldırırken kullandığı gerekçelerin doğru olmadığı anlaşıldı. Demokrasi götürme iddiası ise muhatabı olan Irak halkı tarafından ciddiye alınmıyor; işgal ordusu komutanının 'gerilla savaşı' adını koyduğu vur-kaç operasyonlarında "Savaş bitti" denildikten sonra hayatını kaybeden Amerikan askeri sayısı savaşta ölenlerden daha fazla. Temel ihtiyaç maddelerini karşılamakta zorlanıyor işgal güçleri; güvenlik ve asayiş konusunda başarısız oldukları da aşikâr... Üç ay içerisinde iki yönetim denendi, şimdikinden de fazla mutlu değil Washington... Türkiye'nin bu tablo içerisinde yer almasının mâkul hiçbir sebebi yok. Abdullah Gül'ün bu tablo ortadayken çıktığı Washington ziyareti Bush yönetimine önemli bir fırsat sundu. Bölgeyi 'içeriden' tanıyor Türkiye; Irak'ın istikrarı veya istikrarsızlığı bizi yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin Irak halkını öfkelendiren beceriksizlikleri ortadan kaldırabilecek fizikî ve insan gücü imkânları da bulunuyor. Daha da önemlisi, Türkiye, coğrafyası ve tarihinin kendisine yüklediği bir misyona sahip; iktidarda Ak Parti'nin bulunması da o misyona uygun davranmayı kolaylaştırıyor. ABD ve İngiliz askerlerinin belli bir takvime bağlı olarak işgali sona erdirme kararına varmaları, Irak topraklarındaki askerî varlığın BM şemsiyesi altında gerçek anlamda bir 'barış gücü' haline dönüşmesi, sadece maddî kalkınma ve imar çalışmalarında değil, ülkenin siyasî altyapısının yeniden kurulmasında da Türkiye'nin görev almasını mümkün kılabilir. Gül'ün muhataplarına aktardığı, "Türkiye jandarma görevini üstlenmez" mesajının altında bu anlayış yatıyordu... Ya da, öyle bir mesaj olduğunu biz vehmetmişiz... Dışişleri bakanı Ankara'ya döndüğünden beri, "BM veya NATO şemsiyesi" önerisi üzerinde durulduğunu, işgali sona erdirip Irak'ta Türkiye'nin başını çekeceği çok-uluslu bir yeniden yapılandırma faaliyetinin başlamasına dönük niyet beyanını duymadık. Varsa yoksa, Irak'a asker gönderme etrafında yapılan içerik yoksunu tartışmalar... Bir punduna getirilebilse, karar, Meclis'ten bile kaçırılacak... Bu duruş bozukluğu sadece Türkiye'ye ve bölgeye zarar vermez, ABD'nin kısa vâdeli olmayan çıkarlarını da zedeler. Türkiye, 'dostluk' ilişkisini yanlışta da destek çıkmak biçiminde anlayacağına, dostunun yanlışta ısrar etmemesini sağlamaya çalışsa ya... Türkiye'ye yakışan budur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |