|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Otomobil kullanmasak (Trafik terörü bitse). Uçaklar olmasa, uçak fabrikaları kapansa. Nükleer ve biyolojik silahlar ne üretilse, ne de üretilmişlerin yok edilmesinin derdine düşülse. Bankalar yok olsa, bankerler kilo düşse. Beş yıldızlı otellerin açık büfelerindeki yemek çeşidi 142 den 12'ye inse; hatta bu oteller hiç yapılmasa; insanlar bütün yıl "çılgınlar gibi" çalışıp sonra yirmi gün "çılgınlar gibi" eğlenmeye koşmasa, turizm (Bacasız sanayi, pöh) hapı yutsa. Kozmetik ürünlerine yapılan yatırım; uzay teknolojisi için ayrılan pay, eğlence için harcanan para (sadece İstanbul'da bu yolda, bir gecede harcanan 900 milyar imiş) daha hayırlı hedeflere yönelse. (Bakınız bu tarz düşünme bizi doğal olarak hayrın ve şerrin ne olduğuna götürüyor. Hadi hayırlısı.) İnsanların 40-50 gömleği, gece-gündüz ayrı ayrı giyeceği, yüzlerce elbisesi, onlarca ayakkabısı olmasa. (Hop, hop... Abarttın yani usta, kimden bahsediyorsun sen?) Uzatmayalım, hayali gerçeğe katmayalım, dünyanın düzenini sarsmayalım. (Şuncacık yazı ile nasıl sarsılacaksa.) Birleşmiş Milletler Çevre Programı Başkanı Klaus Toepter, Çin'in milli gelirini 2020 sonu itibarı ile şimdiki seviyesinin dört katına çıkarma isteğinin çevre açısından dünyanın sonu olabileceğini açıklamış (Vatan, 18 Temmuz 2003). Demiş ki, 1.3 milyarlık nüfusun Batı tarzı bir yaşam sürmesi mümkün değil, çünkü dünya kaynakları buna izin vermez. Nuray Mert bu haberden kalkarak bir yazı yazdı: "Kaynakları paylaşma(ma)" (Radikal 22 Temmuz 2003). Mert şöyle diyor: "Bu, ne sadece Çin'e ilişkin bir haber ne de sadece Çin'e ilişkin bir kanaat. Söylenen şu: gelişmiş Batı toplumlarındaki düzeyde yaşama standartının, dünya çapında daha geniş bir kesime yayılması imkansız. Bu teknolojinin yardımıyla artan kaynakların eşitsizlik sorununu çözeceği yolundaki sağ siyasal önermenin iflasının altını çizen açıklamalardan biri. Tabîi, ifade teknik bir ifade, meseleyi bir kaynak meselesi olarak tarif ediyor. "Çin'de Almanya'da kullanılan yoğunlukta otomobil kullanılması durumunda bile dünyanın petrol ve demir kaynaklarının bunu karşılamaya yetmiyeceğini" hatırlatıyor. Yani kaynaklar sınırlı ve talep sonsuz; o yüzden bazıları bu kaynakların çoğunu bazıları azını kullanacak. İyi de bunda sahiden yadırganacak bir şey yok mu? Yani taleplerin sonsuz olması varsayımı karşısında hiçbir itirazımız olamaz mı?" Nuray Mert eşitsizliğin kaynakları artırmada değil paylaşımda yattığını söylüyor. Sonra da "paylaşımı gündeme getiren siyasetlerin gafletten uyanıp, ekonomiyi sadece kaynakların artırılması ekseninde gören-gösteren hakim söylemlerle etkin bir şekilde hesaplaşması gerekiyor, üstelik bu sadece ekonomiye ilişkin değil, insanın tarifine ilişkin, çok hayati bir mesele" diyor. Eyvallah... Ben de meseleye (insan meselesi işte) şöyle bakıyorum. Dünya'da hakim yaşam biçimi şu cümleye odaklanmış: Ne kadar tüketiyorsan o kadar mutlusun. Bu kabul kaynaklarla, paylaşımla doğrudan ilgili. Hadi kaynağı bulduk, onu nasıl kullanacağız? Zurnanın zırt dediği yer burası. Ve dünya sistemi bu soruya çağdaş yaşam biçimi denilen çerçeveyi dayatıyor. (Bu yaşam sürdükçe sistem sürecek.) Başka türlü bir yaşam biçimi düşlemek (ve savunmak) imkân dahilinde. Peki bu mümkün olur mu? El-cevap: Allah'ın dediği olur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |