AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Çağdaş insana yakışmayan manzaralar

Demokrasi ve insan hakları… Çağdaş insanın vazgeçilmezleri bunlar.

AB yolundaki Türkiye de her iki konuda da Batı standartlarını yakalamak için büyük mücadele veriyor.

Yasalar çıkarıyor… Düzenlemeler yapıyor.

Ama modern toplumlarda bir başka vazgeçilmez koşul daha var.

Çevrecilik.

Maalesef, demokrasi ve insan hakları kadar bu konuda mesafe alamadık.

Toplum olarak buna pek de önem vermedik.

Günlük ekonomik ve siyasi sorunlar varken, kim çevrecilik gibi bir sorunu ön plana çıkarabilir ki.

Hatta konuyu bilinçsiz ve duyarsız kişilere anlatmaya kalkarsanız şu cevabı alabilirsiniz:

"-Kardeşim ekonomi kötü, işsizlik varken. Ben açken. Sen ne çevreciliğinden bahsediyorsun!"

Bu tür tepkileri duymadım da değil hani.

Erozyondan deniz kirliliğine, tarım ilaçları kullanımından akarsuların korunmasına kadar uzanan çok geniş bir kavram çevrecilik.

Ancak ben konuyu genişletip, dikkati dağıtmak istemiyorum.

Size içimi yakan gözlemlerimi aktarmakla yetineceğim.

Birinci manzara Trakya'dan.

E-5 ya da E-6 olarak adlandırılan oto yolların dışına çıkın. Trakya'yı otomobille gezmeye başlayın.

İlk dikkatinizi çeken şey, yol kenarlarına atılmış çöpler olacaktır. Adım başı çöp çuvalı göreceksiniz. Bunların çoğu açılmış ve içindeki çöpler etrafa yayılmıştır.

Kaç kez rastladım, yol kenarlarına çöpleri boşaltan traktörlere.

O Trakya ki, Türkiye'nin Batı'ya açılan penceresidir. Çoğu göçmen kökenli olduğu için Trakya insanını Avrupalı olarak görenler bile var.

Ama kafa çağdaş olmayınca, tüm bu yakıştırmalar geçersiz kalıyor.

İkinci manzara Karadeniz'den.

Burada yol kenarlarında çöp yığınları göremezsiniz.

Peki çöpleri nerede?

Nerede olacak, ırmak ve çay kenarlarında.

Canım akarsuların yatakları çöp yığınları ile dolu.

Dahası bu çöpler ırmak ve çay suları ile birlikte denize akıyor.

O yüzdendir ki, ırmakların denize döküldüğü alanlar çöplerle dolu.

Plastik şişeler, kumaş parçaları, hayvan kemiklerinden geçilmiyor.

Oysa Karadenizli dışarıdan bakınca çevre âşığı görünüyor. Evlerinin etrafı pırıl pırıl.

Her yer yemyeşil. Evlerin bahçelerinde çeşit çeşit ağaçlar ve çiçekler var.

Ama, akarsuları kirletmemek gerektiğini bilmiyorlar.

Oralara atılan çöplerin çevreye mikrop saçacağını düşünmüyorlar.

Kimse onlara anlatmamış ki, çevre sizin evinizin bahçesinden ibaret değil.

Akarsular, denizler de sizin.

Oysa bu olumsuzluklar dışında, doğanın en az kirletildiği bölge belki de Karadeniz.

Orman yangınları yok. Sanayi yok. Hava kirliliği yok.

Tek eksik çevre bilinci.

Yeşili ve doğayı bu denli seven bölge insanına bunu da anlatmak gerek.

Televolelerden vakit kalsa da televizyonlar şu konuya bir eğilse.

Ne güzel olurdu.

"Paramı yatıracak yer bulamıyorum" diyenlere

Hükümet, "Bono faizleri düştü, banka faizleri geriledi" diye övünüyor ama, bundan memnun olmayanlar da var.

Özellikle bankada ya da yastık altında parası olanlar.

"Dolar ve Euro'nun hayrını görmedik. Altın elimizi yaktı. Bankaların verdiği gelir neredeyse enflasyon oranına indi. Biz şimdi paramızla nerede para kazanacağız?" diye soruyorlar.

İşin doğrusu çok alternatifiniz kalmadı.

İlla da bir öneri istiyorsanız. Bankaların değişken fonlarını takip edin.

7 ayda yüzde 30'a yakın gelir getirdiler.

Bu ortamda iyidir.

Türk dergiciliği sizlere ömür

Tetiği ilk kez kim çekti bilmiyorum ama dergicilik atılan kurşunlarla ağır yaralandı.

Yayınlar can çekişiyor. Çoğu öldü bile…

Okuyan yok. Ciddiye alan yok.

Anadolu'nun birçok kentine hiç uğramıyor.

10-15 bin basılan dergiyi zaten kaç kentte dağıtabilirsiniz ki….

Tirajlara baktım.

Haber dergilerinin en babası, 8-10 bin satıyor. Magazin dergilerinde üst tiraj 13 bin.

Ekonomi dergileri ise 8-11 bin arası okuru var.

70 milyonluk ülkedeki bu manzara acıdan da öte, ayıp.

Neden böyle oldu? derseniz.

Bir neden söyleyeyim.

Dergi grubunun birinin başında yayından hiç anlamayan kişi var.

Bu kişinin tek özelliği patronun yeğeni olması.

Diğer dergi grubunun başındaki kişi ise patronun kızının arkadaşı.

Asıl işi reklamcılık, yayıncılıkla ilgisi yok.

Son derece başarısız olmalarına rağmen görevlerinde kalmalarının nedenini anladınız mı?

Bu arada dergiciliğin canına okudular. Çok sayıda gazeteci işsiz kaldı.

O başka.

Eski bir dergici olarak manzarayı dehşetle izliyorum.

Dergi yöneticilerinin patronlarına "Efendim ekonomik kriz okur sayısını azalttı" gibi mazeretler ileri sürdüklerini duydukça sinirleniyorum.

El insaf ve izan.

Ne kadar kriz olursa olsun, iyi bir derginin satışı 5 bine 10 bine düşe mi?

Dergiyi çıkaranlarda, yönetenlerde hiç mi suç yok!..

Rahmetli Ercan Arıklı, dergi piyasasını tekrar harekete geçirmek istemişti.

Bu amaçla önce iki dergi çıkardı. Devamı gelecekti.

Dergilerden biri için benim de görüşlerimi sordu.

Dergiyi alıp, müşteri gözüyle inceledim.

Biraz patavatsız olduğum için (Siz isterseniz kibarlık olsun diye dobra deyin):

-Ercan Bey bu derginin içeriği iyi ama bu haliyle satmaz demiştim.

Gerekçelerini sıraladım. Tabii gerekçeleri burada açıklamayacağım.

Ama hiç kızmadı.

"Gelecek sayıları bekle. Söylediğin eleştirileri bulamayacaksın…" dedi.

Ömrü vefa etmedi. Bir trafik kazası onu aramızdan aldı.

Şimdi bakıyorum, geride bıraktığı derginin tirajı taban yapmış.

Sabah ve Doğan Grubu dergileri ile birlikte hayatta kalma savaşı veriyor.

Çalışanlara da okura da çok yazık oldu.


30 Temmuz 2003
Çarşamba
 
ŞEMSİ YÜCEL


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED