|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tesadüfün böylesi az bulunur: 21 yıl önce Londra'da köprüye asılı bulunan Roberto Calvi'nin adını, unutulmaya yüz tutmuşken, İtalyan yargısının verdiği "İntihar etmedi, öldürüldü" kararıyla duyduğumda, "Tanrı'nın bankeri" sıfatlı bankacının önemli kahramanlarından biri olduğu bir kitabı okuyordum. Kitap önemli bir kişiliğin kuşkulu ölümüyle ilgili... Bakalım hatırlayacak mısınız? Şimdiki Papa 1978 yılında seçildi; hatırlamanızı istediğim ondan önce kimin aynı görevi sürdürdüğü... Bugün Katolik Dünyası'nı Vatikan'dan yöneten kişinin adı 'İkinci' John Paul... Kendinden önceki papanın aldığı Birinci John Paul adını sürdürmek için seçti bu adı Polonyalı Papa... Ölümü dünyanın pek çok yerinde "Galiba öldürüldü" kuşkusuyla karşılanan bir önceki papa o koltukta sadece 33 gün oturabildi... "Gece gelen hırsız" İncil'de geçen bir benzetme; âni gelen ölümü anlatmak için kullanılıyor. John Cornwell, Papa'nın ölümüyle ilgili araştırmasına benzetmeyi ad olarak seçmiş; Vatikan'da süren incelemeleri sırasında, pek çok dinadamı, Cornwell'e, "Mütevazı bir adamdı, hep tebessüm ederdi, gece gelen hırsız gibi göçüp gitti" diye anlatmışlar Vatikan ömrü kısa süren papayı... John Cornwell ilâhiyat eğitimi aldıktan sonra gazeteciliğe başlamış bir İngiliz yazar. Katolik. Kilisesi ile ve din câmiasıyla yakından ilgili. Nazilerle Katolik Kilisesi arasındaki yakın ilişkileri incelediği "Hitler'in Papası" diye de bir kitabı var. Bu bakımdan, "Papa öldü mü, öldürüldü mü?" konusunda söyleyecekleri önem taşıyor. Nitekim, kendisine, "Gel şu konuyu tarafsız gözle incele ve bulgularını sansürsüz açıkla" teklifi kiliseden gelmiş; Vatikan bütün kapıları Cornwell'in önünde açmış... Kitabın bir çok yerinde, İtalyan Papa'nın, "Benim ömrüm fazla sürmeyecek, benden sonra yabancı papa gelecek" dediğini tanıkların ağzından duyuyoruz. Polonyalı kardinali kast ediyormuş ve gerçekten de 33 gün sonra ölünce yerine o geldi. Polonyalı Papa'nın siyasi eğilimleri, döneminin Sovyetler Birliği'ni dize getiren gelişmelerle geçmesi, kuşkuları sonradan daha da artırdı. Katolik çevreleri bile, "İtalyan Papa'yı, sırf Polonyalı gelsin diye, Vatikan Bankası'nın başındaki Amerikalı kardinal Paul Marcincus öldürttü" dedikodusunu yapmaktaymışlar... Paul Marcincus ilginç bir tip. Şikago'da yetişmiş, kocaman pürolar içen, golf oynayan bir papaz... Görevi de Vatikan'ın muhteşem servetine göz kulak olmak; bu amaçla kurulan bankanın başında ve her türlü karanlık kişiyle yolları kesişiyor. Roberto Calvi de bunlardan biri. Marcincus'un ölüm haberini sürpriz olarak karşılamadığı gözlemi, "Hah, kâtil değilse de azmettiren o" diyenleri çoğaltmış... Birkaç kez Vatikan'a gelip misafirhanesinde kalmış Cornwell ve onlarca kişiyle konuşmuş. Bazıları kendisinden uzak durmayı yeğlemişler; bazıları ise konuşmuş ama bildiklerini söylemekten kaçınmış. Bu arada, pek çok rahibin, hatta kardinal düzeyindeki dinadamının birbirini kıyasıya çekiştirdiğini de okuyoruz kitapta... Vatikan tam anlamıyla kaynayan bir kazan... Kimse kimseyi çekemiyor; eline fırsat geçiren ötekini harcamaktan kaçınmıyor... Papa'nın ölümünde kuşkuları artıran ayrıntılar pek fazla. "Cesedi ilk kim buldu?" sorusunun bile birden fazla ve çelişkili cevabı var. "Ne durumda buldu?" sorusuna verilen cevap ise akla ziyan. Belli ki, Vatikan, bir şeylerin ortaya çıkmasını engellemek için perdeleme faaliyeti gerçekleştirmiş... Yazar, aklında "Acaba neden?" sorusu, araştırıp duruyor... "Böylesine günümüzle ilgisiz bir konuyu işliyorsun, hiç değilse 'Papa öldürüldü mü?' sorusuna cevap ver be adam" sabırsızlığına hak veriyorum. Sorunuzun cevabını Cornwell'in hayli beğendiğim kitabını okuduktan sonra vermem kolay da, önemli olan, ölüme doğru gidilen ortamı ve Vatikan'ın havasını yansıtabilmek... Bulgulardan dikkatimi çekenlerden biri de şu oldu: Katolik Kilisesi ile Vatikan arasında ciddi bir fark var. 'Kilise' dendiğinde akla gelmesi gereken dinadamları; Papa seçimini de bunlar yapıyorlar... Dinadamlarının gözünde mânevi değerler daha önemli. Oysa seçilen Papa o günden başlayarak Vatikan'da yaşıyor ve hergün ilişki kurduğu kişiler Vatikan bürokrasisi. Bunların çoğu da dinadamı belki, ama artık bürokratlaşmış dinadamı... İtalyan Papa'nın yüreğine indiren de Vatikan'da yaşadıkları olmuş... İngiliz yazarın vardığı sonuç şu: Papa Birinci John Paul öldürülmedi; ancak ciddi hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldığı halde Vatikan kendisiyle pek ilgilenmedi. Vatikan'da yaşadığı 33 gün içinde tek bir doktor uğrayıp nabzını tutmadı, tansiyonunu ölçmedi. Oysa, ölüme doğru götüren bir hastalığı olduğu bütün ârazlarıyla görülebiliyordu. Cornwell, "Papa'yı Vatikan'ın ihmali öldürdü" kanaatinde... Papa'nın ölümü bana Turgut Özal'ı kaybedişimizi hatırlatıyor. Bir dizi seyahatte yorgun düşmüştü daha yeni ameliyatlardan çıkmış Turgut Bey ve geziler boyunca perhizine dikkat eden olmamıştı. Cimnastik âleti üzerinde durdu kalbi. Birinci John Paul'ün kalbi de ihmale dayanamayıp durmuş; Papa'yı yerde kıvrık vaziyette bulmuş oda hizmetlerine bakan rahibe... Dedikodu çıkmasın diye yalan uydurmaya başlamışlar ve 'suikast' dedikoduları almış başını gitmiş... Vatikan ilginç bir yer.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |