AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Sekülerleşmeden modernleşmesini bilmek

Yirminci yüzyılda Avrupa'nın öncülüğünde, bütün dünya yoğun bir sekülerleşme süreci yaşadı. Avrasya ekseninde sekülerleşme sürecinde en sancılı bir biçimde yaşayan ülkelerin başında Türkiye gelir. Sekülerleşmenin büyük bir hız kazandığı Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ekonomik, siyasal ve kültürel hayat bütün boyutlarıyla aklın sınırlarının içine çekilerek, zorla dünyevileştirildi. Değişik dallarıyla bilim ve sanatın kapıları kutsal kültüre bütünüyle kapatıldı.

Aşkın dünyayla bütün bağların koparılması, Türkiye'nin geçmişinde benzeri görülmedik bir yoksulluşmaya yol açtı. Çünkü, Türkiye'nin sorunu Sekülerleşme değil, Avrupa ülkelerindeki ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmelerle ayak uydurmak için Moderleşme'ydi. Türkiye'de Tanzimat'tan bu yana Sekülerleşme ile Modernleşme arasında hiçbir fark olmadığına inanıldı. Oysa ikisi arasında çok büyük fark vardır. Sekülerleşme dünyevileşmeyse, Modernleşme dünyalılaşmaktır. Sorun, sekülerleşmeden ekonomik, siyasal ve kültürel değişimlere ayak uydurarak, dünyayı yaşanır kılmaktır.

Seyyid Hüseyin Nasr'ın kitap ve makalelerinde ısrarla vurguladığı gibi: "Müslüman ülkelerin dillerinde kutsal olan ile kutsal olmayan ayrımı yoktur." Dünya ya dönük bir iş ve eylemin, mutlaka Kutsal'la ilgili bir yanı ve boyutu vardır. Benzer şekilde, dünyayla ilgili bir yanı ve boyutu olmayan hiçbir kutsal iş ve eylemde yoktur. Hiç kimse Kutsal olan ile Kutsal olmayan arasına kesin ve değişmez sınırlar koyamaz. İlahi yasalar dünya ve ahireti bir bütünlük ve süreklilik içinde ele alır. İkisi birbiriyle anlam ve değer kazanır.

Hafta içinde Leiden Üniversitesi'nde "Modern Türkiye'de Müslüman Aydınlar" konusunda doktora çalışması yapan Sena Karasipahi'yle Türkiye'nin ana sorununun Sekülerleşme mi, yoksa Modernleşme mi, olduğunu tartıştık. Türkiye Modernleşmek amacıyla seküleştirdi. Ancak beklenilenin tam tersi bir sonuçla karşılaştı. Türkiye, dünyevileşti ama dünyalılaşamadı. Bugün Türkiye, Avrupa'nın en yoksul ülkesidir. Sekülerleşme Türkiye'nin ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü Avrupa ülkelerinin ekonomik seviyesini yakalamasına yetmedi.

Dünyayı yaşanır kılmak için, seküler kültürün doğrularına değil, Kutsal kültürün değerlerine ihtiyaç var. Kutsal kültür, Seküler kültürü bütün boyutlarıyla içinde taşır. Ancak seküler kültürün Kutsal kültürü içine alması mümkün değildir. Kutsal kültürle bağlarını koparan, dünyada bir çöpü olmasa da dünyaya tutsak olmuştur. Öte yandan insan bütün dünyaya sahip olsa da Kutsal kültürle bağını koparmamaşsa, dünyanın değeri onun gözünde bir çöpün değerini aşmaz.

Müslüman aydınlar, Türkiye'yle birlikte sekülerleşen bütün dünyaya Kutsal kültürün kapılarını açarak, yirmibirici yüzyılı, yirminci yüzyıl gibi, bir savaş yüzyılı olmaktan kurtarabilir. Kutsal kültüre kapalı bir kültürün dünyaya barış getirmesi oldukça zordur. Seküler kültür içinde suçsuz bir insanın savaşta ölmesinin hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Oysa, Kutsal kültürün saygı gördüğü bir toplum, savaşta bir çocuğun öldürülmesiyle, bütün toplumun öldürülmesi arasında hiçbir fark gözetmez.

Son yıllarda açıkça görüldü ki, günümüzde dinler arasındaki barış geçmişte, olduğundan çok daha önemlidir. Bu alanda, İslam'ın dışında evrensel mesajı olan başka bir din yoktur. Çünkü İslam, Tek Allah'a ve çok peygambere saygı ve sevgiyi inanmanın şartlarından biri haline getiren tek dindir. Başka hiçbir din, Kutsal kültürün evrenselliği ve değişmezliği üzerinde ısrarla durmaz.

Gerçekte Müslümanlar dünyayı bırakmaz, tam tersine dünya onları bırakmak zorunda kalır.


30 Temmuz 2003
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED